|
Anlaşma, bir düşünce ve duygu alışverişi olduğuna
göre, karşılıklı yapıldığını varsaymak gerekir; yani anlaşabilmek için
iki tarafın da aktif olarak bu eyleme katılması zorunludur. Bu karşılıklı
alışveriş çerçevesinde, cinsel birleşmenin bir anlaşma biçimi olarak ayrı
ve önemli bir yeri vardır.
Çoğu insan, anlaşmanın yalnızca sözcüklere bağlı olduğunu düşünür. Zaten
genellikle de üzerinde durulan, sözlü ya da yazılı anlaşmadır. Cinsel
anlaşma, cinsel ilişkilere özgü mahremiyetten dolayı büyük ölçüde gözardı
edilir. Cinselliğin doğallığı ve has cinsel arzunun herkes için geçerli
olması, insanların cinselliğe özel olarak eğilmelerini gereksiz kılmıştır.
Onun için cinsel birleşme, hala bir insanın başka bir insanla duygusal
bir bağ içinde bulunduğunu ifade eden basit fiziksel bir eylem olarak
görülmektedir. Birçok eş, ancak rastlantısal olarak cinsel birleşmenin
gerçek anlamını kavrayabilmişdir. Bunların duygusal bağları, paylaştıkları
cinsel eylemin, gerçek mahremiyetini algılamalarını mümkün kılacak düzeydedir.
Bu şanslı insanlar, çözümlenmesi ya da açıklanması mümkün olmamakla birlikte,
eşsiz olduğu hemen farkedilen bir anlaşma düzeyine geldiklerinin bilincindedir.
Ancak bu kimseler geneli oluşturmazlar, istisnadırlar. Çoğu insanın cinsellik
aracılığıyla anlaşma sanatını özel olarak geliştirmesi gerekir.
Doğru dürüst bir cinsel iletişim kurma yeteneği ile normal bir insan arasına
dikilen
büyük engel, toplumlarda fiziksel temasa karşı uygulanan katı yasaktır.
Daha çocukken, insanlar cinsel temas konusunda kendiliğinden, doğal ve
teklifsiz olmamayı öğrenirler. Toplumsal olarak kabul gören fiziksel temas
biçimleri, el sıkışma örneğinde olduğu gibi, kasıtlı olarak törenselleştirilmişler;
böylece formal bir kalıba sokularak her türlü duygusallıktan arındırılmışlardır.
Eşlerin birbirine rahatlıkla izin verdiği vücut temasları, yabancılar
arasında fiziksel saldırı olarak algılanır. Oysa küçük bir çocuk düşünüldüğünde,
onun teması ve sarılmasındaki temel doğallık gözden kaçacak gibi değildir.
Yaşamın ilk yıllarında hakim olan dil, vücut dilidir. Çocuk, sıcak bir
kucaklama ile sert bir tokatın ilettiği anlamları kolayca birbirinden
ayırabilir, Ne var ki, büyüdükçe içgüdüsel olarak vücut temasından kaçınmayı
ve diğer insanlarla arasında hep bir mesafe tutmayı öğrenir. Aslında toplum
içinde "uygun" yaşamanın kuralı bu olduğu halde, birey aşık
olacak ve cinselliğini ifade edecek yaşa geldiğinde, kurtulması gereken
bir sürü sınırlamalar oluşmuştur. Herşeyin ötesinde, o zamana kadar kendine
yasakladığı ve bir tehdit olarak algıladığı fiziksel mahremiyeti, şimdi
sevinerek benimsemesi gerekmektedir. Karşısındaki eşin hevesliliği ile
kendi sinirliliği de işe karışınca, cinsel deneyin oldukça sevimsiz ve
doyuruculuktan uzak gelişmesi, beklenebilecek bir sonuç olur. Bu durumda
eşlerin, cinsel birleşmeden bekledikleri tek sonucun, orgazm olması şaşırtıcı
gelmemelidir. Sevişme, cinsel boşalımın en alt düzeyde kaldığı mekanik
bir eylem haline gelmiştir. Mahremiyet ve paylaşma duygusu, gönülden vermek
arzusu gibi sıcak duyumlar bu ilişki içinde ortaya çıkmazlar. Böyle bir
ilişkide, kadının seksten hoşlanmadığı yolunda yanlış ama görünürde haklı
bir düşünceye kapılabilen erkeklerin kolayca bencilleşmesi ve cinselliği
kendi hakları olarak görmesi çok olasıdır. Eşsiz bir iletişim ya da anlaşma
yolu olması gereken seks, bu durumda sinirli ve bencil bir erkeğin kadından
talep ettiği bir görev haline gelir. Ayrıca seks konusunda sürekli olarak
tetikte olmayı öğrenmiş bir kızın, evlilikle birlikte bu olaya alışıncaya
kadar duyacağı aşırı endişe duygusundan dolayı cinsel temasın tadına varamayacağı
açıktır.
Tam bir cinsel anlaşmanın kurulabilmesi için her iki eşte de birbirine
karşı tam bir güven duygusunun gelişmesi gerekir. Aşkın temelinin güven
olduğu bir gerçektir. Gündelik ya da duygusal bunalımlarda eşinin kurtarıcı
olacağını bilmek nasıl insanı rahatlatan bir duyguysa, cinsel ilişkide
nazik ve açık olacağına güvenmek de o kadar huzur verici ve önemli bir
duygudur. Ancak bu güven duygusu sayesinde sevmek ve sevilmek duyguları
gerçeklik kazanabilir.
Bir ilişki içinde sevginin bilincine varmanın yolu elbette tek değildir.
Ancak cinsel birleşme sırasında çiftler arasında sözsüz bir anlaşmanın
yeşermesi çok olasıdır. Bu şekilde, aşk, elle tutulur bir bağ haline gelir;
eşlerin hareketleri, kucaklamaları ve sevişme teknikleri kendiliğindenlik
kazanır. Böylece herhangi bir beceriksizlik ya da yalnızlık sorunu da
ortadan kalkmış olur. Her eş, diğerine herhangi bir kayıt olmaksızın kendini
verebileceği için, cinsel uyumun özü olan "tek vücut haline gelme"
duygusu bütün yoğunluğuyla ilişkiye hakim olur.
Bazı insanlar, bu uyum duygusuna fazla bir çaba harcamadan ulaşabilir.
Karşılıklı anlayışları sayesinde aralarındaki her türlü fiziksel pürüz
sorun haline gelmeden çözülmüştür. Ama başka bazı çiftler ise, böyle bir
yakınlığın ne farkına ne de tadına varabilir. Ancak bu ilişkilerin mutlaka
başarısız ve mutsuz olduğunu düşünmek yanlış olur. Çünkü günümüzde hala
seksi, tamamen fiziksel bir eylem olarak gören insanlar bulunmaktadır.
Dolayısıyla, bir çiftin birbirini sevmesi, günlük hareket ve düşüncelerinde
pürüzsüz bir anlaşma içinde olması, ancak yine de seksi yalnızca bir fiziksel
doyum kaynağı olarak görmesi mümkündür. Bu bakış açısını her iki eş de
paylaştığı sürece, cinsel birleşmede başka bir anlam aramalarına da gerçekten
gerek olmayabilir. Aslında, ruhsal anlaşma kadar derin ve anlamlı olmamakla
birlikte bu da bir tür anlaşma ya da iletişim tiirüdür. Oysa eşler arasında
sorun, aralarındaki iletişimsizliği farketmeleriyle başlar. Yoğun ruhsal
ya da karşılıklı fiziksel bir anlaşmadan yoksun olan seks, ister istemez
soğuk olacaktır. Herhangi bir hayranlık ya da kapılma duygusu veya karşısındakiyle
"tek vücut haline gelme" gibi heyecanlar bu ilişkide söz konusu
değildir. Duyarlı bir eş, daha cinsel ilişkinin başlangıç aşamasında eşinin
isteklerini tespit edebilir. Normal olarak bir insan, eşini memnun etmek
isteyecek ve bunu yapabilmek için, onu özel olarak neyin sevindirdiğini,
neyin tatmin ettiğini öğrenmeye çalışacaktır. Eşlerin birbirlerini keşfetmesi
ancak böyle mümkün olabilir. Eşlerin ilk tespit ettikleri doyurucu yönteme
takılıp kalma tehlikesi her zaman için vardır. Oysa aynı yöntemin sürekli
tekrarı eşlerin heves ve uyanıklığını körelterek, onları bir can sıkıntısı
ve yeknesaklık devresine sokacaktır. Bu da aralarındaki iletişimi tıkayacak
en önemli nedendir. Böyle bir gelişmeyi önleyebilmek için herşeyden önce
çiftlerin, anlaşma için iki insanın aktif katkılarının gerektiğini görmesi
gerekir. İletişim, karşılıklı bir süreçtir, bir duygu alışverişidir. Dolayısıyla
her iki taraf da bencilliği ve tembelliği bir tarafa bırakmalıdır. Bu
tutum ayrıca yeknesaklığa düşmemenin de ön koşuludur. Başarılı bir cinsel
ve ruhsal iletişim için, eşlerin araştırıcı ve yenilikçi bir yaklaşımı
sürekli korumaları gereklidir.
Çoğu insan için cinsel anlaşma, tüm bir ilişkinin ödüllendiği doruktur.
Aralarında kurulan güven ve aşk ilişkisi, bu cinsel ve ruhsal birleşme
anında adeta kristalleşir. Oysa bazı insanlar bu gelişmenin tam tersini
savunmaktadır ve cinsel anlaşmanın tam önemini vurgulaması açısından birtakım
insanların böyle bir deneyi yaşamış olmaları son derece ilginçtir. Bunlara
göre, cinsel anlaşma, gelişmiş bir ilişkinin anahtarıdır. Cinsel iletişimin
getirdiği teslimiyet ve sevinç duygusu, karşılıklı güven ve sevgi duygusunu
geliştirmelerini sağlayacaktır. Aşık olduğu ve sürekli bir cinsel ilişki
içine girdiği zaman, bir insanın aradığı şey anlaşmadır; zaten "ideal
eş"i bulma arzusunun gerisinde yatan motif, bu yakınlık ve temas
arayışıdır. İnsanlar bu yakınlığın ancak cinsel birleşmede tam anlamıyla
yaşanabileceğini de ayrıca bilirler. Bu yüzdendir ki, seks, basit fiziksel
bir güdünün tatmininden çok ötede bir deneydir. İnsanların yalnız ve yalıtılmış
olarak değil, tersine kendilerini, sevdikleri biriyle paylaştıklarında
daha mutlu olduklarını gösteren bir kanıttır.
kaynak:ailehekimi
|