Agresif Çocuk

Sosyal Pedagog
Macide Serpemen*
Hemen hemen her
çocuk yuvasında, özellikle saldırgan
davranışlar gösteren bir veya birkaç çocuk
bulunur. Eğitmenler genellikle ne yapacaklarını
bilemezler: Bir yandan diğer çocukları korumak,
diğer yandan da agresif çocuğa yardım etmek
isterler. Ama nasıl?
Parkta, yuvalardaki
çocuk gruplarında veya okulda, daha doğrusu
çocukların toplu olduğu yerlerde genellikle en
azından bir çocuk vardır ki, genellikle erkek
çocuğudur, diğerlerini rahatsız eder; her
fırsatta onları itmek, ısırmak veya onlara vurmak
ister ve yapar da. Diğer çocukların anneleri,
veliler sinirlenir; genellikle de agresif çocuğun
ailesinin eğitiminin yanlış olduğunu düşünür,
şikayet eder ve mümkünse bu çocuğun gruptan,
sınıftan atılmasını veya uzaklaştırılmasını
isterler. Öğretmenle, eğitmenle, müdürle
tartışmalar başlar, çocuk cezalandırılır,
kimse yanına yaklaşmaz. O artık damgalanmıştır.
İşte, tam da bu
noktada dikkat etmek gerekir: Unutulmamalı ki,
yarın bu tutum içinde olan velilerin çocukları da
aynı şeyleri yapabilir. Çünkü bütün küçük
çocuklar onlara ilk anda hoş gelen,
heyecanlandıran, gücünü ortaya koyan şeyleri
yapıp denemek isterler. Vurmak, ısırmak,
saçından çekmek caziptir, heyecan vericidir;
güçlü olduğunu, kuvvetini, elinin çabukluğunu
göstereceği yollardır bunlar. Şüphesiz bir- iki
yaşındaki bir çocuk altı yaşındaki bir komşu
kızının saçını çekiyorsa konu olmaz. O henüz
bu yaşlarda başka çocukların hislerini anlayamaz,
kendini onun yerine koyamaz. Bu nedenle de
yetişkinler dikkat etmeli ve onu engellemelidir,
engelleyebilmek için mümkün olduğunca göz
önünde olmalıdır.
Çocuk zamanla,
yaşı ilerledikçe bu davranışının
yetişkinlerce onaylanmadığını, annesinin
üzüldüğünü fark edecek; diğerlerine acı
verdiğini, kendini kabul ettirmek için başka
yolların olduğunu öğrenecektir. Ancak çocuk,
yaşı ilerlemiş olsa da davranışlarını
değiştirmeyebilir. Çünkü o sürekli bu yolla
başarılı olmakta olduğunu görmüş,
istediklerini bu yolla elde etmiş, vurarak, iterek
istediği oyuncağı arkadaşının elinden almış,
hatta artık diğer çocuklar o vurmadan,
tekmelemeden onun istediklerini yapar olmuşlardır.
Ya da çocuk kendi isteklerini ifade etmek için
başka bir yol göremez, bilmez. Genellikle kendini
sözlü olarak iyi ifade edemeyen, ifade ve konuşma
zorluğu olan ve de konuşabilmek için tez canlı,
sabırsız olan çocuk için ısırmak, tükürmek
tavır almaya veya derdini anlatmaya göre en kolay
ve hızlı yoldur.
Bazı küçük
haydutlar(!) daha fazla dikkat çekmek için bu rolde
ısrarlı olurlar. Onlar bilirler ki, eğer oyun
oynarken yanındakini bağırtırsa, canını
acıtırsa, elindeki arabayı hızla alırsa
öğretmeni gelecek, ne olduğunu soracak, onun yine
ne yaptığını öğrenmek isteyecek, yani bir kez
daha o konu olacak, dikkat çekecektir. İstediği
zaten budur. Oysa arkadaşı ile sakin oynasa
kimsenin dikkatini çekmeyecek, kimse yanına
gelmeyecek, ne yapıyorsun diye sormayacaktır.
Bir diğer konu ise
şudur: Genelde özgüveni olmayan veya özgüveni
hırpalanmış olan çocuk, en azından fiziksel
olarak güçlü olduğunu göstermek ve bunu sürekli
olarak yeniden ispat etmek ister. Böyle çocukların
genellikle sosyal deneyimi azdır. Onlar diğer
çocukların mimiklerine, bakışlarına,
tavırlarına pek anlam veremezler, anlayamazlar ve
her zaman, en sıradan, doğal bir durumda bile
kendilerine karşı bir tavır olduğunu
düşünürler, tetikte kendilerini sürekli
savunmada tutarlar.
Tüm bunlar ve
benzeri nedenlerle yetişkinler çocukları
saldırgan tutumlarından uzaklaştırmak
istiyorlarsa, önce yukarda anlatıldığı gibi bu
davranışı ortaya çıkaran sebebi bulmalıdırlar.
Ondan sonra, çocuğa zaman tanınmalıdır.
Değişim için ilk önce zaman gereklidir.
Genellikle okul çağına kadar çocuklar için
tartışmak kavga etmek, birbirine vurmak, hızla
girişmek demektir. Yavaş yavaş bu tutumlarını
terk ederler. Ancak bu bizlerin sürekli
davranışlarını doğru bulmadığımız, devamlı
ayıpladığımızı söylememizle olmaz. Çoğu kez
bu tutum ters teper.
Diğer yandan
birçok ailede erkek çocukların süratle vurması
veya tekme atması genellikle normal görülür.
Hatta “görüyor musun yaramazı, kaşla göz
arasında ne yaptı” derken biraz da memnuniyet,
hayranlık dile getirilir. Çoğu kez “erkek
çocuğu dediğin biraz haylaz, yaramaz olmalı”
denilerek çocuğa rolü verilir ve bu rol onaylanır
da. Kız çocuğu yapmaz, yapmamalı, kıza
yakışmaz, ayıp derken”, ama o erkek, doğasında
var, ne yapsan engelleyemezsin” denilmez mi? Çoğu
durumda, yaşamın bir çok alanında zaten erkek
çocuğu eğer erkek gibi erkek olmak istiyorsa
vurucu olması gerektiğini ve erkek rolünün de bu
davranış biçimi olduğunu görmektedir. Kız
çocuğu da genellikle kurbandır, kurban rolünde
kalır. Ve yine bir çok kız çocuğu kendileri
lehine durumu değiştirmek için saldırıyı
yavaşça , sinsice(!) yaparlar; cimdirerek, sessizce
saç çekerek.
Eğer bir çocuk
diğerini döverse, ona vurursa biz yetişkinler
dikkatimizi önce kurbana vermeliyiz. İlk anda
saldırgan çocuğu bir kenara almalı, onunla
ilgilenmemeliyiz. Çünkü yukarıda belirttiğim
gibi o dikkati çeksin diye sıkmıştır
arkadaşının kolunu. Biz onun elinden metodunu,
onun silahını almalıyız. Bunu nasıl yapabiliriz?
Ona başka metodları göstererek. Düşünmeliyiz:
bu çocuk özellikle neleri iyi yapıyor, neyle,
hangi özellik ve beceri ile diğer çocukların
dikkatini çekebilir? Hangi durumda diğer çocuklar
kendi içlerine onu kabul ederler? Kendisini ifade
edebilmesi, isteklerini dillendirmesi için farklı
durumlarda neler yapıyor? Şüphesiz onun da
saldırmadığı, farklı davrandığı durumlar
oluyordur. Bu durumları gözleyelim ve
ödüllendirelim.
Çocuk grubu
içinde, vuranın, saldıranın rolü, izleyenler ve
vurulanlar, itilenler olmazsa anlaşılmaz. Daima
özellikle kuvvetli olan, biraz daha yaşça büyük
olan bu rolü alacaktır. Eğer bir çocuk birkaç
kez agresif davranırsa, ki olabilir, diğerleri
deneyimleri ile bu çocuğu da kabullenirler. Eğer
çocuk elleriyle sorunu çözmeye kalkmış ise,
diğer hepsi için kimin suçlu olduğu, kimin ilk
önce başladığı bellidir. O fişlenmiştir,
yaptığı diğer olumlu, iyi şeyler hiç
görülmez. “Yalancının mumu yatsıya kadar
yanar” misali, kimse ona inanmaz ve güvenmez.
Diğerleri onunla oynamak, beraber olmak istemez ve
kendini farklı yönleriyle gösterme şansı
azalır. O da giderek günah keçisi rolünü
benimser ve “her zaman saldıran” çocuk tipini
kendi de kabullenir ve bu rolü oynar. Hele ki ona
kötü davranıldığını hisseder ve görür ise,
hiç değiştirmeden ve dozunu artırarak devam eder.
Vurur, ısırır, tekmeler. Ve diğerleri haklı
olduklarını bir kez daha görür onu dışlamaya
devam eder, bu böylece sürer gider.
Diğer bir konu ise,
çocuğun agresifliğinin grup içinde çözülmesi,
yani konuyu grup ortamında çok yönlü ele alma
gerekliliğidir. Ayrıca sorunu grup içinde çözmek
aile içinde çözmeye göre daha kolaydır. Çocuk,
evde belki de çok farklı davranıyordur. Evde
azarlamak, bağırmak ve ceza vermek genellikle
duruma yardımcı olmaz, sorunu ağırlaştırır.
Sonuç olarak, grup
içinde saldırgan davranışlar gösteren çocuklar
dışlanmamalı, olay sosyal bir görev olarak
benimsenmeli, eğitimciler ele almalıdır. Sonuçtan
herkes, çocuk da, arkadaşları da, eğitmen ve veli
de bir şeyler öğrenecektir.