Dr. Ayşen Karaduman
Doç.;
Hacettepe Üniv. Tıp Deri Hastalıkları AD
Sedef hastalığı
Psoriazis çeşitli klinik
biçimlerde ortaya çıkabilen, yineleyici, kronik bir deri
hastalığıdır. Deri lezyonlarının çok tipik olması
nedeniyle tanı koymak oldukça kolaydır. Lezyonlar klasik
olarak eritroskuamozdur; bu hem vasküler yapıların (eritem)
hem de epidermisin (skuam) etkilendiği gösterir. Morfolojik
olarak çok değişik biçimlerde görülür. Psoriazis vulgaris
en sık rastlanan tipidir.
Psoriazis prevalansı farklı toplumlarda ve coğrafik
bölgelerde değişiklik gösterir. Değişik çalışmalar
psoriazis sıklığının %1-2 oranında olduğu göstermektedir.
Çocuklarda rastlanma sıklığı %1,1 olarak bulunmuştur. Erkek
ve kadınlarda eşit sıklıktadır. Tüm yaş gruplarında
görülebilmesine karşın başlama yaşı genellikle üçüncü
onyıldır. Erken başlangıç (<40 yaş) Tip I psoriazis
adını alır ve daha şiddetli hastalığı belirtir. Tip I
psoriazisde aile öyküsü varlığı olasığı daha fazladır.
Tip II psoriazisde (40 yaş<) hastalığın seyri ve prognozu
daha iyidir. Hastalığın genetik geçişli olduğunu gösterir
pek çok çalışma olmasına karşın bu geçişin nasıl
olduğu kesin olarak bilinmemektedir.
Etyopatogenezi:
Psoriazis multifaktöriyal bir hastalıktır. Araştırmalara
karşın günümüzde henüz nedeni bilinmeyen hastalıklar
arasındaki yerini korumaktadır. Hastalık genetik
yatkınlığı olan kişilerde çevresel faktörlerin etkisiyle
ortaya çıkmaktadır. Psoriazisin oluşumundaki temel patoloji
kerotinositlerin hiperproliferasyonu ve inflamasyonudur. Normalde
26-28 gün olan epidermal yenilenme süreci kısalmıştır.
İmmün sistem hücreleri olan T lenfositler ve keratinositler
arasındaki etkileşim psoriazis patogenezinde rol oynamaktadır.
Psoriatik lezyonlarda artan CD4T hücreleri psoriatik
lezyonların ortaya çıkışında ve kalıcılığında rol
oynayan sitokinler salarlar. Aktivite T lenfositlerden salının
bu sitokinler keratinosit proliferasyonuna ve endotel
hücrelerinden adezyon moleküllerinin salınımını stimüle
eden sitokinler sentezine yol açar. Ayrıca keratinositler de
değişik sitokinler salgılayarak psoriazis sürecinin
sürmesinde rol oynarlar.
Psoriatik lezyonların ortaya çıkışını provake eden dış
etkenlere tetikleyici faktörler denir. Bunlar: Travma;
Epidermisin zedelenmesine yol açan çeşitli mekanik, fiziksel
ve kimyasal travmalar lezyonsuz deri bölgelerinde psoriatik
lezyonların ortaya çıkmasına neden olur. Buna "Köbner
Fenomeni" denilir. Akut streptokokal enfeksiyonlar, bazı
ilaçlar (lityum, beta adrenejik blokörler), emosyonel stresler
hastalığı başlatabilir ya da alevlendirebilir. Bunların
yanısıra endokrin etkenler, hipokalsemi ve diyalizin, ayrıca
hastaların az bir kısımında güneş ışınlarının
lezyonlarda artışa yol açtığı bilinmektedir.
Klinik
Psoriazis vulgaris(klasik tip); keskin sınırlı, eritemli
zemin üzerinde yerleşmiş sedefi beyaz ya da gümüşümsü
kepeklerle kaplı lezyonlarla karakterizedir. Başlangıç
lezyonu genellikle eritemli bir makül ya da makülopapül olup,
bu lezyonların genişlemesi ile üzeri skuamla kaplı büyük
plaklar ortaya çıkar. Skuamlar lezyonun üzerini bütünüyle
kaplayabilir ya da ortasında yapışmış olarak bulunabilir.
Kronik lezyonlarda skuamlar kalınlaşarak alttaki plağa daha
sıkı yapışır. Skuamlar kazındığında tabaka tabaka
kalkarak, toz gibi bir beyazlaşlaşma olur, buna "mum
lekesi belirtisi" denir. Skuamlar mekanik olarak
kaldırıldığında eritematöz zemin üzerinde küçük kanama
odakları belirir. Buna "Auspitz belirtisi" adı
verilir. Bu kanama odakları uzamış dermal papilla
uçlarıdır.
Lezyonlar simetrik olarak diz, dirsek, lumbosakral bölge,
saçlı deri (kulak arkası) ve göbek çevresine yerleşir.
Küçük tek bir plak birleşerek geniş plaklara, geniş plaklar
birleşerek harita (P. geagrafika) gibi lezyonlara
dönüşebilirler. Bazen lezyonlar, orta kısmı iyileşerek
anüler bir biçim alabilir. Stasyoner psoriazis aksilla,
inguinal bölge gibi kıvrım bölgelerinde sınırlı kalabilir
(P. inversa).
Psoriazisde el tırnaklarında %50, ayak tırnaklarında %35
oranında tutulum olur. Bu değişiklikler toplu iğne başı
büyüklüğünde çukurcuklar (pitting), subungual hiperkeratoz,
tırnak distalinde sarı renk değişikliği, şiddetli olgularda
onikodistrofi biçimindedir.
Erüptif (Guttat) Psoriazis: Çok sayıda 0,5-1 cm'lik
küçük, eritemli skuamlı papüllerle kendini gösterir.
Genellikle gövde ve üst ekstremitelere lokalizedir. Ortaya
çıkmasında streptokokal üst solunum yolu enfeksiyonları
tetikleyici rol oynar. Birincil hastalığın tedavisi
psoriazisin deri lezyonlarınında düzelmesini sağlayabilir.
Ancak ilerde psoriazisin yineleme olasılığı vardır.
Psoriazisin özel formları:
Psoriatik eritroderma: Psoriazisin tüm vücut
yüzeyinin tutulduğu jeneralize, ağır bir formudur.
Psoriazisin tüm belirtileri bulunmakla birlikte eritem en
belirgin bulgudur. Psoriatik eritroderma, ani jeneralize eritem
biçiminde ya da kronik plak tipi psoriazisin yaygın
eksfoliyatif faza dönüşmesi biçiminde başlayabilir. Bu,
hastalık aktivitesinin derecesini belirler. Hastalarda ateş,
halsizlik, kırıklık, lökositoz, vazodilatasyona bağlı
sıvı-elektrolit kaybı, ısı kaybı ve santral hipotermi gibi
sistemik komplikasyonlar ortaya çıkabilir. Aşırı skuamasyon
nedeniyle protein kaybı ve demir eksikliği olabilir. Tırnak
matriksinin destrüksiyonu nedeniyle tırnak büyümesi durur ya
da tırnak yitimi olabilir.
Püstüler Psoriazis: Lokalize ya da jenaralize olur.
Lokalize form simetrik olarak avuç içi ve ayak tabanlarında
eritemli zemin üzerinde sarı püstüllerle karakterizedir.
Sistemik belirtiler yoktur.
Jeneralize püstüler psoriazis ise akut ve seyrek olarak
mortalite riskli olan bir formdur. Ateşle başlayıp 2-3 mm
boyutlarında yaygın steril püstüller avuç içi, ayak
tabanları, tırnak yatağı dahil tüm gövdeye ve
ekstremitelere dağılır. Püstüller genellikle eritemli zemin
üzerindedir. Önce yama tarzında iken zamanla birleşirler ve
tüm deri yüzeyini tutarak hastalık daha şiddetlenir.
Hastalık karakteristik olarak püstüller ve ateşle birlikte
giden dalgalı bir seyir izler. Tırnaklarda onikolizis
görülebilir. İkincil bakteriyel enfeksiyonlar, septisemi,
dehidratasyon, elektrolit dengesinde bozukluk, hipokalsemi ve
hipoalbüminemi gibi ciddi komplikasyonlar görülebilir.
Psoriatik
Artrit: Tüm psoriazis tipleri içinde, hastaların en
azından %5-8'inde eklem, tendon, ligaman ve fasya tutulumu
olabilir. Eğer deri tutulumu şiddetli ise ya da püstüler
psoriazis olduğunda daha yüksek sıklıkta görülür.
Seronegatif bir artrit olup, genellikle deri lezyonlarından
sonra ortaya çıkar. Psoriatik artritli hastalarda HLA-B27
ekpresyonu artmıştır. Asimetrik oligoartrit ve monoartrit,
romatoid artrite benzeyen simetrik poliartrit ya da ankilozan
spondilite benzeyen aksiyal artrit biçiminde görülür.
Olguların çoğunda asimetrik oligo artiküler tutulma
görülür. Sıklıkla el ve ayakların distal ve proksimal
interfalanjiyal ve ayakların metatarsofalanjiyal eklemleri
tutulur. Seyrek olarak büyük eklemleri, %20 olasılıkla
sakroiliak eklemi tutulabilir.
Patoloji: Aktif bir
lezyonda karakteristik bulgular epidermistedir.
1. Rete çıkıntılarında düzenli uzama ve akantoz,
2. Dermal papillalarda uzama, genişleme ve ödem,
3. Parakeratoz (yassı, çekirdekli stratum korneum
hücreleri tabakalar biçiminde birbiri üzerine
yığılmıştır. Genellikle hiperkeratoz ile birliktedir),
4. Malpighi tabakasının suprapapiller kısmında
incelme, bazen spongioform püstüllerin oluşumu,
5. Granüler tabakanın incelmesi ya da kaybolması,
6. Mitozda artma,
7. Lenfosit ve monositlerden zengin az ya da çok dermal
infiltrasyon ve ödem,
8. Stratum korneumda ya da hemen altında yerleşen PMNL
oluşan epidermal mikroabseler (Munro mikroabseleri).
Tanı ve Ayırıcı
Tanı:
Psoriazis tanısı ağırlıklı olarak klinik bulgulara
dayanılarak konulur. Bazı lokalizasyonlar ve atipik biçimlerde
tanıya histopatolojik inceleme yardımcı olur.
Hastalığın aktivitesinde değişiklik olduğunda, erüptif,
püstüler ya da eritematöz olduğunda tanıda güçlük
olabilir. Ayırıcı tanıda ekzema, pitriazis rubra pilaris,
seboreik dermatit, pitriazis likenoides varioliformis, kandida,
yüzeyel mantar hastalıkları, sifiliz, kutanöz T hücreli
lenfoma gibi hastalıklar düşünülebilir.
Tedavi
Hastalığın hastanın yaşamı üzerindeki etkisini göz
önünde bulundurmak tedavideki başarının bir parçasıdır.
Tedaviye başlamadan önce hasta, hastalığı hakkında
bilgilendirmeli, tedavi ile elde edilen iyileşmenin her zaman
kalıcı olmadığı, bu iyilik durumunun uzun sürebildiği gibi
nüks edebilme olasılığının olduğu anlatılmalıdır.
Hastalığa neden olan ve alevlenmesine katkıda bulunan
tetikleyici etkenlerden sakınması gerektiği söylenmelidir.
Psikiyatrik yönden desteklenmelidir. Hastaya cesaret verme ve
destek, tedavinin önemli bir bölümünü oluşturur. Tedavide
amaç hastalığı sınırlı deri lezyonları düzeyinde tutmak,
uzun süreli ve en çok etkiyi sağlamaktır.
Topikal Tedavi:
Deride kuruluk hastalığın yaygın formlarında istenmeyen
bir durumdur. Bu nedenle nemlendiriciler kullanılmalıdır.
Lezyonların yüzeyindeki kepeklerin kaldırılması, daha sonra
uygulanacak tedavilerin etkisini arttıracağından, tedavinin
başlangıcında bu amaçla salisilik asit, laktik asit ve üre
(%10) kullanılabilir.
Antralin: Antiproliferatif ve antiinflamatuvar etkisi vardır.
Kronik plak ve gutat psoriaziste iyi bir seçenektir. Klasik
antralin tedavisi düşük konsantrasyonla (%0,5-0,1) başlar ve
%5 konsantrasyona çıkılıncaya dek her hafta artırılır ve
lezyonlar düzelinceye dek sürdürülür.
Kısa temas tedavisinde ise antralinin yüksek konsantrasyonu
10-20 dakika uygulanıp hemen yıkanır. Deriyi ve giysileri
kahverengine boyamasının yanısıra irritan reaksiyonlara neden
olabilir.
Vitamin D3 ve analogları: Keratinosit proliferasyonunu
baskılarken terminal diferansiyasyonunu artırır. Piyasada
kalsipotriol olarak bulunan vit D3 analoğu plak tipi psoriazisde
günde bir ya da iki kez olarak iki ay kullanılabilir.
Ultraviyole ışınları emme özelliği nedeniyle UV ile kombine
edebilir. Lokal irritasyon, kalsiyum ve fosfor metabolizması
üzerindeki etkisi izlenmelidir.
Tazaroten: Yeni geliştirilmiş bir retinoid türevidir.
Başlıca psoriatik plaklarda skuamı, plak kalınlığını ve
eritemi belirgin olarak azaltır. Kronik plak tipi psoriazisde
%2-5'lik konsantrasyonlarda kullanılır.
Topikal kortikosteroidler: Topikal tedavide en etkin ve
en çok kullanılan ilaçlardır. Bunların seçiminde steroidin
etkinliği ve gücü gözönünde bulundurulur. Önce güçlü
steroidlerle başlanır, daha sonra iyileşme elde edildikçe
gücü daha az olanlara geçilerek yan etkiler en aza indirilmeye
çalışılır. Nüks ve alevlenmeyi önlemek için tedavi
sistemik steroid tedavisinde olduğu gibi aşamalı olarak
azaltılarak ilaç kesilir. Piyasada pomad, krem ve losyon
formunda bulunurlar.
Çocuklarda az güçlü kortikosteroidler seçilmelidir. Ayrıca
etkinin arttırılması için oklüzyon (kapalı uygulama)
biçiminde uygulanabilir. Etkinin arttırabilmesi amacıyla yerel
steroidler salisilik asit ve üre ile birlikte
kullanılabilmektedir.
Fotokemoterapi: Güneş ışınlarının sedef
hastalığı üzerindeki olumlu etkisi uzun yıllardan beri
bilinmektedir. PUVA tedavisi sistemik psoralen (ışığa
duyarlandırıcı) ile UVA'nın birlikte uygulanmasıdır. UVA
enerjisi ile psoralenler DNA ile çapraz bağlar oluşturarak DNA
sentezini ve mitozu baskılar.
Potent bir ışığa duyarlandırıcı olan
8-metoksipsoralenin (0,6-0,8 mg/kg) ağızdan alınımından
yaklaşık 2 saat sonra UVA, 1 joule/cm2 olacak biçimde
başlanır. UVA dozu her seansta 0,5 ile 1,5 joule arttırılır.
Bu tedavi; haftada iki ya da üç, daha yoğun protokollerde
haftada dört kez uygulanır. Psoriazisde lezyonların
bütünüyle temizlenmesi için 19-25 seans (100-245 J/cm2 UVA)
gereklidir. Psoralenin %95'i sekiz saat içinde böbrek yoluyla
atılır. Bu süre içinde derinin UV ışınlarına
duyarlılığı arttığından ilaç alınımının 8-12 saat
sonrasına dek UV’den korunmak gerekir.
Ayrıca baş ağrısı ve dönmesi, bulantı gibi
belirtiler olabilir. Psoralen lenste birikerek katarakta neden
olabileceğinden tedavi sırasında ve psoralen alınımından
sonraki 24 saat içinde gözlerin korunması gerekir. Yılda bir
göz incelemesi yapılmalıdır. Uzun süreli yan etkileri ise;
solar elastoz, deri yaşlanması, aktinik değişiklikler, hiper
ve hipopigmentasyon, melanom ve
non-melanom deri kanserleri oluşumudur. Ayrıca dar band UVB,
selektif UVB (SUP) tekli ya da topikal kortikosteroidler, vit D3
analogları ve antralin ile kombine tedaviler biçiminde
uygulanabilir.
Sistemik Tedavi
Hastalık yaygın püstüler ya da aktif faza
geçtiğinde sistemik tedaviler seçilmelidir.
Metotreksat: Bir folik asit antagonistidir ve hücre
siklusunu S fazında baskılar. Püstüler psoriazis ve psoriatik
artiritte 10-25 mg arasındaki dozlarda haftada bir kullanılır.
Bulantı, kusma, halsizlik ve baş ağrısı yanısıra, kemik
iliği baskılanması, karaciğer toksisitesi en önemli yan
etkileridir.
Siklosporin: İmmünsüpresif etkili bir siklik
polipeptid olup sıklıkla doku rejeksiyonunu önlemek amacıyla
kullanılır. Psoriazisdeki etkisi, Langerhans hücrelerinin
antijen sunma kapasitesini ve mast hücre işlevlerini baskılar.
Şiddetli plak tipi psoriazisde oldukça etkilidir. Psoriatik
artiritte tırnak lezyonlarının iyileşmesinde etkilidir.
Önerilen doz 2,5-3 mg/kg/gün bölünmüş iki dozla günde en
çok 5 mg'a çıkılabilir. Böbrek işlevlerinde bozukluk,
hipertansiyon, hipertrikoz, diş eti hipertrofisi gibi yan
etkileri vardır. Kan basıncı ve serum kreatinin izlemi
gereklidir.
Retinoidler: Retinoidler keratinosit büyümesini ve
terminal diferansiyasyonunu düzenler. A vitamini türevi olan
etretinat kullanılır ancak yarı ömrü uzun olduğundan
kadınlarda teratojenik etki riski fazladır. Artık dünyada
yarı ömrü daha kısa olan (2-3 gün) asitretin seçilmektedir
(ülkemizde yoktur). Psoriazisin püstüler formunda 1 mg/kg/gün
dozunda kullanıldığında oldukça etkilidir. Şiddetli
psoriazis ve eritrodermik psoriazisde 0,3-0,5 mg/kg/gün olarak
başlanıp 2-3 haftalık aralarla 0,75 mg/kg/gün'e çıkılır.
Bazı olgularda PUVA (Re-PUVA) ile birlikte kullanıldığında
etkinliği artabilir. Genellikle 0,5 mg/kg/gün dozu ile 3-4 ay
sürdürülür.
Yan etkiler; keilitis, göz ve ağız kuruluğu, yaygın
kaşıntı, deride kuruluk, saç dökülmesi, serum lipidlerinde
ve karaciğer enzimlerinde artıştır. Yüksek teratojenik
potansiyeli göz önünde bulundurulmalıdır.
Kadın hastalar ilaç kullanırken ve kesildikten sonraki iki
yıl doğum kontrolü uygulamalıdırlar.
Anasayfa-
Kadın sağlığı - Cinsellik
- Üroloji - Estetik ve Güzellik - Cilt sağlığı- Ruh sağlığı - Kbb
Göz sağlığı -Diet ve Egzersiz - İlkyardım - Kalp sağlığı-Sinir sağlığı-Genel sağlık-Çocuk sağlığı-Bitki sağlığı-Fizik tedavi-Sevgi
Copyright
1998-2001 www.hastarehberi.Com - Tüm hakları saklıdır.
Kaynaklar
1- Baker BS, Powles AV,
Malkani AK. Altered cell-mediated immunity to group A haemolytic
streptococcal antigens in chronic plaque psoriasis. Br J Dermatol
1991; 125: 38-42.
2- Barker JN. Pathogenesis
of psoriasis. J Dermatol 1998 Dec; 25(12): 778-81.
3- Christophers E,
Mrowietz U. Psoriasis. Dermatology in General Medicine. Ed.
Freedberg IM, Eisen AZ, Wolff K, Austen KF, Goldsmith
LA, Katz SI, Fitzpatrick TB. Fifth edition. New York, Mc Graw-
Hill. Inc, 1999; 495-521.
4- Camp R.D.R. Psoriasis
in;Edited by Champion R.H, Burton J.L, Burns D.A, Breathnach S.M.
Rook-Wilkinson - Ebling Textbook of Dermatology Blackwell
Science Pub. Sixth Ed. Vol 2.1998; 1589-1649.
5- Fry L. Centenary
review: Psoriasis. Br J Dermatol. 1988; 119:445-461.
3- Ortonne J-P. Aetiology
and pathogenesis of psoriasis. Br J Dermatol 1996;135 (Suppl.49):
6- Henseler T. Genetics of
psoriasis. Arch Dermatol Res 1998; 290: 463-476.