Tum hatlarıyla cinsellik
CİNSİYET VE
BEYİN FONKSİYONLARI
Beyin yapısının ve
fonksiyonlarının cinsiyete bağlı değişiklikler
gösterdiği, özellikle son yıllarda yoğun araştırmalara
konu olmuştur. Çünkü beyin morfolojisinde ve fizyolojisindeki
bu farklılıklar hem kadın-erkek davranışlarında önemli
farklılıkları meydana getirmekte, hem de özellikle
psikiyatride pek çok hastalıkların patogenezinde ve
tedavisinde önemli role sahip görünmektedir. Kadın erkek
arasındaki bu morfolojik ve fizyolojik farklılıkları
aşağıdaki gruplar halinde özetlemek mümkündür.
Kadın ve Erkek Beynindeki
Yapısal Farklılıklar
Kadın erkek arasında beyin
ağırlığı yönünden farklılık olduğu ve erkek beyninin
kadınların beyninden ortalama % 9 daha fazla volume sahip
olduğu bilinmektedir. MRI ile sağlıklı kişilerde yapılan
araştırmada erkeklerin kadınlardan 91 ml. daha fazla beyin
volume ve 20 ml. daha fazla beyin omurlilik sıvısı ihtiva
ettikleri gösterilmiştir. Fakat beyin ağırlığını vücut
ağrılığına oranladığımız zaman, kadın erkek arasındaki
bu fark ortadan kalkmaktadır. Erkekler de sağ korteks daha
kalın ve interhemisferlik asimetride daha belirgindir.
Dişilerde ise nukleus kaudatus daha büyük, diğer bir deyimle
kaudat ve hipokampus bölgelerinin total beyne oranı dişilerde
daha fazladır.
Beyin morfolojisinin cinsiyetle
ilişkisini şizofrenik hastalarda araştıran Nopoulus ve ark.
40 kadın-40 erkek şizofrenik hastada yaptıkları
araştırmada; şizofrenik erkeklerin ventriküler volümlerinin,
normal erkeklerin ventriküler volümlerinden önemli ölçüde
geniş olduğunu tespit etmişlerdir. Fakat aynı bulgu,
şizofrenik kadınlar ile aynı yaşta sağlıklı kadınlar
karşılaştırıldığı zaman bulunmamıştır. Kadın ve erkek
beynindeki farklı morfolojik değişiklikler, beyin
yaşlanmasında ortaya çıkmaktadır.
Gar ve ark. Yaşları 18-80
arasında değişen 69 sağlıklı kişide MRI ile yaptıkları
araştırmada, yaşla beyin volumunun negatif, beyin omurlilik
sıvısının pozitif korelasyon gösterdiği ve erkeklerdeki
yaşa bağlı beyin atrofisinin kadınlardan çok fazla olduğunu
tespit etmişlerdir. Aynı araştırmada beyin yaşlanmasının
kadınlarda sağ ve sol hemisferde simetrik geliştiği halde,
erkeklerde yaşlanmanın asimetrik olduğu ve en fazla atrofi
olan bölgenin yaşlı erkeklerin sol hemisferi olduğu
vurgulanmıştır.
Bu gelişmelere bağlı olarak
da, kadının yaşlılıktaki mental fonsksiyonlarının
erkeklerden daha az etkilendiği ve yaşlanmanın erkeklerde sol
hemisferik fonksiyonları daha fazla bozabileceği gerçeği
ortaya çıkmıştır. Agartz ve ark. nın yaptıklar MR
ölçümlerinde de, 60 yaşın üstündeki erkeklerin beyindeki
lateral ventriküler alanın kadınlardan daha geniş ve beyninin
ise aynı yaş kadınlardan daha atrofik olduğu
gösterilmiştir.
Yaşlanan beyinde en büyük
atrofinin frontal ve temporal loplarda olduğunu gösteren
araştırmada da, bu iki bölgedeki atrofinin erkeklerde
kadınlardan önemli ölçüde fazla olduğu vurgulanmıştır.
Sonuçta yapılan çok sayıdaki araştırmalarda gösterildiği
gibi, erkek beyni kadın beyninden daha hızlı
yaşlanmaktadır.
Cinsiyet ile korpus kallosum
boyu arasındaki ilişkide çeşitli araştırmalara konu
olmuştur. Fakat bu konudaki araştırma çelişkilidir. Bazı
araştırmalarda korpus kallosum kalınlığı erkeklerde daha
fazla olduğu gösterildiği halde, bazı araştırmalarda kadın
erkek arasında önemli bir fark tespit edilememiştir. Elster ve
ark.'larının sağ elini kullanan sağlıklı 60 kadın ve 60
erkekte MR ile yaptıkları araştırmada; korpus kallosumun
anteroposterior uzunluğunun erkeklerde, kadınlardan geniş
olduğu ölçülmüştür.
Allen ve Gorski de yaptıkları
araştırmalarda anterior commissura ve massa intermedianın
kadın ve erkekte farklılıklarını 100posmortem kadın ve
erkek beyninde incelemişler ve kadınların ortalama % 53 daha
geniş massa intermedia ya sahip olduklarını tespit
etmişlerdir.
Beyin Metabolizması ve Cinsiyet
Beyin, organizmada metabolik
aktif organlardan biridir. Ağırlığı vücut ağırlığının
% 2'si olmasına rağmen, bazal şartlarda bir dakikada
organizmanın kullandığı 25 ml 02'nin 50 ml'sini kullanır.
Dakikada beyne ortalama 800 ml kan gider ve 77 mg glikoz bir
dakikada kandan beyne geçer ve ATP'ye çevrilerek kullanılır.
Beynin glikojen deposu yok denecek kadar azdır. Onun için
hipoglisemiden en fazla etkilenen organların başında beyin
gelir. Erkek ve kadın beyninde metabolizma yönünden önemli
farklılıklar vardır (21).
Yapılan araştırmalarda beyin
kan akımının, erkeklerden daha fazla olduğu tespit
edilmiştir. Mathew ve ark. 140 sağlıklı kişide erkek ve
kadın beyninde sağ hemisfer, sol hemisfer beyin kan
akımlarını ölçerek karşılaştırmışlar ve her iki
hemisferde de kadınların beyin kan akımı erkeklerin beyin kan
akımından önemli ölçüde yüksek olduğunu bulmuşlardır
(p<0.001). Bu konuda 106 sağlıklı kişide yapılan
araştırmada da, frontal sentral, temporal, paryetal, oksipital
kortekste beyin kan akımı ölçülerek, erkeklerin aynı beyin
bölgeleri ile karşılaştırılmaları yapılmış ve bütün
beyin bölgelerinde kadınların beyin kan akımının
erkeklerden yüksek olduğu ve en fazla farkın frontal kortekste
olduğu tespit edilmiştir. Daha sonra yapılan çok çeşitli
araştırmalarda da, hem total hem de bölgesel beyin kan
akımı, kadınlarda erkeklerden yüksek olduğu
vurgulanmıştır. Neden kadınların beyin kan akımı
erkeklerden yüksektir? Bu gün bu sorunu cevabını tam olarak
bilemiyoruz.
Araştırmacılar kadınların
hematokrit değerinin erkeklerden daha az olduğunu ve periferik
direncin düşük olduğunu dolayısıyla, kompansasyon için
kadın beyin kan akımının fazla olduğunu ileri
sürmüşlerdir. Fakat hematokrit değerleri ve kan PCO2
değerleri eşitlenen kadın ve erkek arasında aynı farkın
devam etmesi, bu hipotezi çürütmüştür. Diğer ileri
sürülen bir görüş de, kadın beyninin erkek beyninden % 9
daha küçük olması, dolayısıyle beyne fazla kan giderek bu
farkı kompanse etmeye çalışmasıdır. Fakat kadın ve erkek
beyninin vücut ağırlığına oranı arasında fark
bulunmaması bu görüşü de zayıflatmıştır. Burada çok
ilginç olan nokta, 38 yaşında kadın ve erkeğin beyin kan
akımları arasındaki farkın, 58 yaşındaki erkek ve kadın
arasında da devam etmesidir. Diğer bir deyimle yaşlanma ile
kadın erkek arasındaki beyin kan akımı farkı ortadan
kalkmamaktadır.
Beyin kan akımının yanında,
beyin glikoz kullanımı da kadın beyninde erkek beyninden
yüksektir Baxter ve arkadaşlarının, 7 erkek 7 kadın
üzerinde beyin glikoz kullanımı ölçtükleri araştırmada;
kadının bütün beyninin glikoz kullanım hızının, erkekten
% 19 daha fazla olduğu gösterilmiştir. Araştırıcılara
göre kadın beyninin glikoz kullanım hızının erkekten fazla
olması ostrojen hormonundan kaynaklanmaktadır.
Mensturyal siklusa bağlı
olarak yapılan ölçümlerde östrojen hormonunun düzeyinin en
yüksek olduğu dönemde, kadın beyninin glikoz utilizasyonu en
yüksektir. Kadın yaşlandığı zaman bu farkın ortadan
kalkması, bu hipotezi destekler görünmektedir. Beyin glikoz
kullanımının dişilerde fazla olduğu deneysel olarak da
gösterilmiştir. 14C-desoksiglikoz kullanılarak sıçanların
östrus siklusundaki günlerde ayrı ayrı beyin glikoz
kullanımları ölçülmüş ve östrus siklusunun her
basamağında, dişi sıçan beyninin glikoz kullanımı, erkek
beyninden anlamlı şekilde yüksek çıkmıştır.
Cinsiyet ve Kan-Beyin Bariyeri
Beyin kapiller endotel
hücreleri, periferik kapillerlerden farklı olarak birbirlerine
tight-junction denilen sıkı bağlantılarla bağlanmış ve
pinositotik aktivitede, yok denecek kadar azdır. Devamlı bir
bazal membran içeren bu endotel hücreleri, kan ile beyin
arasında özel bir bariyer oluştururlar. Kan beyin bariyeri
permeabilitesinin artması, vazojenik beyin ödemi gelişmesine
neden olduğu için, klinikte önemlidir. Fizyolojik koşullarda
nöronların homeostasisini sağlayan kan-beyin bariyeri
hipertansiyon, konvulziyon, iskemi gibi pek çok patolojik
koşulda permeabilitesini artırır (diğer bir deyimle,
kan-beyin bariyeri yıkılır) ve istenmeyen nöronal hasarlar
ortaya çıkabilir. Alzheimer hastalığı, şifrozen gibi pek
çok psikiyatrik bozuklukların patogenezinde de kan-beyin
bariyerinin yıkılmasının önemli olduğu vurgulanmıştır.
Özellikle Alzheimer hastalığında nöron ölümünden ve
nöritik plak oluşumunun artmasından kan-beyin bariyerinin
yıkılmasının önemli olduğunu gösteren pek çok araştırma
yapılmıştır.
Dişi ve erkekte kan-beyin
bariyeri permeabilitesinin fizyolojik koşullarda farklı
olduğu, sıçanlarda yapılan araştırmalarla ortaya
koyulmuştur. Bu araştırmaya göre bazı sıçan türlerinde,
bariyer permeabilitesi dişilerde erkeklerden daha fazladır.
Daha sonra Öztaş ve ark.'larının yaptıkları
araştırmalarda, bu farkın hipertansiyon, kolvulziyon gibi
patolojik koşullarda da olduğu deneysel olarak
gösterilmiştir.
Aynı doz bikukullin ile
oluşturulan konvulziyonlarda dişilerde daha fazla kan-beyin
bariyeri yıkılmakta ve daha fazla vazojenik ödem
oluşmaktadır. Patolojik koşullarda erkeklerin kan-beyin
bariyeri permeabilitesi daha az yıkılmaktadır. Diğer deneysel
araştırmaların çoğunda olduğu gibi kan-beyin bariyeri
konusundaki araştırmalar da erkek deney hayvanlarında
yapılmakta, dişideki mensturyal siklusun deneyleri bozacağı
görüşü buna neden olmaktadır. Oysa dünya nüfusunun
yarısı kadın, yarısı erkek ve mensturyal siklusta fizyolojik
bir olay olduğuna göre erkek deney hayvanlarından elde edilen
sonuçlara göre, dişileri yorumlamak pek çok bilimsel hataya
neden olabilir. Çünkü, kadın ve erkek beyni kan-beyin
bariyeri permeabilitesindeki farklılık gibi, pek çok yönden
erkekten farklıdır. Hem fizyolojik, hem de patolojik koşulda
kadın ve erkek beyninin farklı olması tedavi açısından da
önemlidir.
Kadın ve Erkek Beyninde
Serotonin Metabolizması
Serotonin (5-hidroksitriptamin-5HT) merkez sinir sisteminin en önemli nörotransmiterlerinden biridir. Beyin serotonin metabolizması, serotonin reseptörleri ve serotonin miktarları ile çeşitli hastalıklar arasında sıkı bağlantılar olduğu ileri sürülmüştür. Serotonin metabolizması ile ilgili olduğu ileri sürülen hastalıklar:
Obsesif-kompulsif
hastalıklar
Şizofreni
Uyku bozuklukları
Beyin yaşlanması ve
nörodejeneratif hastalıklar
İlaç
bağımlılığı
Ağrı duyarlığı
Stres hastalıkları
Obesite
Bu hastalıkları tek bir
serotonin metabolizmasının bozulması ile izah etmek çok zor
olmakla birlikte, serotonin beyinde miktarının değişmesinin
bu hastalıkların oluşumunda çok önemli bir rol
oynadığını ileri sürmek mümkündür. Bunlara ek olarak
intihar ve beyin serotonin metabolizması üzerinde de pek çok
araştırma yapılmış ve intihar girişiminde beyin serotonin
miktarının azalmasının önemi vurgulanmıştır.
İntihara teşebbüs eden 12
kişinin beyin omurilik sıvısı 5-HIAA miktarı 19 ng/ml
bulunurken, intihara teşebbüs etmeyen 9 kişide bu miktar, 25
ng/ml olarak tespit edilmiştir. Psikiyatrik bozukluklara bu
kadar yakın ilişkisi olan serotonin, kadın ve erkek beyninde
farklı dağılımı olduğu gösterilmiştir.
Aynı yaş grubunda kadın ve
erkekten elde edilen beyin omurilik sıvısında, serotonin
yıkım ürünü olan 5-hidroksi indolasetik asit (5-HIAA)
miktarları ölçülmüş ve kadınların beyin omurilik
sıvısında, 5-HIAA miktarlarının erkeklerin beyninden önemli
oranda yüksek olduğu tespit edilmiştir. 176 erkek beyninden
alınan beyin omurilik sıvısında S-HIAA konsantrasyonu
115+0.10 nmol/L olduğu halde, 124 kadın beyninden alınan
sıvıda bu miktar 137.+0.10 nmol/L olarak ölçülmüştür. Bu
fark, istatistiksel bakımdan anlamlıdır (p<0.005). Kadın
ve erkek beyninde serotonin miktarlarının farklılığı
yanında, serotonin sağ ve sol hemisferde farklı şekilde
dağıldığı da gösterilmiştir. Postmortem yapılan
araştırmada, serotonerjik mekanizmayı gösteren imipramin
bağlama bölgelerinin, kadın sağ orbital frontal korteksine
erkekten daha fazla olduğu gösterilmiştir. Serotonin
mekanizmasının kadında hemisferler arasında asimetrik
olması, sağ ve sol hemisferler arasındaki asimetride rol
oynayabilir mi? Bilindiği gibi sağ hemisfer; sözel olmayan,
sentetik, spasyal, algisal fonksiyonları, sol hemisfer; sözel,
analitik sıralı zamana bağlı fonksiyonları üstlenmektedir.
Erkeklerde kadınlara göre interhemisferik asimetri daha
belirgindir. Bu asimetride kadın ve erkekteki nörotransmiter
muhtevalarının farklılığı önemli rol oynayabilir.
Diğer taraftan cinsiyet ve
psikopatoloji arasında da yakın ilişki vardır. Erkekler
otizm, çoçukluk davranış bozuklukları, psikopati, cinsel
sapmalar, erken başlayan kronik gelişim gösteren şizofrene
yatkın oldukları halde, kadınlar depresyon (nörotik ve
psikiyatrik formları) özellikle unipolar depresyon, anksiyete,
fobiler histeri ve aneroksiya bulimia gibi hastalıklara çok
daha fazla yatkındırlar. Bu hastalıkların patogenezinde
diğer nörotransmiterler yanında serotonin de önemli bir yere
sahiptir.
Kadınlarda daha fazla görülen
migren türü baş ağrılarında da serotonin nörotransmiteri
önemli bir yere sahiptir. Migrenin aura fazında salgılanan
nörotransmiter, serebral vazokonstriksiyona ve beyin kan
akımının azalmasına neden olabilmektedir. Dolayısıyla
serotonine fizyolojik, patolojik pekçok fonksiyonları
yönlendirdiği için, salınmasını artıran, azaltan,
reseptörlerini bloke eden, metabolizmasını düzenleyen pek
çok ilaç ile merkez sinir sistemindeki fonksiyonları regüle
edilmektedir. Bu ilaçları kullanırken de kadın ve erkek
beyninde serotonin muhtevasının farklı olduğunu bilmek
önemli bir ipucu olarak görülmektedir.
Serotonin kadın ve erkek
beyninde farklı dağılımının yanında GABA, Dopamin,
Noradrenalin, Asetilkolin gibi nörotransmiterlerin miktarı da
her iki cinsin beyninde farklılık göstermektedir. Merkez sinir
sisteminin en önemli inhibitör nörotransmiteri olan GABA
(Gamma aminobutirik asit) erkek ve dişi beyninde farklıdır.
Yapılan araştırmalarda, GABA-T aktivitesinin, erkeklerin
beyninde dişilerin beyninden daha yüksek olduğu tespit
eilmiştir.
Sonuç olarak, hem fizyolojik,
hem yapısal, hem de biyokimyasal yönden kadın ve erkek
beyinleri arasında çok önemli farklılıklar vardır. Yapılan
son araştırmalarla da bu farklılıklar daha da büyük önem
kazanmaktadır. Hem fiyolojik davranışlarda, hem psikiyatrik ve
nörolojik bozukluklarda bu farkı göz önüne almak son derece
önemli görünmektedir.
PROF.DR. BARİA ÖZTAŞ
İstanbul Üniversitesi,
İstanbul Tıp Fakültesi, Fizyoloji Anabilim Dalı Öğretim
Üyesi
"Klinik Psikofarmakolojide
Yenilikler-IV"
"Uluslararsı Katılımlı
Sempozyum"
ÇOCUĞA CİNSEL
EĞİTİM İLE İLGİLİ BİLGİ VERME
Çoğumuz cinsiyet ve üreme
konusunda, anne babalarımız tarafından yeterince eğitilmemiş
olmamızın acısını çekmişizdir. Bu yanlış tutumu
çocuklarımıza karşı sürdürmemiz yanlış ve gereksizdir.
Bizler için cinsellik ve üreme ile ilgili bilgi ne kadar
önemli ise, çocuklar açısından da o denli gereklidir.
Küçük çocukların cinsellikle ilgili soruları, cinsel
duygular değil, üreme konusudur. Genellikle çocuklar 2-3
yaşlarında en geç 4 yaşında soru sormaya başlarlar.
Bebekler nasıl olur?, Ben nereden geldim? bu soruları
gerçeklere dayanarak çocuğunuzun yaşını göz önüne alarak
kısaca yanıtlayın. Çocuğunuz cinsellik ile ilgili bilgileri
sizden edinsin, bilgileri aktaran siz olun ki cinsiyet ve üreme
ile ilgili bilgileri başkaları ile konuşması gerektiğini
düşünmesin. Tartışmaktan kaçınmayın kötü, yasak, diye
düşünmesin.
Sorduğu soru ne olursa olsun
(cinsellik üreme) herşeyi bir çırpıda anlatmaya
çalışmayın. Kısaca sadece sorulan soruyu doğru
yanıtlayın. Anne, babaların çoğu sorulan sorulan sorulara
hayvanlar, böcekleri örnek gösterirler. Ancak çocuk bundan
tatmin olmaz. Onları ilgilendiren gerçek olgulardır.
Çocuğunuz size cinsellik ve üreme ile ilgili sorduğu soru
karşısında bu ne biçim bir soru edası ile ona bakmayın.
Suratınızı buruşturup telaşa kapılmayın doğal olun.
Çocuğunuzun sorduğu soruyu yanıtlamanın en iyi yolu belki de
döl yatağı içerisinde fetüsün ne şekilde geliştiğini
gösteren resim ya da kitaplardır. Hem meraklı gözler ile
izleyecek hem de soruya yanıt alacaktır. İleride doğru olarak
yanıtladığınız bu bilgileri hatırlayacak, doğru
kullanacaktır. Çocuklar anne-babalarından edindikleri
bilgileri arkadaşları ile paylaşırlar, bunda da bir sakınca
yoktur. Ancak kendi cinsel yaşantınız ile ilgili bilgileri
vermeyin. Böyle bir soru sorduğunda bunun sizin için özel
olduğunu, paylaşmak istemediğinizi belirtin. Çocuğunuz sizi
çıplak giyinirken, görürse doğal olun sakınmayın anne'nin
ya da baba'nın anatomik yapısını gözlemler. Bunu özellikle
yapmayın uzun süre çıplak dolaşmayın. Çocuğunuz
karmaşık duygular içinde kalabilir. Çıplaklığınızın
tahrik edici, cinsel yönden uyarıcı bir nitelikte olmaması
gerektiğini unutmayın.
Hazırlayan: Banu ÖZKAN
KARŞI CİNSLE
İLİŞKİ
Birleşme, karşı cinsel
ilişkinin döllenmeyle sonuçlanan tek biçimidir ve
kültürümüzde, bu nedenle her şeyin üstünde tutulmaktadır.
Geçmişte kimi dinler tarafından gebelikle sonuçlanmayan
cinsel birleşmeler kabul görmüyordu ve bu konu üzerinde
çiftlere ağır bir baskı vardı.
Karşı Cinsel ilişkiyi dört ana şekilde ele alabiliriz:
Oral İlişki
Jenital İlişki
Anal İlişki
Elle İlişki
Elle ilişki, burada bir
kişinin cinsel organlarını başka kişinin el ya da elleri
arasına alarak uyarması biçiminde tanımlanmaktadır.
Eşler, birbirlerinin erojenik
bölgelerini incelikle araştırırken, olasılıkla çok
duyarlı kısımlara tekrar tekrar dönerler. Birbirlerinin
vücuduna masaj yaparak, okşayarak, dokunarak, hangi tip
dokunuşlardan hoşlandıklarını veya erojen bölgelerin
keşfini, elle ilişki yoluyla yaparlar.
Ağız Yoluyla İlişki (Oral
Seks)
Ağız yoluyla ilişki, bir
kişinin cinsel organlarıyla bir başka kişinin ağzı
arasındaki teması içeren bir ilişki olarak tanımlanır.
Cinsel organlar ve ağız, insan
vücudunun çok kolayca uyarılabilen iki erojenik bölgesidir ve
bu nedenle, onların doğrudan temas haline getirilmesi çok
doğaldır. Her ne kadar geçmişte oral sekse bakış açısı
daha çok "kötü ve günah" izlenimi verse de
günümüzde pek çok çiftin severek yaptığı ve beraber zevk
aldıkları bir cinsel etkinlik olarak yer almaktadır.
Fellatio (Emmek): Bu terim,
erkek cinsel organlarını emmek, yalamak, öpmek olarak
tanımlanır. Bir çok erkek, penisinin emilmesinden hoşlanır
ve bir çok kadın da eşini, bu yolla orgazma ulaştırmayı
sever. Erkek dış cinsel organları temasa karşı son derece
duyarlıdır ve dudaklar, dil, ılıklık ve kadının ağız
içinin nemliliği cinsel uyarımın çok zevkli olmasını
sağlar. Bir erkeğe oral seks yapan kadının, en çok dikkat
etmesi gereken nokta, dişlerinin penisin herhangi bir yerine
değmemesidir. Dudakların ve dilin hızlı, sert ve yavaş
hareketleri çok etkili olabilir. Bazı kadınlar, ağzına
erkeğin boşalmasından hoşlanırlar. Meni, yutulduğunda
herhangi bir hastalığa yol açmayan zararsız bir sıvıdır.
Ancak zührevi bir hastalık geçiren erkeğin menisinin
yutulması, kadına da hastalık geçirebileceğinden dikkat
edilmelidir.
Cunnilingus (erkeğin, kadını
ağzı ile uyarması): Erkeğin, kadının cinsel organlarını
yalaması ve emmesi anlamına gelmektedir. Kadının dış cinsel
organları ve çevresindeki alanlar, çoğunlukla vücudun en
duyarlı, erojenik bölgeleri olarak tanıtılır. Bu bölgeler,
hafif sıkmalarla ya da nazik ve tutkulu öpücüklerle düzenli
olarak kolayca uyarılabilir. Böylece erkek, kalça içlerini,
anüsle cinsel organlar arasındaki yeri ve anüsü yalayarak bir
kadını kolayca coşturabilir. Dahası, klitoris gövdesini, iç
dudakları öperek, emerek, yalayarak kadının çoşkusunu
yükseltebilir.
69: Bu sayı simgesel olarak,
iki kişinin ters biçimde birbirine sarılıp yatmasını
gösterir. Bu yöntemle eşler, ağız yoluyla aynı anda
birbirlerinin cinsel organlarını yalayıp, emebilirler.
Çiftleri aynı anda orgazma ulaştıran bir cinsel pozisyon ve
cinsel faaliyettir.
Jenital İlişki
Jenital ilişki, iki kişinin
cinsel organları arasındaki cinsel teması kapsayan bir
tanımlamadır. Kadın ve erkek, cinsel birleşme yaşarlar. Bu,
her zaman için en kolay ve en kabul gören cinsel ilişki
şeklidir. Cinsel ilişki esnasında kadın heyecanlandığında
vajinası yağlanır, erkek yavaş yavaş penisini içeri sokmaya
başlar. Kadının vajinası yeterince yağlanmadan erkek,
penisini içeri sokarsa her ikisi de acı çekebilir. Bu yüzden
ikisi de acele etmemeli ve birbirlerine zaman tanımalıdırlar.
Penis içeri girdiğinde, kadının duyduğu cinsel heyecandan
dolayı bir süre daha gerginlik yaşanabilir. Erkek, penisinin
ucunu, vajinanın dışında ileri geri yavaşca hareket
ettirerek, kadının rahatlamasına yardımcı olabilir.
Kadındaki gerginliğin geçmesiyle, ilişki daha kolay ve
acısız yaşanır.
Anal İlişki
SEKS İÇİN
ZAMAN VE YER
ZAMAN
Ne Zaman Seks Yapmalıyız?
Hep seks yapma hevesiniz
bittiği zaman, ne zaman birlikte olacağınıza birlikte karar
vermelisiniz. Eninde sonunda cinsel ilişkide bulunmak,
kendiliğinden bir plana oturacaktır. İşte bu olduğu zaman
da, seks yapmaktan sıkılma eğilimi başlayacaktır. Bu
alışkanlığı veya bu planın dışına çıkmak, yeni ufuklar
keşfetmenize neden olacaktır. Eğer normalde akşamları sek
yapıyorsanız, sabahları yapmayı deneyin. Öğlen vakti eve
kaçıp birlikte olmayı deneyin. Seks yapmanın zamanı yoktur.
Yeter ki her seferinde, her iki tarafa da iyi gelsin.
YER
Nerede Seks Yapmalıyız?
İlk etapta yatakta. Gerçekten
de seks yapmak için yataktan daha iyi bir yer yoktur. Ama,
zamanla yatak da sıkıcı olmaya başlayabilir. Seks
hayatınızı başka odalara taşımanız oldukça yararlı
olabilir. En başta oturma odasını deneyebilirsiniz, hemen
hemen hepsinde koltuk vardır. Daha olmadı, yere bir battaniye
serip deneyebilirsiniz. Romantik bir hava oluşturmaya özen
göstermeyi unutmayınız. Mutfağı da unutmayın.
Duşda seks yapmağa ne
dersiniz?
Hem duş, hem de yüzme
havuzunda seks yapmanın dezavantajları vardır. İlk önce
kaygan sıvılar, bol suyun olduğu yerlerde dayanmaz. Duşda
sadece ayakta pozisyonu geçerlidir. Bu durumda duş kabinlerinin
zemininin kaygan olması tehlike yaratabilir. Ama burada
bahsettiğimiz olumsuzluklar, sizi denemekten alıkoymasın.
Dışarıda Seks Yapmak?
Çoğu insan bunu doğaya
yakınlaşmak olarak görür. Eğer dışarıda seks yapmayı
planlıyorsanız, yanınızda bir örtü götürmeyi unutmayın.
Ayrıca sinekleri caydırıcı spreyleri veya güneşten koruma
kremlerini, seksten sonra uygulayın. Cinsel organlarınızı
güneşten koruyunuz.
NASIL
SEVİŞMELİ?
Sevişmek ilişkinin en doruk
noktasıdır. İyi sevişebilmek, teknikten çok kendiniz ve
partneriniz hakkında neler hissettiğinize bağlıdır.
Aranızda güven ve dürüstlük var ise, cinselliği birlikte
keşfedebilir ve seks hayatınızda uzun süre mutluluk elde
edebilirsiniz.
Birbirinizle açıkça konuşun!
Her ikiniz de neler istediğinizi ve arzuladıklarınızı
birbirinize açıklarsanız seks hayatınızın heyecanlı
olmasındaki ilk adımı atmış bulunursunuz. Tabi ki bu hususta
aşmanız gereken ilk engel toplumsal tabulardan
kurtulmanızdır. Bunu aşmış insanlar varsayımını yaparak
devam ediyoruz.
Ön Sevişme
Ön sevişme veya başka bir
deyişle ön oynaşma ne kadar uzun olursa, sevişme esnasında
alacağınız zevk de o derece yoğun olur. Ön sevişme, cinsel
ilişkiye girmeden önceki safhadır. Ön sevişme neleri kapsar?
Öpüşmek, birbirinizi soymak, dokunmalar ve oral seks.
Herbirinin yeri ayrıdır ve herbiri sizde değişik duygular
uyandırıp, cinsel ilişkinizde en doruk noktaya ulaşmanızda
yardımcı olacaktır.
Ön Sevişme ve Kadınlar
Ön sevişme hem kadınların
kolayca orgazma ulaşmasını sağlar hem de kuvvetli orgazm
olmalarını. Kadının orgazma ulaşabilmesi için uyarılması
gereklidir. Ön sevişme de kadında bunu sağlar.
Partnerinizin nelerden
hoşlandığını bilmeniz ve uygulamanız ön sevişmede çok
önemlidir. Öpmek şarttır; kadında uyandırıcı rolü
yüksek olup, duygusallığını arttırır. Öpmek sadece
dudaklarla sınırlı değildir; kadının vücudunun her yerini
öpebilirsiniz. Çoğu kadının en büyük şikayeti yeterince
öpülmedikleri ve çok çabuk cinsel organlarla oynaşmaya
geçme hususunu da burada hatırlatmak isteriz. Partnerizin
uyarmak için dudaklarını, kulaklarını, saçını, göz
kapaklarını, boynunu, omuzlarını, göğüslerini, karnını,
bacaklarını ve ayaklarını öpebilirsiniz. Dudaklarını
öperken de dilinizi kullanmayı ihmal etmeyiniz. (Bakınız:
Öpücük Nedir ki?)
Partnerinizin hassas
bölgelerini keşfetmeniz çabukça veya mekanik bir şekilde
gerçekleştirilecek bir aktivite değildir. Bunu yavaş yavaş
yaptığınızda sevişmenizden hem siz hem de partneriniz daha
fazla zevk alacaktır. Amacınız partnerinizi emin adımlarla
uyarmaktır. Partnerinizin vücudunda deneyler yapın. Onun
nelerden hoşlandığını keşfedin. Vücüdunun heryerine
yumuşak bir şekilde dokunun. Ona sarılın.
Memeler ve meme başları
kadınlarda çok erotik bölgelerdir. Bu bölgeleri öpmek,
okşamak, yalamak veya emmek partnerinizi çok
heyecanlandıracaktır. Vajina ve anus arasındaki bölgeye
dokunmak da bazı kadınların çok hoşuna gider.
Hem ön sevişmede hem de
sevişme esnasında klitoris seksüel açıdan en duyarlı
bölgedir. Klitorisi yumuşak bir şekilde uyarma becerisini
öğrenmelisiniz. Sert penisle de klitorisin uyarılması
mümkündür ve büyük haz verir.
Dudaklarınızı, dilinizi ve
parmak uçlarınızı partnerinizin vajina ve poposunda
kullanarak onu uyarabilirsiniz.
Ön Sevişme ve Erkekler
Erkeklerin de ön sevişmeye
hem ihtiyaçları vardır hem de hoşlarına gider. İmpotans
sorunu olan erkeklerde ön sevişmenin bu sorunu ortadan
kaldırmasa bile yardımcı olduğu kanıtlanmıştır.
Bazı erkekler partnerleri
tarafından soyulmayı ve bu konuda pasif rol oynamayı tercih
ederler, bazıları ise partnerlerinin önünde çekinmeden
soyunabilirler. Her iki durumda partnerler için uyarıcı
niteliği taşır.
Erkeklerin ve kadınların
çekici iç çamaşırı giymeleri erotik duygular uyandırıp,
hatta ön sevişme esnasında bazı çiftler bu iç
çamaşırlarını çıkartmamayı tercih ederler.
Bazı erkekler hareretli bir
şekilde öpülmekten hoşlanırlar. Ayrıca, partnerinizin
ensesini, kulaklarını ve göz kapaklarını öperek onu
uyarabilirsiniz.
Çoğu erkek, meme başlarının
yalanması ve emmilmesinden zevk alırlar. Şüphesiz hepsi
penisinin öpülmesinden çok hoşlanırlar. Ayrıca vüdununun
her bölgesini öpücüklere boğmanız da oldukça uyarıcı
olacaktır.
Erkeğin cinsel organları
dokunuşlara çok duyarlıdır. Cinsel organları eliniz veya
dilinizle uyarın. Penis ile anus arasındaki bölge çok
hassatır ve bu bölgeye dokunulduğunda partneriniz müthiş
zevk alacaktır. Testisler çok hassas olduğundan bunlara hafif
bir şekilde dokunmaya özen gösterin. En çabuk
uyarabileceğiniz organ penistir. Ayrıca erkekler popolarının
okşanmasından ve öpülmesinden de zevk alırlar.
Partnerinizi Uyarmak
Unutmayın ki partnerinizi
uyarmak mekanik bir işlem değildir. Partnerizin isteklerini ve
hoşuna giden aktiviteleri uygulamanız gerekecektir. Bunları
yapabilmeniz içinde iletişim şarttır. Birbirinizle açıkça
konuşup nelerin hoşunuza gittiğini, nasıl yapılması
gerektiğini, ne zaman ve hangi yoğunlukta vb. uygulanması
gerektiğini açıklayın. İltişim kurmanımn başka bir
yararı ise seks konusunda güven kazanmanızı sağlamasıdır.
Yaptıklarınızın ve uyguladıklarınızın partnerinize zevk
verdiğini hissettikçe daha cesur ve araştırmacı ruhunuz
gelişecektir, bu da seks hayatınızın monotonluktan
kurtulmasına yardımcı olacaktır.
OKŞAMAK
Okşamak cinsel bir eylem olup
sonucunda birleşmeden, her iki partnerin de zevk almasını
sağlar. Okşamak ilk etapta öpüşmeyle başlar ve kişilerin
duyguları yoğunlaştıkça daha heyecanlı, ateşli bir duruma
gelebilir. Öpüşmek ve okşamak göğüslerin ve cinsel
organların uyarılmasıyla da birlikte yapılan mastürbasyon
haline dönüşebilir.
Okşamak her iki tarafın
partneri konusunda bilgi sahibi olmasına yardımcı olur.
Okşamak esnasında hoşunuza giden ve gitmeyenleri karşı taraf
kolaylıkla anlayacaktır. Ayrıca bir ilişkide duygasıllığı
ön plana atmak da ilişki açısında çok önem
taşımaktadır. Bunu da öpüşerek, birbirinizi okşayarak ve
birbirinize sarılarak elde edebilirsiniz.
Okşama sonucunda birleşme
olursa bunun adına ön sevişme denilmektedir.
Öpücük deyip de geçmeyin.
Öpüşmek partnerinizle yaşayacağınız seksin ortamını
hazırlamaktaki en etkin aracınızdır. Eğer zaten bir kişi
iyi öpüşemiyorsa büyük bir ihtimalle bu kişinin seks
hayatından da pek mutlu kalmayacaksınızdır.
ÖPÜCÜK NEDİR
Kİ?
İyi öpüşebilmenin en önemli
unsuru dudaklarınızı kullanabilmenizdir. Dudaklarınızın
rahat ve yumuşak olabilmesine özen gösterin. Uzun bir süre
dudak dudağa temas (dilinizi kullanmadan) çok etkili bir
uyarıcıdır. Dudaklarınızı partnerizin yanaklarında ve
boynunda dolaştırmayı da ihmal etmeyin.
Nefenizi kullanın. Boynunda ve
kulağında sizin hafifçe nefesinizi hissetmesi çok hoşuna
gidecektir. Nefesinizin partnerizin erojen bölgelerinde de
etkisi çok yüksektir.
Öpüşmek cinsel ilişkiden
önceki oynaşma döneminde ikinizin de cinsel ilişkiye girme
arzunuzu daha da kuvvetlendirecektir. Partnerizin oynaşma
esnasında öpüşmeye ne kadar duyarlı olması kendisinin genel
açıdan sekse ne denli duyarlı olduğunu da açıkça ortaya
koyacaktır.
Dilinizi Kullanmak
Öpüşmenin ilerleyen
safhalarında kullanılmalıdır. İlk etapta partnerinizin
dudaklarını yumuşakça yalamaya başlayın. Partnerizi
öpmeden dudaklarını nemlendirin. Öpüşmeye
başladığınızda kendi dudaklarınızı da nemlendirmeyi
unutmayın; kuru dudaklar yumuşak hissini vermez!
Dilinizi partneriniz boynundan
kulağına, geçtiğiniz bölgeleri hafifçe yalayarak
götürün. Kulak memesini de emebilirsiniz. Kulağını
ağzınızla kapatıp derin nefes alın. Nefes verirken dikkatli
olun! Hızlı nefes vermeniz partnerinizi rahatsız edebilir.
"Fransız"
Öpücüğü
İnsanların yapabileceği en
kötü şey bu durumda ağızlarını tamamen açmaktır.
Ağzınızı bir lokma açın. Dilinizin ucunu partnerinizin
kabul etmesini sağlayın; siz de onunkini. Bu oynaşmadan sonra
partnerinizin dilini hafifçe emmeye başlayın.
Partnerinizin dudaklarını
hafifçe emin ve yallayın. Herkesin dudak dokusu,
yumuşaklığı ve tadı farklıdır. Bunu anlamaya çalışın.
Öpüşen kişi olarak yaratıcı olun. Bu arada dişlerinize
dikkat! Çenesini hafifçe ısırmanız hoş olsa da
"fransız öpücüğünde" dişlerin fazla ön planda
olması zevki kaçırabilir.
En Önemlisi!
Nasıl öpülmek istiyorsanız,
partnerinizi öyle öpün. Bir düşünün! En çok kiminle
öpüşmek hoşunuza gitmişti? Neden? Onun sizi öpmesinde ne
gibi fark vardı? Bu metodları siz de başkalarının üzerinde
uygulayın.
Gözler
İnsanlar genelde öpüşürken
gözlerini kapatırlar. Bu düşünmeden, otomatikman
yaptığımız bir şeydir. Bundan vazgeçmeye çalışın.
Öpüşürken gözlerinizin açık olması sizi değişik
boyutlara taşıyacaktır. Buna izin verin.
Hassas Bölgeler
Partnerizin vücudundaki hassas
bölgeleri ona sormadan bulmaya çalışın. Dudaklarınızla
onun vücudunu keşfedin ve partnerizin verdiği sinyallere
dikkat edin. Size daha sıkı sarılmaya başlıyor mu? Nefes
alışının hızında bir değişiklik var mı? Genelde hassas
olarak adlandırılan bölgeleri şöyle sıralayabiliriz;
uylukların iç kısmı, dizlerin arkası, meme başları,
kolların altı, göbek çukuru. Hayal gücünüzü kullanmayı
unutmayın.
SEKS HAYATINIZ İÇİN SAĞLIKLI OLUN!
Vitamin ve
mineral haplarını kullanın. Bunlardan katkı
maddelerinden arındırılmış olanlarını tercih
etmeye dikkat edin.
İlaç, alkol, sigara ve
doğum kontrol haplarından uzak durmaya çalışın.
Alkol 30 yaşın üstündeki erkeklerde özellikle
penisin sertleşmesinde olumsuz etki yaratır. Aynı şey
sigara için de geçerlidir.
Egzersiz yapın. Dozu ayarlandığında egzersiz yapmanın seks hayatınıza olumlu etkisi olacaktır. Aşırı yapılığı takdirde seks hayatınızı olumsuz şekilde etkileyecektir.
CİNSEL EYLEM
BAĞIMSIZ MI?
Bugün insana ait ne varsa
toplumsallaşmış; yani düzenlenmiş, bazı kurallarla
sınırlanmış durumda. Yaşam zorunluluklarımızdan biri olan
cinsel dürtü de, değişen her toplum yapısında farklı
düzenlemelere tabi kalmakla birlikte, her zaman toplumsalın
ilgi alanı içinde olmuştur.
Zaman içinde, kadın erkeğin
egemenliği altına girerken, cinsel eylem de, üreme eyleminden
ayrıklaşarak başlıbaşına düzenlenişe sahip bir eylem
haline geldi. Zamanın bir döneminde cinsel eylemin nesnesi
olmayan birçok organ, bugün neredeyse fetişize edilmiş
durumda. Sadece üreme eylemi olmaktan çıkışın
göstergelerinden biri de şüphesiz doğum kontrol yöntemleri.
Yalnız burada bir noktayı, önemli bir noktayı atlamamak
gerekiyor: Cinsel eylem üreme eylemi dışına çıkarken kadın
ve erkek için aynı biçimi almadı, iki cins için
farklılaştı. erkeğin ve kadının farklılaşan cinsel
rolleri ve asıl olarak onunla belirlenen toplumsal rollerine
uygun cinsel davranışları gelişti. Kadının cinsel
davranışına ilişkin veriler artık tarihte görülemez oldu.
Antik Yunan'da ve Roma'da erkek çocukların belli bir yaşa
gelinceye kadar, daha yaşlı yurttaş erkeklerle beraber
olduklarını, adeta onlar tarafından "eğitildiğini"
görüyoruz. ama kadınlara ilişkin anlatılanlar birkaç
sözden ibaret. Bu durum birçoklarının Roma ve Yunan
eşcinselliği diye bahsettiği şeydir. Ancak, bugün için
"ahlaki sistemimiz" içinde olumlu yer tutmayan
eşcinselliğin, o zaman eşcinsellik diye bir kavramla
ifadelendirilmediği, durumun toplumun düzenlenişinde bir olgu
olduğu atlanmamalıdır.
Değişen toplum yapılarının
incelenmesi sürdürüldüğünde cinsel davranış ve cinsel rol
konusundaki değişimleri de görmek olanaklıdır. Ortaçağ
Fransasında, ekonomik sistemin düzenlenişi, mülke sahip
olanlar arasında sadece büyük erkek çocuğun resmi evlilik
yapmasına izin veriyordu. Diğer erkek çocuklar ise gayriresmi
sayılan ilişkiler kurup, bunlardan çocuk sahibi
olabiliyorlardı. Daha sonradan, Fransa krallarının çoğunun
eşcinselliğinin, karıları olmak ve tahta varis bırakmak
koşuluyla kabullenildiği görülmektedir.
"Eşcinselliğin" toplumsal örgüde işlevsel bir yeri
vardı, şüphesiz. Ama, bugün, aile yapısının çekirdek
aileye dönüşmesiyle, toplumsal kurgu bunun üzerinde
yükselirken, eşcinsellik, toplumdışı ve sapkınlık olarak
nitelendiriliyor.
Cinsel rol gibi, cinsel
davranışın da mutlak olmadığını, toplumsal yapı ve
kültürel birikime göre değiştiğini, tüm biyolojik temeline
rağmen "öğrenildiğini" ve
"öğretildiğini" anlatmaya çalışırken,
eşcinsellik üzerinden örnekleme yapılması, başkalarının
da olmadığı anlamına gelmemeli. Bugün "ensest"
dediğimiz şey, "çocuk seviciliği" dediğimiz şey;
hepsi hepsi toplumsal düzenlenişe, zamana göre anlam
kazanmaktadır.
Gelelim bugüne... Zamanla
değişen cinsel davranış kalıplarından, güne uygun
olanları, çocukluktan itibaren öğretilmekte. Eğer, özel
olarak öğretilmek istenen bir şey yoksa, eylemin kendisinin
fiziği dışında, bir sınırlama, zorlama olmaması beklenir.
Ancak, biliyoruz ki, homoseksüelliğin yanlış,
heteroseksüelliğin doğru; ensestin, çocuk seviciliğinin
iğrenç, bizim için tanımlı yaş, ırk, din ve cins’ten
"birini" seçmenin iyi; tek eşliliğin doğru, çok
eşliliğin yanlış olduğu nasıl olduğunu hiç bilmediğimiz
bir şekilde öğretilmiştir. Bir gün gelip de, nasıl
bildiğimizi kendimize sorduğumuzda, bazı kavrayışlarımız
olduğunu ve bunların hep onaylanmış olanlar olduğunu
görürüz. Üzerimizde özel bir zorlama olmadığını
düşünürüz. Ama, heteroseksüellik doğal, tek eşlilik
doğru olarak gösterildiğinde, geri kalanları yanlış, doğal
olmayan olarak varsayılmamış mıdır zaten?
Kadın ve Erkek Cinselliği
İnsanların bağımsız birer
eyleyen olmayıp, yönlendirilebilir olmalarını sağlayan
araçlardan bir tanesi cinsel eylemin sınırlarının
çizilmesidir. Erkek ve kadın için ayrı ayrı tanımlanmış
cinsel rol ve davranışlar, erkeklerin kadınlar üzerindeki
egemenliğini sürdürecek/yeniden üretecek şekilde
kurumlaşmıştır. Bu kurumlaşmada kadın cinselliği, erkeğin
talebine yanıt verecek şekilde tanımlanmıştır. Bireyin
kendi başına değil de, kendisinde varolan ve bir gereksinimi
karşılayan şeylerden ötürü toplumsal olabildiği bugünkü
durumda, kadın kendisini ortaya koyarak değil (kendisi olabilme
şansı, aynı zamanda bu nedenden de hiç olmadığından)
kendinde olanı, bedenini ortaya koyarak toplumsallaşabilir.
Kadın, tanımlanmış normlara göre "güzel" olduğu
ölçüde ya da anneliği aracılığıyla
toplumsallaşabilmekte. Bunun dışında kalan, kadınların
cinsiyetleri bile tartışma konusu olmaktadır.
Kadın ve erkek cinselliğinin
farklı tanımlanışı, cinsel rollerin, dolayısıyla toplumsal
konumlanışın da farklı olması anlamına geliyor. Cinsel
davranışın tanımlanmış olan biçimlerindeki en küçük
farklılaşmanın bile küfürlerin ve alayların konusu olması
(kaldı ki kadın bedeni herşeyiyle küfür malzemesi) vurgunun
cinsel eylemin kendisinden çok, dışlama aracılığıyla
dayatılan bir toplumsal kurumlanışın reddedilişine olduğunu
gösteriyor.
Cinsel eylemin
sınırlanışının, eylemin kendisiyle değil de toplumsal
kurumlanışla belirlendiğinin çarpıcı örneklerini yine
Antik Yunan ve Roma'da bulmak olası: kurulabilecek cinsel
ilişkiyi belirleyen şey tarafların köle ya da yurttaş,
kadın ya da erkek, yetişkin ya da çocuk olmalarıdır. Burada
anahtar sözcükler "aktiflik" ve
"pasiflik"tir. Yurttaş yetişkin erkek aktif
olmalıdır; onun pasifliği hiçbir şekilde hoş görülemez.
Hele de aktif lezbiyenlik yapan kadın aşağılıktır, öyle ya
yetişkin yurttaş erkeğin rolüne soyunmuştur. Ancak,
yetişkin, yurttaş ve aktif erkeğin de tanıması gereken bazı
erkler vardı: karısı, köleleri ve metresiyle ilişkiye
girebilir fakat hayvanlarla, tanrılarla ve ölülerle giremezdi.
Yine de bir kölenin efendisinin içine girmesi hoş
karşılanmazdı. ("becermenin" iktidarı ve
küfürlerdeki yansısı burada gelişmeye başlamış olsa
gerek)
Bir diğer önemli gösterge de,
Atina yasalarında, bir oğlana ya da kıza tecavüz edenler
için konan cezaların aynı olması, tazminatın toplumsal
konuma göre değişmesidir.
80’lerde Türkiye’de kadın
hareketi, kendisini ifadelendirmeye çalıştığında,
sosyalistlerin de içinde olduğu geniş bir kesim tarafından,
cinsel eylemin genel eylemden aşağı görülerek
ayrıklaştırılmış olmasından yararlanarak "bunlar
cinsel özgürlük istiyorlar" diye saldırıya
uğramıştı. Erkeğin cinsel rolüne yönelik tehditin motive
ettiği bu saldırıların gerçeğinin farkına
varılmadığından "hayır..." diye başlayan bir dizi
savunmayla ne kadar "masumane" istekler dile
getirildiği anlatılmaya çalışılmıştı. Öyle ya,
kadınların bildikleri (yaşadıkları değil) aslında sadece
gördükleri cinsel davranış erkeğinkiydi. Bu cinsel
davranışın özgürcesi de her önüne gelenle yatağa girmek
olabilirdi! Böyle bir kavrayışın, biraz daha derinleşerek,
cinsel eylemin tene, aslında tene de değil cinsel organlara
indirgenmesine dayadığı görülebilir. Kadın vajinası, bunun
sonucunda, erkek için olduğu kadar, kadın için de saplantı
durumuna geldi. Tecavüze uğrayan kadınlar için fiziksel
acıdan çok, kişiliklerinin tümden yokedildiği duygusu
ağırlıktadır. Ama, fiziksel farklılıkları bir yana,
erkeğin laf atmasıyla, tecavüz etmesi arasında bir fark yok.
Başka birçok durumda olduğu gibi, bu iki durumda da
kadınların onuru çiğneniyor, varlıkları yok sayılıyor.
Cinsel Eylemin Örgürleşmesi!
Cinselliğin, hep yok sayılan
olduğu düşünülür. Aslında yok sayılan, sadece
bağımsız, kurumlaşmamış cinselliktir. Cinselliğin
kurumlaşmasının bugünkü aracı ise söylemdir. Cinsellik
hızla yapma ediminden söyleme edimine doğru kaymaktadır.
Çoğumuz, cinsellik hakkında eskiye göre daha fazla
konuşabildiğimizi düşünerek baskılardan kurtulduğumuzu
sanırız. Küfürle, argoyla, alayla geçen cinsel eylem
üzerine yapılan konuşmalarla özgürleşildiği sanılır.
Oysa cinsellik, tanımlanmış sınırlar içinde hep bahsi
geçen bir konu olmuştur, açıktan değil, gizli kapaklı
belki; herkesin bildiği ortaklaştığı bir giz. Bugün sadece,
bazı değerlerin içinin boşaltılarak, "giz"den
kurtulunmuştur. Öyle ki, her ay, hemen tüm "kadın ve
erkek dergileri"nde cinsellik, erkek iktidarı ve bu
iktidarından bir parça da olsa pay alması gereken, bunu da
orgazm olarak elde edecek olan kadın üzerine sürülerce yazı
bulmak olanaklıdır. Hiçbiri, zaten böyle kaygıları
olmadığından, kadın ve erkek arasındaki, toplumsal
düzenlenişin tüm egemenlik ilişkileri üzerine sorgulama
yaparak cinsel düzenlenişi değiştirmeye çalışmaz; varolan
düzenleniş içinde gevşeme noktaları bulmaya çalışırlar.
"Pornografi",
"erotizm" ve "romantizm", cinsel davranış
kalıplarının sürmesinin, yeniden üretilmesinin, yapmadan
söyleme geçişin endüstrileşmiş biçimleri durumundadır.
Pornografi ve erotizm, erkeksi kalıpları içinde yaşarken,
romantizm de, koskaca bir pembe diziler, aşk romanları
endüstrisiyle kadınlar için tanımlanmıştır. Görülüyor
ki, kadının varoluşunun tanınmadığı, insanlar arasındaki
erk üzerine kurulmadığı herhangi bir düzenlenişte, insanlar
arasındaki özgür ilişkilerden ve tabii ki cinsel
ilişkilerden söz etmek olanaklı değil. Bir dönem avrupa'da,
kadın öğretmenlerin bakire olması gerekliliğinin
konulabileceği kadar aşağılanan cinsel eylemin tek
kurtuluşu, diğer bedensel ve duygusal tepkilerle
birleştirilebileceği bir yaşam olabilirmiş gibi
gözüküyor.
Kaynak
Eksik Etek
CİNSEL ROL ve
KİMLİK
Cinsel İstek
Toplumumuzda erkeklerin seks
peşinde koştukları kabul edilir. Arkadaşlığı
başlatmanın, kur yapmanın, hatta cinsel ilişki kurma isteği
içinde saldırganlaşmanın, erkeğin rolü olduğuna
inanılır. Ama örneğin New Meksiko'daki Zuni yerlileri için
durum farklıdır. İlk hareket kadından gelir. Geleneksel
olarak Zuni erkeği, zifaf gecesini korku içinde titreyerek
bekler. Trobriand Adaları'nda da kadın etkendir. Antropolog
Bronizlaw Malinowski bu konuda şöyle der:
"Genel olarak, kaba
ihtirastan söz edersek, kadının daha etken olduğunu
görürüz".
Aile
Toplumumuzda, kadını otomatik
olarak anne olmaya hazırlayan kuvvetli bir annelik
içgüdüsünün, kadının içinde olduğu kabul edilir. Ama
Güney Denizi'ndeki bazı adalarda çocuklarla sadece erkekler
oynar.
Trobriand Adaları'nda çocuk
büyütme ile ilgili bütün işler, babadan beklenir. Bebeği
yıkamak, doyurmak, şefkat gösterip, kucağında gezdirmek
babanın görevidir.
Avustralya yerlileri için baba
öylesine önemlidir ki; hamilelik sırasında baba ölmüşse,
anne, yeni doğanı ölüme terk eder.
Duygular
Toplumumuzda erkeğin
duygularını kontrol altında tutması beklenir. Erkekler,
hislerini saklarlar; canları acıyınca veya hüzünlenince
ağlayamazlar. Ama, İran'da duygusuz, duyarsız ve sezme
yeteneğinden yoksun erkekler, anormal ve güvenilmez olarak
tanımlanırlar. İran erkeği, geleneksel olarak, şiiri
mantığa yeğler. Arkadaşlar, toplum içinde birbirini
kucaklayabilir, el ele tutuşabilir (böyle bir yakınlık bizim
toplumumuzda kadınlara yakıştırılır), kadınlardan ise;
pratik ve serinkanlı olmaları beklenir.
Güzellik
Toplumumuzda kadınlar; makyaj
malzemeleri, parfümler, mücevherat ve şık giysilerle erkeğe
cazip görünmeye uğraşırlar. Güneybatı Pasifik Okyanusu
Adaları'nda ise; çiçekler takan, kokular süren erkektir. Yeni
yetme delikanlar, tören giysilerini giyip süslendikleri,
parfümler sürdükleri zaman, öylesine tahrik edici
olduklarına inanılır ki, kadınlar onları baştan
çıkartmasın diye, büyükleri tarafından yalnız
bırakılmazlar.
İş ve Meslek
Toplumumuzda aileyi koruma ve
ekmek parasını kazanma görevi, özellikle erkeğe
verilmiştir. Kadınların ise; örneğin, bir fizik
laboratuvarında çalışmak için güçsüz ve narin olduğu iş
hayatında, başarılı olacak kadar kavgacı olmadıkları
savunulur. Ama bazı Afrika ülkelerinde, örneğin Sengal,
Gambia ve Kenya'da en ağır çiftlik işlerini kadınlar yapar.
Hatta bu ülkelerde bir erkek, o gün ağır bir iş yapmışsa,
"Kadın gibi çalıştı" denir.
Batı toplumlarında, yakın
zamanlara kadar kadınların bir meslekte başarılı olmaları
beklenmezdi, onlar için en iyi işin, evlenmek ve aile sahibi
olmak olduğu düşünülürdü. Nijerya'da ise; bir kadının
bir sanat öğrenmesi veya ticaretle uğraşması olağandır.
Yoruba Yerlileri'nde bir kız, geçimini sağlamadan evlenmeye
hazır sayılmaz. Sonuç olarak dünyanın üçte ikisinde
ticaret, kadınların yönetimindedir. Bu örnekler, iş ve
meslek konusunda kadın ve erkek arasında kesin bir bölünmenin
olmadığını gösteriyor.
Toplumumuzda çocuklar
"kim" olacaklarını ve "neye"
benzeyeceklerini çok çabuk öğreniyorlar. Dört yaşındaki
çocuklar üzerinde yapılan bir araştırmada, çocuklardan
çoğunun iki cinsiyet için yapılmış oyuncakları doğru bir
şekilde ayırabildikleri görülmüştür.
Çocukların kız veya erkek
olarak sosyal rollerini öğrendikleri ilk yer yuvalarıdır.
Sonra okul, bu ilk bilgileri kuvvetlendirir. Yıllardır,
okutulan ders kitapları, kadın ve erkeği
kalıplaştırmıştır. 1970'lerde Kaliforniya'da okutulan bir
kitapta, yuva ile ilgili 18 öyküden 12'sinde, anne önlüklü
resmedilmiştir ve görevlerinin yemek pişirmek, dikiş dikmek,
bulaşık yıkamak veya ütü yapmak olduğu belirtilmiştir.
Baba ise genelde işten eve dönerken resmedilmiştir.
Daha büyük öğrenciler için
hazırlanan ders kitaplarında da durum farklı değil.
Kadınların çalıştığı belirtilse bile, bu; sekreterlik,
öğretmenlik, garsonluk veya kütüphane memurluğu gibi
geleneksel mesleklerle sınırlandırılmıştır. Buna karşın
erkeklerin, her tür işi yapmaya uygun olduğu izlenimi
verilmektedir.
Kızların, okulda erkeklere
oranla daha başarılı olduğu, genel olarak bilinir. Bunun bir
nedeni, buluğ çağından sonra hormonlarında meydana gelen
değişiklikler olabilir. Ama, Ann Oakley, bunu başka türlü
açıklıyor:
"Bu, büyüyünce
oynayacakları role alışmaya başladıkları çağdır. Erkek
rolünde başarı, kadın rolünde ise rahatlık
hedeflenmiştir".
Yapılan araştırmaların
sonucunda kızların, erkeklerle yarışarak eğitimlerine devam
ederlerse, dişiliklerini ve sevimliliklerini yitirmekten
korktukları anlaşılmıştır. Ayrıca, yüksek kişisel
başarının, geleneksel ev kadını imajı ile ters
düştüğüne inanılır.
Toplumumuzdaki delikanlılar da
cinsel kimlikleri kalıplaşarak büyürler. Birçok erkek
çocuğu, ev ortamında saldırgan davranışlara ve oyunlara
yüreklendirilir. Futbol ve hokey gibi sporlar, şiddet duygusunu
güçlendirir. Ergenlik çağındaki erkek çocukları, tehlikeli
ve toplum dışı olaylara cesaretle girebilirler. Bu nedenle,
genç erkekler arasında cinayet ve yaralama oranı yüksektir.
21 yaşında ölen gençlerin %68'i erkektir. Daha ileri
yaşlarda da ne pahasına olursa olsun, başarma zorunluluğunun
getirdiği stres yüzünden, kalp krizi ve felç riski
erkeklerde, kadınların iki katıdır.
Özellikle maço erkekler, her
türlü insani ilişkiyi bir yarışa çevirirler. İş, oyun ve
seks hayatı daha yüksek puanlar alabilecekleri ortamlardır.
Hatta daha kötüsü, adeta savaş alanlarıdır:
"Cinsel ilişki sadece
şahane ve mükemmel bir şey değil, aynı zamanda öldüren bir
şeydir. İnsanlar yatakta birbirlerini öldürürler"
Norman Mailer
Güney Denizleri'ndeki adalara
ilk gelen Hıristiyan misyonerler, buradaki yerli halkın nasıl
cinsel ilişkiye gireceklerini tam olarak bilmediklerini
gördüler.
Sabırlı misyonerler, Amerikan
yerlilerine, cinsel birleşme için en doğru pozisyon olarak,
erkeğin yukarıda, kadının ise altta olduğu pozisyonu
öğrettiler. Bu, hem görüntü olarak erkeğin üstün olduğu
fikrini yansıtmaktadır, hem de ancak üreme faaliyetine yetecek
kadar az cinsel tahrike yol açmaktadır.
Cinsel davranışlar, bir
toplumun genel yapısı ve diğerleri hakkında iyi bir fikir
verir. Örneğin; Samoa halkı, misyoner pozisyonunu kullanmaz.
Onların kültüründe, kadın ve erkek, Avrupalı hemcinslerine
oranla daha eşittir. Eşitliğe inanıyorlarsa, kadın niye hep
altta kalsın?
Bu pozisyonda, kadın, erkeğin
ağırlığı altında ezilirken rahat hareket edemez. İki cins
de serbestçe aktif olabilse ve daha çok zevk alıp, daha çok
zevk verebilse daha iyi olmaz mı? Ayrıca cinsel ilişki
kurmanın asıl maksadı bu değil mi?
Bu, nerede olduğunuza
bağlıdır. Cinsel ilişkiler, sosyal ilişkilerle
şekillenmiştir. Erkek ve kadının karşıt olarak kabul
edildiği kültürlerde genellikle iki cinsel kod vardır. Bu
çifte standart, iki cins arasındaki güç dengesinin hangi
yönde ağır bastığını göstermektedir.
Arap dünyasında, erkek tarafı
ağır basmaktadır. Araplar, kadınların cinsel yönlerinin
daha kuvvetli olduğuna inanmalarına karşın, zengin bir
erkeğin dört kadınla evlenmesine izin verirler. Böylece,
birçok toplumsal gerginlik meydana gelmiş olur.
Erkekler, kadının cinselliği
kontrol altında tutulmazsa, oluşturdukları toplumun ve aile
yapılarının bozulacağından korkmaktadırlar.
Sonuç olarak, Arap kadını
tamamen tecrit edilir. Hatta, yer yer amaçla bazı yollar
kullanılmaktadır:
Klitorektomi: Kadın sünneti.
Bu uygulamada genç kızların klitorisi kısmen veya tamamen
yapılan bir ameliyatla alınır.
İnfibulasyon: Kadın cinsel
organındaki dış dudaklar birbirine dikilmekte, böylece meşru
olmayan cinsel ilişkiye engel olunmaktadır. Yakın tarihlere
kadar, Arap kadınlarının tahminen %90'ı, cinsel
duyarlılıklarını yitirmeleri için sünnet edilirdi. Bir
Sudan kaynağından, bu işlemin faziletleri şöyle
açıklanmıştır:
"Kadın sünneti,
kadınları seksin kölesi olmaktan kurtarır, onların asıl
kaderi ve görevi olan anneliği tam olarak yerine getirmelerini
sağlar".
Cinsel bir organın
köreltilmesinin psikolojik etkileri de görülür. İngiltere'de
Viktorya çağında kadınlar, cinsel yaşantılarına
karışılmasına tepki olarak, ülke çapında sekse karşı
ilgisizleştirler. Zamanımızın ünlü doktorlarından William
Acton'un bu konudaki fikri şöyle:
"Kadınların çoğu cinsel
konularla fazla ilgili değillerdir. Erkekler bu konuya daima
düşkündür, kadınlar ise ara sıra... Yuva sevgisi, çocuk
sevgisi ve ev işleri onların tek heyecanlarıdır...".
Bu tepki kampanyasının
sonunda, seks konusundaki cehalet, öylesine inanılmaz boyutlara
ulaştı ki, dört İngiliz kadınından ancak biri, bir
klitorisinin olduğunu ve klitorisin seksten alınan zevki
artırdığını biliyordu.
Bilgisizliğin yanı sıra korku
ve suçluluk duygusu da yaratılıyordu. Viktorya döneminde
İngiliz tıp dünyası, arkasına hükümeti ve kiliseyi alarak,
kadınları, seksten aldıkları zevki pahalıya ödeyecekleri
konusunda uyarıyordu. Doktorlar, cinsel ilişki sırasında
hareket ederse kadının çocuğu olmayacağını, kuvvetli
cinsel tahriğin hayatı kısalttığını, kadınların
mastürbasyon yapmasının sağlıksız olduğunu ve oral seksin
ağızda kansere neden olduğunu iddia ediyorlardı.
CİNSEL
ÖZGÜRLÜK
Cinsel konular toplumumuzda,
nedense, hep tabudur. Cinsellik konusunda pek konuşulmaz.
İrdelemeler yapılmaz. Herkes birşeyleri, üstünkörü de
olsa, bilir, ama konuşmaz ve tabii ki gönül rahatlığıyla
yaşayamaz. Bunun nedeni, cinselliğin tabu olmasına karşın,
konu bireysel düzeye indirgendiğinde, özel yaşam temelinde
düşünüldüğünde, gerçekte 'özel' ve 'bireysel'in
olmaması ve konunun adeta 'kamu'nun ortak malı olarak
görülmesinin sonucu da herkesin herkese, bu konuda konuşma
hakkını kendinde görmesidir.
Cinsellik ve cinsel yaşam
kişiye özeldir ve kişilerin bunu gönül rahatlığıyla
yaşayabilmeleri gerekir. Özel yaşam, karışılamaz bir özel
alandır. Cinsel özgürlüğün ve cinsel yaşamın da bu alanda
önemli bir yeri vardır. Cinsel özgürlük dediğimizde,
kadınlar açısından düşünürsek, bekaret baskısı,
birlikte yaşama, eşcinsellik (homoseksüellik) ve
biseksüelliğe karşı önyargı ve baskılar, flörte karşı
çıkılması gibi konular, hemen aklımıza gelebilecek, önemli
konular.
Bekaret baskısıyla biz
kadınlar çok fazla sınırlanır ve hatta bazen de deyim
yerindeyse, boğuluruz. Yukarıda saydığımız toplumdaki
tabulardan biridir bekaret. 'Bekaret' yüzünden dağılan
yuvalar, işlenen namus cinayetleri, kavgaları toplumumuzda sık
rastlanır olaylardır. Ailenin namusu, ailedeki kadınların
omuzlarına yüklenmiştir. Buna ihanet ederse, cezası dayaktan
başlayıp, ölüme kadar varabilir. Toplum da böyle kadınlara
'kötü' gözüyle bakar ve damgalar. Bu kadın, onların
gözünde artık 'potansiyel' bir 'fahişe'dir.
Sevindiricidir ki, bu
önyargılı çarpık tutum, toplumun özellikle eğitim ve
bilinç düzeyi yüksek kesimlerinde değişmeye ve yok olmaya
başlamıştır. Bu da yerindedir. Çünkü, gelişmeyle
birlikte, kişilerin özel yaşam haklarına duyulan ve
gösterilen saygının da artması beklenen bir durumdur.
Her ne kadar özel yaşam,
kişisel ve cinsel olsa da, flört ve birlikte yaşama, toplumda
tam anlamıyla kabul görmemiş durumlardır. Bireylerin,
istedikleri kişilerle, istedikleri gibi yaşama istek ve
haklarına saygı duyulmaz. Oysa bireyler, başkalarının
haklarını çiğnememek koşuluyla, özgürlüklerini sonuna
kadar kullanma hakkına sahiptirler. Birlikte yaşamanın 'zina'
olarak kabul edildiğini hemen hepimiz biliriz. Ceza yasası
taraflardan birinin evli olması durumunda eylemi suç olarak
nitelendirmiştir. Bu nedenden dolayı da, böyle bir ithamla
yakalanan kadın ve erkek cezayı hak ederler... Ancak, her zaman
olduğu gibi, yine kadının cezası daha fazladır. Kadının
zina suçunu işlemiş sayılması için, bir evde/yerde
sözkonusu erkekle tek başına, 'uygunsuzluk' koşulu
aranmaksızın bulunmuş olması yeterli görülürken, erkeğin
sözkonusu kadınla, ayrı bir ev tutarak birlikte yaşamış
olmasının ispatlanması halinde bu zina nedeni olmaktadır. Biz
kadınlar yasalardaki bu haksız durumun dışında, bir de
toplumun damgalaması ile çifte ceza görürüz. Erkekler ise,
toplumun değerlerine göre, yine 'elinin kınasını
yakmıştır'. Bu durumdan gurur bile duyabilir.
Bu konuda yasalara
bakışımız, varolan haksız düzenlemelerin iyileştirilmesi
yönünde istemde bulunmak şeklinde sözkonusudur. Ülkemiz
nüfusunun yarısını oluşturan biz kadınlar, eğer gerçekten
istersek, yasalardaki eksiklik ve haksızlıkların giderilmesini
sağlayabiliriz...
Bu başlık altında ele
alacağımız bir diğer konu da cinsel tercihler konusunda
toplumda varolan önyargı ve baskılardır. Bu başlık altında
eşcinsellik dediğimiz homoseksüellik ve her iki cinsle de
beraber olan için kullandığımız biseksüellik yeralıyor.
Eşcinsellik dendiğinde, bazı
çevrelerden gelen tepkiler, bunun sapıklık, hastalık,
anormallik, doyumsuzluk olduğu yönündedir. Oysa, kişinin
kendi cinsinden biriyle beraber olmak istemesi, tamamen, o
kişinin cinsel seçimidir. Ayrıca, son yıllarda eşcinsellik
konusunda yapılan araştırmalar sonucunda, cinssel seçimler
konusunda, genlerden kaynaklanan etkilerin varlığı da
savunulmaktadır. Eşcinselliği, ister fiziksel nedenlerden
kaynaklansın, isterse kişinin özgür irade ve duyguları
etkilesin, sonuçta birey, ne istediği ve bunu nasıl yaşamak
istediğine kendi karar verecektir. Heteroseksüellik (bireyin
tercihini karşı cinsten yana kullanması) sanıldığı gibi
'normal' değil, yalnızca 'sık görülen' bir cinsel tercihtir.
Eşcinselliğin yanısıra, biseksüellik (bireyin tercih
yapmadan her iki cinsle de birlikte olması) de kişinin
cinsellik yönünde bir seçimidir. Bu kişiler seçimlerini her
iki cinsle de birlikte olma yönünde yapmışlardır.
Eşcinsellik ve biseksüellik
konularında karşılaşılan sorunlarda başvurulabilecek
herhangi bir koruyucu yasa bulunmamaktadır. Ancak, bu konularda
başvurabileceğimiz kadın hakları, insan hakları ve demokrasi
ile ilgili çalışmalar yapan kuruluşlar bu konuda bize
yardımcı olabilecek kuruluşlardır. Örnek olarak, Helsinki
Yurttaşlar Derneği, İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları
Vakfı vb.
Kaynak
Eksik Etek
ÇAĞLARA GÖRE
CİNSEL GELİŞİM
Cinsel güdü fizyolojik ihtiyaçlarla birlikte çocuğun doğması ile birlikte başlar. Psikanalitik görüşe göre insan; "libido" adı verilen cinsel güç ile doğar. Enerji yetişkinlerdeki gibi cinsel organlarda toplanmamıştır. Bedene yayılmıştır ve bilinçli değildir. Cinsel gelişimin 5 dönemi vardır. Bunların 3'ü okul öncesi dönemde yeralır.
Anal dönem: (cinsel soruşturma dönemi:1.5-3 yaş arası).
Falli dönem: (Durgunluk dönemi 3-5 yaş arası).
Latent dönemi: (Gizil dönem 5.6-11-13 yaş).
Genital dönem: (Ergenlik dönemi 11-13-21 yaş).
Oral Dönem
Çocuğun kendi kendine ağızla
ilgili (susama sütemme v.b.) istekler duyması ve doyum elde
etme dönemidir. Çocuğun süt emmesi açlık isteğinin
giderilmesi onun gevşemesine yol açar. Bir tür ağız
bölgesinde toplanmış libidonun doyurulmasıdır. Bu dönemde
ağız naz yaratan bölgedir. Çocuğun boş memeyi emmesi
herşeyi ağzına sokmak istemesi, parmağını emmesi
bundandır.
Anal Dönem
Bu dönemde anüs haz
bölgesidir. Cinsel enerji (libido) anüste toplanmıştır.
Çocuğun kakasını kontrol altında tutması, annesinin
istemediği zamanda yapması veya yapmaması ona haz verir.
Fallik Dönem
Durgunluk dönemidir. Cinsel
enerjinin cinsel organlarda toplandığı dönemdir. Çocuk
cinsiyetinin farkında bu dönemde varır. Bu dönemde cinsel
organlarla oynama eğilimi artar. Bu yaşlarda çocuk nasıl
doğmuş olduğunu fark eder. Ayrıca bu dönemde çocuk,
ebeveynine dönük cinsel düşler kurar. Erkek çocuklar oidipus
karmaşası (komplex) yaşarken kız çocukları'da Elektra
karmaşası yaşarlar, yani çocuk karşı cinsten ebeveyninin
sevgilisi olmak isterken kendi cinsinden olan baba veya annesini
kimseyle paylaşmak istemez.
Latent Dönem
Başka bir deyişle eşcinsellik
dönemidir. Çünkü bu dönemde çocuklar kendi cinsinden
olanlarla birlikte olmaktan hoşlanır. Kendi cinsinden gruplarda
birbirlerine sıkı bağlı ilişkiler kurmaktadırlar. Cinsel
merakın aynı cinste denenmesinde yol açabilmekte gelecekteki
eşcinsellik davranışlarının temellerini atabilmektedir.
Cinsel organların yapısı, özellikleri cinsel ilişkide anne
babanın rolleri gibi konular yer alır. Bu dönem çocuk artık
kendi cinsinden anne babayla özdeşir kendi cinsinin rollerini
benimser.
Genital Dönem
13-14-21 yaşları arasını
kapsar. Ergenlik dönemidir, ve cinsel enerjinin arttığı
dönemdir. Cinsel bezlerin salgıladığı hormonlar kana
karışmaktadır. Ergene yeniden cinsel çalışmaların ortaya
çıkmasına yol açar. Anne baba saplantısından kurtulmak ve
bağımsız olmak ister. Karşı cinse ilgi artar.
CİNSELLİKTE
ZEVK SINIRLARI
Cinsel zevki arttıran ve
azaltan, bilinen dönem ve durumlar vardır. Bu durum ve
dönemlerin bilinmesi, cinsellikten daha çok zevk almamızı
sağlıyabilir. Uygun olmayan günlerde partnerinizi boşuna
zorlamaz ve onların zevk almamasını başka nedenlere
yormazsınız.
Daha Çok Zevk Duyabileceğimiz
Durum ve Dönemler
Yumurtama Dönemi
İki adetin ortasındaki
günlerde, yumurtlama gerçekleşir, bu dönemde testesteron
hormonu zirve yapar. Bu hormonun yüksekliği, kadınların daha
çok seks arzulamalarına neden olur. Bu dönem, kadınların
kendi kendilerini de en çok tatmin ettikleri dönemdir.
Kadınlar bu dönemlerinde daha kolay orgazma ulaşırlar.
Yumurtlamanın arkasından artan östrojen ve oksitosin
hormonları da du yüksek arzulamanın 3-4 gün kadar daha devam
etmesini sağlar. Bu dönemlerdeki cinsel ilişkilerde, çocuk
olma olasılığı çok yüksektir.
Dengeli Beslenme
Düşük yağ içerikli bir
diyetle beslenen kişiler, düşük vücut ağırlıkları ve
yüksek DHEA oranları cinselliklet daha yüksek zevk alma
imkanı verir. Yağlı beslenen kişilerde meydana gelecek
atheroskleroz (damar kireçlenmesi) nedeni ile kan akımları
bozulacağından erektil dokularda tam bir şişme olmayacak ve
cinsellikten maksimum haz duyulamayacaktır.
Bedensel Egzersiz
Düzenli yapılan egzersiz,
vücut hormon seviyelerini etkiler. Özellikle testesteron
hormonu seviyesi yükselir. Cinsellikteki zevki yöneten bu
hormonun yükselmesi, daha fazla zevk alınmasını sağlar.
Egzersiz yapmakla dokulara daha çok kan götürecek damarsal
yapıların gelişmesi de sağlanır. Vajinal dokuların his
özellikleri artar. Kardiyovasküler (kalp ve damar sağlığı
için) sağlık amacı ile yapılan spor da çok yarar sağlar.
Haftada 2-3 gün , 20-30 dakika süre ile kalp atım hızını
120'nin üzerinde tutacak aerobik egzersizler, burada söz
konusunudur. Yürüyüş, hafif koşu, egzersiz makineleri,
yüzme örnek olarak verilebilir.
Nefes Alma Kontrolu Egzersizleri
Düzenli nefes alma ve gevşeme
egzersizleri yapan kişilerde DHEA seviyeleri yükselir. Sabah ve
akşam meditatsyon yapan kişiler, cinsellikten daha yüksek zevk
alacaklardır.
Kegel Egzersizleri
Kegel egzersizleri karın alt
duvarını oluşturan kasların egzersizleridir. Özellikle
gebelikte kolay doğum amacı ile ve gebelik sonrası idrar
kaçırma sorununa karşı uygulanır. Bu egzersizler sayesinde
karın alt duvarı kaslarına daha çok kan akımı
sağlanacaktır. Vajina daha duyarlı hale gelir.
Masaj
Masaj kan akımını arttıran
bir faktördür. Kan akımının artması ve DHEA'nın artması
ile daha yüksek bir cinsel arzu ve orgazm yaşanabilir.
Daha Az Zevk Duyabileceğiniz
Durum ve Dönemler
Progesteron Seviyesinin
Yükseldiği Dönemler
Menstürasyon kanamasının
görüldüğü günden önceki hafta, kanda yükselen
progesteron, cinsel isteği birden azaltır. Eşler birbirlerinin
özel günlerini bilmeli ve zorlamamalıdır.
Emzirme Dönemi
Süt üretimini kontrol eden
hormon olan prolaktin, cinsel isteği azaltan bir diğer
faktördür. Bu dönemde süt bezlerinden sütün dışarı
atılması için salgılanan bir diğer hormon olan oksitosin,
uterus (rahim) kasılmasına neden olur ve orgazmı duymayı
sağlayabilir.
Sigara İçmek
Sigara dumanındaki bir çok
kimyasal madde, damarlarda kasılmaya ve kan akımının
azalmasına neden olurlar. Kan akımı bozulan klitoris, vajina
ve cinsel organlar daha az duyarlı olurlar. Sigara içildikten
sonra yapılan cinsellikte orgazm daha az yaşanır.
Stres
Stres durumunda, kandaki DHEA ve
testesteron seviyeleri düşer. Stresli bir günden sonra cinsel
istek azalır. Stres nedeni ile kortizol gibi stres hormonları
artar. Kan damarlarının daralması ve kan akımının
azalmasına neden olur. Stres cinsel yaşamda çok önemli
faktörlerden birisidir. Önemli bir toplantı öncesi, sınav
öncesi ve benzer durumlarda cinsel istek ve cinsellikten zevk
almak belirgin oranda azalır.
Uykusuzluk
Uykusuzluk halinde stress
hormonlarından kortizol salınımı artar. Bu hormonun
yüksekliği cinsel istekte azalmaya neden olur.
ARAŞTIRMA
Dr. Alfred C. Kinsey'in Erkeğin
Cinsel Davranışları (1948) ve Kadının Cinsel Davranışları
(1953) adlı raporları; 50'li yılların ortalarına doğru
gelen Amerikan bilincine sızmaya başladı. Bu raporların o
yıllardaki asıl etkisi, milyonları, birçok insanı, o zamana
kadar bilinenin aksine, cinsel bakımdan çok daha aktif
olduğuna inandırmasıydı.
Kinsey, tutucu ve böcekler
konusunda uzmanlaşmış, son derece saygıdeğer bir zoologdu.
Indiana Üniversitesi'nde cinsel eğitim dersi vermesi
istenildiğinde, Kinsey, bilimin, böceklerin aşk hayatı
hakkında insanlarınkinden çok daha fazla şey bildiğini
farketti... Raporlarını hazırlarken, 10 yıl içinde 10 binden
fazla kadın ve erkekle görüştü. Aşağıda, elde ettiği
şaşırtıcı sonuçlardan bazıları verilmiştir.
Mastürbasyon: Bütün
erkeklerin %95'i, kadınların ise kabaca 2/3'ü mastürbasyon
yaptıklarını itiraf ettiler. Bu oran, genç ve bekâr
erkeklerde daha da yüksekti. Rapora göre mastürbasyon yapan
kadınlar, cinsel birleşme sırasında orgazm olmaya daha
yatkındılar.
Evlilik dışı seks:
Araştırmaya katılan erkeklerin en azından yarısı, arasıra
eşleri dışındaki kadınlarla cinsel ilişki kurmuşlardı.
Kadınların %25'i, otuz-kırk yaşlarında evlilik dışı
ilişkileri olduğunu bildirmişti.
Homoseksüellik: Her üç
erkekte, birden fazlasının orgazm ile neticelenen bir
homoseksüel deney yaşadıkları ortaya çıkmıştı.
Kinsey Raporları, daha sonra
yapılan Masters ve Johnson Araştırmaları gibi çalışmalar,
cinselliği, saygıdeğer bir tartışma konusu haline
getirmiştir. Aynı derecede önemli olan bir başka sonuç ise,
birçok Amerikalı'nın güçlü cinsel istekler duyma konusunda,
yalnız olmadığını öğrenmesi idi.
Danıştay:
1938'de New York Sansür Heyeti,
içinde; hamilelik, zührevi hastalıklar, doğum kontrolü,
kürtaj, gayri meşruluk, fuhuş, ırklar arası cinsellik ve
boşanma geçen, tüm filmleri yasakladı. Ancak 19 sene sonra,
1957'de Birleşik Devletler Danıştay'ı, görsel ve yazılı
yayınlardaki bu sansürü alt üst edecek tarihi bir karar
aldı.
Danıştaya göre, çocukları
bu yayınlardan korumak bahane edilerek, yetişkinler için
yayınlanan kitap ve dergilere yasak konamayacaktı. Ancak, hiç
bir toplumsal yararı olmayan müstehcen yayınlar
yasaklanabilecekti. Bu karar ile edebi eserler, erotik sanat ve
"yumuşak" pornografi soruşturmaya uğramaktan
kurtuldu.
Hakim William O. Douglas,
Amerikan Danıştay'nın bu fikir değişikliğini şöyle
açıklamıştı:
"Müstehcenliği bahane
ederek cinsel konuları yasaklamak tehlikelidir. Cinselliği
olmayan bir insan anormaldir. Cinsel düşünceler, cinsel
yaşamı teşvik eder, bunun sonucunda da daha iyi evlilik
ilişkileri doğar. Aşkı cazip kılan cinsel düşünceler,
kesinlikle yasa dışı sayılmamalıdır."
CİNSEL
DOKUNDURMALAR ve ŞAKALAR
Sonuç
850 yolcudan sadece 500 yolcuya
gemiden inme izini verildi.
Efes'i gezmek için otobüsle
yolculuğu başlayan 500 turist de Efes'e giremediler. İzin
verilmedi.
Neden?
Eşcinsel oldukları için.
ATLARA CİNSEL TACİZ
Kaliforniya eyaletinde
çiftliğinde dişi atlarına cinsel tacizde bulunan bir kişi 4
yıl hapise mahkum edildi.
İSTANBUL'DA ŞİŞME KADIN YOK
SATIYOR
İstanbul'da 100'ü aşkın
"seks shop" bulunmaktadır. Dükkan sahipleri erkeklere
yönelik ürünlerin (şişme kadın, suni vajinalar,
geciktiriciler) çok sattığını, kadınlara yönelik
ürünlerin satışlarında da son zamanlarda kıpırdama
olduğunu söylüyorlar.
RAPOR: CEZAEVİ'NDE İLİŞKİYE
GİRİLEBİLİR
Sivas Cezaevi’ndeki
"cinsel ilişki" davasında hazırlanan bilirkişi
raporunda "açık görüş yeri 1 metreye 130 santimetre,
ilişkiye ayakta girilebilir" sonucuna varıldı.
DİLDO NEDEN ERKEKTEN DAHA
İYİDİR?
1. Her zaman sert ve hazırdır.
2. Hiçbir zaman gaz
çıkartmaz.
3. Futbol seyretmekten
hoşlanmaz.
4. Horlamaz.
5. İşiniz bittiği zaman
çekmeceye kaldırabilirsiniz ve siz isteyene kadar sizi
rahatsız etmez.
6. Yorulduğunda pilini
değiştirebilirsiniz ve tekrar hazır hale gelir.
7. Hiçbir zaman size
"Nasıldı" diye sormaz ve siz de yalan söyleme
durumunda kalmazsınız.
8. Dildo, erkekten daha
başarılıdır.
9. Eski (yaşlı) dildo, yeni
(genç) dildo kadar iyidir.
10. Uzun süre
kullanmadığınızda, suratı asık bir şekilde evde dolaşmaz.
11. Kız arkadaşınız
kullandığında, sadece onu yıkayarak, tertemiz bir hale
getirebilirsiniz.
12. Kırılsa bile yenisini
hemen alabilirsiniz.
HORLAMAK VE SEKS
Aşırı horlamak, çiftlerin
seks hayatlarını olumsuz bir şekilde etkilemektedir. Neden?
Horlayanlar genelde yorgun ve daha sinirli oldukları için.
ERKEKLİK
Erkeklik ne kafada, ne sünnette
başlar. Sadece testiste başlar. Testisi olmayan bir insanın
erkekliği yoktur.
Ha, ikinci bir olay bu penisteki
damar olayıdır, basınç olayıdır yani. Şimdi yaşlı bir
insanla genç bir insanınki aynı mı?
Kemal ÖZKAN
Binyıl Pazar
11 Haziran 2000
CİNSİYET MAHKEMEDE
BELİRLENECEK!
Medeni Kanun hazırlıkları
devam etmektedir. Tasarımda belki en ilginç ve bir çok
tartışmaya neden olacak maddelerden biri, cinsiyet
değiştirmekle ilgili olan.
Şu anda yürürlükte olan
kanuna göre, cinsiyet değiştirmek isteyenlerin, sağlık
kurulu raporu alması yeterli sayılmakta. Ancak, bu kolaylık
tarihe karışacak.
Medeni Kanun Tasarısında bu
konu ilgili neler var?
Cinsel değişiklik isteyen
kişinin mahkemeden izin alması gerekmektedir.
Bu değişiklik için evli
olmamak şartı var.
Bir de transseksüel yapıda
olma şartı söz konusu.
Anlayacağınız, artık
ülkemizde cinsellik değiştirenlere rastlayamayacağız. Cinsel
tercih hakları mı?
ÇOCUKLARA CİNSEL EĞİTİM
VERİLDİĞİNDE SORULAN SORULAR
ERKEKLER SINIFINDA
Öğretmenim, cinsellik ve seks
dersleri olarak bize ev ödevi verecek misiniz?
Öğretmenim, burada
öğrendiğimiz bilgileri babamla paylaşabilir miyim? Bu derste
öğretilenleri ona anlatırsam iyi para vereceğini söyledi
de...
Öğretmenim, bu dersle ilgili
olarak deney yapmak istiyoruz. Uygulamalı eğitim yapmak
mümkün mü?
Öğretmenim, az önce cinsel
ilişkiden kadınların da zevk aldığını söylediniz. Eee, o
zaman niye insanlar kızdıkları zaman birbirlerinin annelerine
küfür ediyorlar.
Öğretmenin, kadınların
göğüslerinin yuvarlak olduğunu söylediniz ama bizim
komşumuz Fahriye ablanınki daha çok elips şeklinde ve yere
doğru uzanıyor.
Öğretmenim, aşırı
mastürbasyon yapmak körlüğe yol açar mı? Eğer yol
açıyorsa, bu sınıf neden hala kör değil?..
Öğretmenim, seviştikten sonra
sigara içmek şart mıdır? Fanta veya gazoz içebilir miyiz?
Öğretmenim, teneffüse
çıkmasak olmaz mı?
Öğretmenim, madem ki
spermlerimiz bizim çocuklarımız, onları nüfusuma
kaydettirmek istiyorum. Bu mümkün mü?
Ögretmenim, az önce, kızlarda
klitorisin az gelişmiş bir penis olduğunu söylediniz. Ne yani
kızlar isteseler bizi?... Hadi ya...
KIZLAR SINIFINDA
Öğretmenim, Ali kopya
çekiyor. Teneffüste eteğimi kaldırıp bakmak istedi...
Öğretmenim, orkidlerimizi
kağıt mendil olarak da kullanabilir miyiz?
Ögretmenim, seksin kadınları
mutlu ettiğini söylediniz, peki annem niye mutlu değil?
Öğretmenim, bekaret zarının
dikilebildiğini söylediniz az önce... Teneffüse kaç dakika
var?
Öğretmenim, bisiklete binmek
bekaretimize zarar verir mi? Ama ıssız bir ormanda binmekten
bahsediyorum.
Öğretmenim, az önce erkeklik
organının uzunluğu değil işlevi önemli dediniz ama niye
küçüğünü tercih edelim, bu meretle iki araba arasına park
etmeyeceğiz ki?
Öğretmenim, reklamlarda
orkidlerin üzerinde hep mavi bir sıvı oluyor ama bugüne kadar
böyle bir sıvı ile karşılaşmadım. Acaba ben normal
miyim?
Öğretmenim, ben gene bizi
leyleklerin getirdiğine inanmak istiyorum. Dün gece bu dersi
çalışıyorum diye abilerimden dayak yedim. Urfa'da kız olmak
zor iş be öğretmenim...
Kaynak : E-Sağlık
Anasayfa-
Kadın sağlığı - Cinsellik - Üroloji - Estetik ve Güzellik - Cilt
sağlığı- Ruh sağlığı - Kbb
Göz sağlığı -Diet ve Egzersiz - İlkyardım - Kalp sağlığı-Sinir sağlığı-Genel sağlık-Çocuk sağlığı-Bitki sağlığı-Fizik tedavi-Sevgi
Copyright
1998-2001 www.hastarehberi.Com - Tüm hakları saklıdır.