UYUŞTURUCU MADDE KULLANIMINI ÖNLEMEK İÇİN ANNE VE BABALARIN DİKKATİNE..

A. ÇOCUK VE GENCE ÖRNEK OLMA
Çocukların hergün karşı karşıya kaldıkları anne baba tutum, davranış ve ilişki biçimlerinin; onların eğitiminde çok önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Aile ilişkileri, çocuklar için, davranış biçimleri ve insan ilişkilerinin öğrenildiği bir sahne oluşturmaktadır. Madde kullanım konusunda da, benzer mekanizma işlenmekte olup; çocuklar, anne babanın maddeler konusundaki tutum ve davranışlarını gözlemlemekte ve benzer şeyleri uygulamaktadır. Toplumda, anne baba başta olmak üzere, öğretmenler ve diğer etkili yetişkinlerin madde kullanımı konusundaki tutum ve davranışları; çocuk ve gençler için çoğu kez kavram karmaşası yaratmaktadır. Çocuk ve gençler, zararlı etkisi kesin olarak kanıtlanmış olan sigara ve alkol gibi maddelerin, neden erişkinler tarafından kullanıldıklarını tam olarak kavrayamamakta; kendilerinin de bu ve buna benzer maddeleri kullanabileceği düşüncesi oluşmaktadır. Anne babalar, her ne kadar, çocuk ve gençleri bağımlılık yapan maddeler konusunda uyarsa da; kendi sergiledikleri davranış modelleri, mantıklı
uyarılarından çok daha etkin olmaktadır. Bu nedenle, anne babaların, kendilerinin kullanımı konusundaki tutum ve davranışlarının nasıl olduğunu irdelemeleri gerekir. Örneğin alkol, sigara, ilaç kullanımı konularında bu maddeleri kullanma nedenleri, sıklıkları, bu maddelere gereksinimleri, kullanıp-bırakma paternleri, bu alandaki güçlülük ve zayıflıkları gibi özelliklerin hepsi önem taşımaktadır. Çocuklar, anne babanın davranışlarını görerek öğrenir, anne-babanın birbirlerine olan tutum ve davranışlarını da kendilerine örnek alır, sorunların çözümünde anne babanın davranışlarını kopya ederler.
B. AİLE İÇİ EĞİTİM
Eşler arasındaki ilişkilerin her zaman çok pürüzsüz olması beklenemez. Zaman zaman sürtüşme, anlaşmazlık ve tartışmalar da olması doğaldır. Önemli olan, anlaşmazlıklar karşısında, eşlerin olaya yaklaşımları, birbirlerine karşı davranışları ve çözüme ulaşmada izlenen yolların nasıl olduğudur. Anlaşmazlıklarda eşlerin karşılıklı oturup konuşabilmesi, her iki tarafın da kabullenebileceği bir çözüm yolu bulabilme becerisi önem taşımaktadır. Hiç sorun yokmuş casına olayları görmezden gelip sahte bir uyum içinde yaşıyor olmak, hep birinin boyun eğmek zorunda sağlıksız bir ilişki biçimini sürdürmek, sorunların çözümünde çocuklara sarılmak ya da çatışmayı onların üzerine yansıtmak sağlıksız iletişim modelleridir.
Çocukların eğitiminde eşlerin beklentileri, istekleri, rolleri, sorumlulukları, nlendirmeleri, eğitime yaklaşım biçimleri kuşkusuz birbiriyle tümüyle aynı paralelde olmayabilir. Ancak, temel konulardaki eğitim anlayışında, tutarlı ve uyumlu bir birlikteliğin sağlanması çocuklar adına önem taşımaktadır.
C. ÖZGÜR, BAĞIMSIZ, SORUMLU,
SINIRLARINI BİLEN,
GÜVENLİ ÇOCUK YETİŞTİRME:
Madde bağımlılığı tehlikesi ile ilgili olarak anne babaların bilmesi gereken önemli özelliklerden biri; çocukları ve gençleri bağımsız olarak yetiştirebilmenin, onları madde bağımlılığından uzak tutabilecek en önemli etkenlerden biri olduğudur.
Maddeler, ancak kullanıldığında bağımlılık yaratırlar. Bağımlılık yapan maddelerin tümü ortadan kaldırılması mümkün olmayacağına göre; kişinin bu maddeleri kullanmama gücünün gelişmiş olması en temel özellik gibi görünmektedir. Kişinin madde kullanması için, maddeye hayır deme gücünün olmaması ve madde kullanımı konusunda önceden istekli olması gerekir. Bir başka deyişle, maddeye hayır diyemeyen ve kendisiyle ilgili sorumluluk duygusu yeterince gelişmemiş olan kişilerde maddeye alışma tehlikesi çok daha fazla olduğu söylenebilir.
Çocuklara sorumluluk duygusunu
verebilmek, onları madde bağımlılığından uzak tutabilecek
en önemli unsurdur.
Çocukları bağımsız olarak yetiştirmenin ne olduğu; onlara güven ve bağımsızlık duygusunu kazandıran bir eğitim yaklaşımının nasıl olacağı soruları hep akla gelmektedir.
Bunu anlayabilmek için, çocukların, kendilerine özgübir özgürlük ve serbestlikleri olması; ancak her şeyde olduğu gibi, bu özgürlüğünde sınırlarının iyi tanımlanması gerektiği bilinmelidir.
Çocukların kendilerine güvenebilmeleri, kişilik sahibi olabilmeleri için yalnız başlarına, anne-babasız hareket edebilecekleri alanlara gereksim bulunmaktadır. Anne-babaya düşen görev, çocuklarına bu serbest alanda yol göstermek; ancak bu serbestliğin sınırlarını da açık olarak belirlemektir.
Bu nedenle; çocukların belirli konularda; yaşlarına uygun olarak ve kendi başlarına serbest hareket edebilmeleri, onların kendi davranışlarını kontrol edebilmeleri için çok önemlidir.
Çocuk kendi başına bir karar verdiğinde; bu kararın kendi yaşamı üzerindeki etkileri konusunda bir sorumluluk alacak ve belli oranda bir riske girecektir. Bu risk ona ağır gelse bile, sonuçta kendisine bazı deneyimler kazandıracaktır. Kendi verdiği kararlar sonucu çocuğun olumlu şeyler elde etmesi, ona verdiği kararın doğru olduğunu öğrenecek; olumsuz şeyler yaşaması ise, bu deneyimin ona daha sonraki denemeler için katkıda bulunmasına sağlayacaktır. Bu deneyimler sonuçta, çocukta güven ve sorumluluk duygusunun gelişmesinde önemli adımlar olarak düşünülmektedir.
Bağımsızlık ve kişisel sorumluluk ancak uzun zaman süreci içinde, yavaş yavaş ve alıştırmalarla verilebilir.
Hangi yaşta olursa olsun, herkesin
belirli sınırlara gereksinimi vardır.
Hem toplumsal yaşantıda uyumlu
olabilmek, hem kişisel iç huzuru ve dengeyi sağlayabilmek
için; kişinin belirli sınırlarının olmasına gerek
vardır. Bu sınırlar, kişisel bütünlüğü koruyabilmek ve
başkalarıyla iletişimde açık ve net olabilmek için de
gereklidir. Bu sınırlar aynı zamanda, kişinin kendini hangi
alanlarda ve nereye kadar geliştirebileceğinin da bir
ölçüsü gibi düşünülebilir. Çocukların sınırları,
önce anne baba olmak üzere çevre ve toplum tarafından
belirlenmektedir. Aile, okul, meslek eğitimi, maddi durum, ev
durumu gibi aileye değişen etkenler
yanı sıra; alienin çocuk yetiştirme biçimleri, tüm
alanlarıyla eğitim ve öğretim, toplumdaki sosyal ve
kültürel değer yargıları da bu sınırların belirlenmesinde
çok önem taşıyan değişkenlerdir.
Çocukların sınırlarının nasıl ve
ne oranda olması gerektiği aile tarafından belirlenirken;
kuşkusuz, çocuğun kendinden getirdiği yaratılış
özellikleri de bunda etkili olmaktadır.
Daha bebeklikten başlayan bu sınırlar,
çocuğun gereksinimleri ve ailenin tutumuna göre, her yaş
için farklı düzey ve biçimde olmak üzere yeniden
ayarlanmalıdır.
Çocuk ve gencin sınırları; “esnek
ama gevşek değil”, “belirli ama katı değil”, “
tutarlı ama değişmez değil”, “yaptırımı olan ama
zorlayıcı değil” nitelikte olmalıdır. Kuşkusuz, bu
sınırların belirlenmesine, çocuk ve gencin gereksinimleri,
beklentileri, dilekleri de önemsenmeli; gelişen topluma göre
güncel değerler göz önüne alınmalı; çocuk ve gencin de
bu oluşumda payının olmasına dikkat edilmelidir. Çocuğa
belirlenen sınırların çok geniş ve gevşek olması; bir
anlamda “sınır olmaması” anlamına gelmektedir. Bu
durumda çocuk ve genç, gerçek yaşamda neyi, ne zaman, nerede,
nasıl yapacağını öğrenmemekte; davranışlarını
ayarlama ve kontrol edebilmeyi becerememekte; gerçek yaşamdaki
ilişkileri
tam anlamıyla kavrayamamakta;
insanlarla ve toplumla olan ilişkilerini ayarlayamamakta; kendi
sınırlarının nerede bittiği ve başkalarının
özğürlüğünün nerede başladığını kestirememekte;
sosyal uyum ve iletişimde ciddi sorunlarla karşı karşıya
kalmaktadır.
Bunun tersine, çocuğa gereksiz
engellemeler ve yasaklardan oluşan bir sınır belirlenmesi;
“çocuğun kişiliğinin aşırı sınırlanması”
demektir. Bu durum, çocuk ve gencin yaşam becerilerinin
gelişmesinde engelleyici rol oynamakta; güvensizlik,
karamsarlık ve kuşku duyguları ve bunların neden olduğu yeni
psikososyal sorunlara yol açmaktadır.
Sınır ve sorumlulukların kesin olarak
belirlenmediği, anne baba arasında belirgin tutum
farklılıkları olduğu, aynı konuda farlı zamanlarda
farklı sınırların söz konusu olduğu durumlar;
“belirsizlik, tutarsızlık ve güvenilmezlik” olarak
değerlendirilmektedir. Böyle bir durumda, çocuk ve genci,
kendi davranışlarını ayarlama, karar verme ve sorumluluk
almada sorun yaşamasına neden olacaktır.
Anne babalar için önemli cümleler:
Çocuk ve genç,
Duygusal açıdan Sevgi, ilgi, yakınlık, onaylama, Saygı görme, önem verilme,
Övgü alma, cesaretlendirme, kendini özgürce anlatabilme, Belli sınırlar içinde bağımsız davranabilme, Sağlıklı bir ortamda büyüyüp gelişme, Uygun biçimde eğitilme,
Umut ve beklentilerinin desteklenmesini ister.
Anne baba davranışlarını görerek öğrenir,
Anne babayı kendine örnek alıp taklit eder,
Anne babanın birbirlerine karşı davranışlarını gözler,
Sorun çözümünde anne babadan gördüklerini yapar.
Çocuk ve genç,
Anne babanın ona zaman ayırmasına gereksinim duyar,
Ailede olumsuz ilişkiler varsa onarılmasını ister,
Sorumlulukları üstlenmede yol gösterilme ve destek arar.
Çocuk ve genç,
Çocuk ve gence sorumluluk duygusunu verilmelidir,
Çünkü, sorumluluk duygusu madde bağımlılığından uzak olabilmede önemli bir unsurdur.
Anne babanın, çocuk eğitiminde unutmaması gereken bazı cümleler, madde kullanımı konusunda da geçerli olup (yukarıda); yaklaşımın da dikkate alınmaları gereken bazı cümleler vardır.(aşağıda).
Tedaviye Yönlendirmede Temel Yaklaşımlar
Alkol/Madde kullanan kişi, sorunun varlığını inkar etme eğilimindedir.
Bir şey söylemek yerine, aktif biçimde çok iyi dinlemek Alkol/Maddenin, kişinin
yaşamı üzerindeki olumsuz etkilerinin neler olduğunu farketmesini sağlamak,
Tartışmadan kaçınmak,Yargılamamak, Kendine güvenmesini sağlamaya çalışmak,
Onu olduğu gibi kabul etmek, Alkol/Madde kullanımıyla ilgili sorunların sorumluluğunu ona bırakmamak; kendi kararlarını vermesini desteklemek.
ÇOCUK VE GENÇTE MADDE KULLANIMINI
DÜŞÜNDÜREN BELİRTİLER:
Ergenlik dönemi, puberte ile
başladığı, gencin kendi ekonomik bağımsızlığının
kazandığı yaşlara kadar sürdüğü kabul edilen bir
gelişim dönemidir. Biyolojik, psikolojik ve ruhsal olarak
hızlı değişimlerin yaşandığı bu cağ; kendine
özgü bazı özellikler taşımaktadır. 10’ lu yaşların
başından, 20’li yaşların başı ya da ortasına kadar
uzayabilen bu dönemde; bir çocuğu yetişkin hale gelmesi söz
konusudur.
Her çocuk ve gencin kendine özgü
biçimde yaşadığı bu dönemde, bireysel ruhsal
bağımsızlığın kazanılması, uygun ve tutarlı akran
ilişkilerinin kurulabilmesi, kimlik duygusunun şekillenmesi,
geleceğe yönelik planların oluşturulması, karşı cinse
ilişkin tutum ve davranışların tutarlı hale gelmesi, iş ve
meslek yolunun çizilmesi, aile ve toplum değer
yargılarının harmanlanıp kişinin kendine özgü bir
değerler sistemi oluşturulması, ekonomik bağımsızlın
sağlanması, davranışlarının sorumluluğunu üstlenir hale
gelebilmesi
gibi bir çok görev beklenmektedir.
Ergenlik döneminin uzun zaman sürmesi
yanısıra, ergenden beklenen görevlerin çeşitliliği ve
zorluğu; bu dönemde ergenlerin bazı sorunlar
yaşamasına yol açabilir. Bu dönemin kendine özgü ruhsal ve
davranışsal özellikleri, duygusal çalkantıları, uyum
güçlükler, kimlik sorunları, bocalamaları,otoriteyle çatışmaları
çoğu kez büyük sarsıntılara neden olmaksızın çözülür.
Ancak bazı ergenler için, bu özellikler, ciddi ve ağır
biçimde sorun yaşanmasına neden olabilir. Madde kullanımı da
bu ciddi sorunlar arasında
sayılmaktadır.
Ergenlik döneminin olağan gelişimsel
çalkantılar arasında; derslerdeki başarısında
dalgalanmalar, aileyle çatışma ve aile yaşamından
uzaklaşma isteği, ruhsal yönden duygusal ve davranışsal
sorunlar gösterme, ilgi ve isteklerinde kararsızlık ve
değişkenlik, okul ya da meslek eğitimine ilişkin sorun ve bocalamalar
yerini değiştirme gibi önemli kararlar söz konusu olabilir.
Çocuk ve gençlerde, madde bağımlılığının başlangıcını gösteren kesin bir işaret yoktur. Ergenliğin olağan duygusal sorunları ya da başka ruhsal bozuklukların da benzer belirtilere yol açabileceği akılda tutulmalı; ancak, ergende madde kullanımı kuşkusunu akla getirebilecek bazı ciddi davranış değişiklikleri gözden kaçırılmamalıdır (Tablo 6). Bu belirtilerin ciddiyetinin değerlendirilmesi, başka ruhsal sorunlarla ayırıcı tanının yapılması, çözüm önerileri ve tedavi yaklaşımı; madde kullanımı konusunda özelleşmiş çocuk/ergen psikiyatristleri ve erişkin psikiyatrislerinin görev ve sorumluluk alanı içindedir.
Derslerdeki başarı oranı tamamen ve her derste birden düşmesi,
Sık sık arkadaş değiştirme,
Arkadaşlarına tamamen sırt çevirme,
Çevreyle ilişkilerden kaçınma,
Tamamen içine kapanma,
Hiçbir şeye ilgi duymama ve her şeyden uzak kalma,
Zaman zaman aşırı neşe ile öfke/saldırganlık arasında gidip dalgalanmalar,
Evde odasına kapanma,
Kendi bakım ve temizliğine dikkat etmez hale gelme,
Fazla para harcama,
Okulu ya da iş eğitimini tamamen
bırakma,
Kendi geleceği için hiçbir yol
görmeme,
Geleceğe dönük hiçbir adım atmak
istememe,
Ellerde titreme,
Aşırı derecede terlemek,
Uykusuzluk.
Beyazyürek M: Ergenlik ve
Bağımlılık: Önlemenin Esasları, Alkol ve Alkol Dışı
Madde Bağımlılığı (Ed. N. Dilbaz), 1998, 85-891
Bu sayfa İzmir Emniyet Müdürlüğü
web sitesinden alınmıştır.
http://www.izmirpolis.gov.tr/maddekullanimi.htm
Sigara içme alışkanlığının önlenmesi için geliştirilen yöntemler
http://www.izmirpolis.gov.tr/Sigara.htm
Uyusturucu Web Sitesi (Türkiyeden) - Çocuğunuzun uyuşturucu kullandığını nasıl anlarsınız
http://www.uyusturucu.gen.tr/nasil/index.html
http://www.alkolmadde.com/index.htm (Bu site alkol ve uyuşturucu maddeleri tanıtmakta ve bunlara bağımlıktan kurtulma yolları ile ilgili güncel bilgiler vermektedir.)
ALMANYADA DURUM:
9 Şubat 2000 tarihinde Federal Almanya yabancılar sorumlusu bayan Marieluise Beck Almanyada yaşıyan yabancıların durumu üzerine hazırlanan Raporu sundu. Bu rapora göre yabancı gençler arasında eğitim oranının düşüşü yanısıra, 1998 de İşşizlik tarihsel doruk noktasına ulaştı. 1999 yılı sonunda Almanyada 7,34 Milyon yabancı yaşamaktaydı. Toplam nüfusun 8,9’una eşit olan bu göçmenlerin 2,11 milyonu
( %28,8’u )
Almanya gelen Göçmenler arasındaki
Madde Bağımlılığı Hastalığını son yıllarda Uzman
Çevrelerin ilgisini çekti. Ancak bu konuda veriler şimdiye dek
sadece bazı bölgelerden vardı.
Örneğin Köln yöresinde yasadışı uyuşturucu
kullanan kişilerin yaklaşık üçtebirini yabancı
ülkelerden gelen Göçmenler oluşturmaktadır. Yabancı Göçmenler
arasında yasadışı uyuşturucu madde kullanımının Alman
nüfusa oranla daha fazla olduğu başka şehirlerdede
gözlenmektedir.Örneğin Hannover çevresinde yaşıyan 5000
Madde Bağımlısının yüzde yirmisini Yabancılar
oluşturmakta. Bu konuda
gerekli önlemleri ve tedavi yaklaşımlarını saptamak için
Federal Almanya Sağlık Bakanlığı bir Rapor
hazırlatatacaktır.
Eknot: Bu sayıya Alman vatandaşlığına geçmiş Türkler ve Rusyadan gelen Alman Göçmenler dahil değildir.Bu İstatistikler Almanyaya göçen -Migrant adı verilen bütün insanları bir arada değerlendirmemekte ve sadece Nüfus kaydına göre yani , ya Alman veya Alman Vatandaşı değil(Auslaender) şeklinde yapılmaktadır. Bu da Göçmenler(Migranten ve Migrantinnen) arasındaki sorunları tam yansıtmamaktadır.
TÜRKİYEDE DURUM:
Türkiye'yi de saran uyuşturucu (bu tarife sigara ve alkol ve reçeteli, reçetesiz rastgele kullanılan tüm haplar vs dahildir) kullanımı ve genel koruyucu sağlık önlemleri hakkında aileleri ve gençleri uyarmak, olacaklari önleyebilmek ve de uyanık, bilgili bir gençlik ve sağlığımız hakkında iyi EĞİTİLMİŞ ana babalar icin Uzmanlar 20 yaşa kadar içmeyenlerin, uyuşturucu kurbanı olma riskleri düşüktür diyor, oysa sigara-alkol içme yaşı düştükçe, uyuşturucu kurbanı olma riski de artmaktadır çocuklarımızın.
Türkiye'de sigara tüketimi 1994'ten
beri yılda yüzde 6 ile 10 arasında yani nüfus artış
hızımızdan yaklaşık üç kat daha fazla olarak artmaktadır.
Bu artış gelecekteki kitlesel ölüm dalgalarının uğursuz
habercisidir. Uluslararası sigara tekelleri bir yüzyıllık
lobicilik, reklam ve pazarlama deneyimleriyle, daha çok para
kazanmak icin Türkiye'deki amaçlarına ulasmıstır.
Türkiye'de kendilerinden yana politikalar icin planlı
çalışan güçbirliği grubu (koalisyon) oluşturmuşlar,
fabrikalarını ve özel satış ağlarını kurup hem pazar
paylarını hem de toplam tüketimi patlatmışlardır. Çocuklar
ve kadınlar salgına daha çok çekilebilmiş, başlama yaşı
düşmüştür.Eroin ve kokain ile aynı mekanizmalari kullanarak
aynı beyin bölgesini etkileyen nikotin bağımlılığının ve
bundan para kazanma isteğinin neden olduğu olum ve savurganlik
Prof. Dr. R. Erol Sezer)
Tütün endüstrisinin MAHKEMELERDE SERGİLENEN dokümanlarından anlaşıldığına göre yıllar öncesinden , kanser ve kalp hastalıkları ile sigaranın ilişkileri , NİKOTİNİN BAĞIMLILIK YARATTIĞINI BİLİYORLARDI ve SAKLADILAR BU GERÇEKLERİ, HERKESİ KANDIRDILAR. VE EN KÖTÜSÜ SİGARA İÇİCİLERİNİ ARTTIRMAK İÇİN ÇOCUKLARIN PEŞİNE DÜŞTÜLER .
Ve tüm dünyada buna müsade etmeyiz çizgiyi burada cekiyoruz deniyor.
http://www.megahertz.net/ruki
Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı'nın 1998 raporundan bazı başlıklar: Uyuşturucu olayları son on yılda yüzde 519 oranında arttı. Extacy gibi sentetik haplarda binlerle ölçülen artışlar sözkonusu. Eroin imalathaneleri kırsal kesimden büyükşehirlere taşındı.Kullananları bile korkutan eroine ilişkin veriler de soru işaretleriyle dolu. Resmi kayıtlara göre eroin kullananların yüzde 57'si İstanbul'da yaşıyor. Geriye kalan yüzde 43'lük oran eroinin diğer büyük illere de dağıldığını gösteriyor.
Rapordaki sentetik uyuşturuculara ilişkin veriler de çarpıcı.Türkiye'nin 1995 yılında sentetik uyuşturucularla ilgili hemen hiçbir sorunu yoktu. Bu tarihte İstanbul dahil bir tek sentetik uyuşturucu bile yakalanmıyordu. Ama yalnızca üç yıl sonra durum tepetaklak oldu. Çünkü hap kullanımındaki artış tam olarak yüzde 2 bin 644. Polis özellikle extacy üzerinde duruyor. Üç yılda yaşanan bu hız hapın özellikle gençliği hedeflediği de gözönüne alındığında polis için de ürkütücü. 1998 kelimenin tam anlamıyla kokain yılı oldu. Bunun nedeni İçel'de geçtiğimiz eylül ayında yakalanan 602 kiloluk kokain. Türkiye'deki kokain kaçakçılığı tümüyle kullanıma yönelik. Uyuşturucu suçuyla ilişkili kişiler incelendiğinde ise, uyuşturucu tedavisi amacıyla bu yıl AMATEM'e 3 bin 69 kişinin başvurduğu görülüyor. Bu kişilerden yalnızca 691'i tedavi amacıyla yatmış. Olayın kaçakçılık boyutundaki rakamlar ise daha yüksek. Uyuşturucu suçundan yurtdışında yakalanan Türk sayısı, 398. Kaçakçılığı yurtdışında yapan Türklerin cirit attığı ülke Almanya. Bu ülkeyi İngiltere, Hollanda ve Fransa takip ederken, Ürdün, Yunanistan, Fas ve İran'ı da listede görmek mümkün.Yurtiçinde de durum farklı değil. Sayı ise, 6 bin 121. Bunlardan 3 bin 270'inin satıcı, 2 bin 851'inin ise içici olduğu yine polis kayıtlarında sabit.
Öncelikle son on yılda Türkiye'de meydana gelen toplam uyuşturucu suçlarında yüzde 519'luk bir artış yaşandığını vurgulamak gerek. Bu bilgi ışığında uyuşturucu maddelerdeki artışlar tek tek ele alındığında ise, tablo daha da iç karartıyor. Çünkü esrarın yüzde 186, eroinin yüzde 616, afyonun yüzde 141, bazmorfinin yüzde 711 ve sentetik uyuşturucunun (captagon, extacy gibi) yüzde 2 bin 264'lük oranda arttığı görülmekte.
Kaynak: Sevinç Yavuz, Hürriyet, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı'nın 1998 raporundan
http://www.hurriyet.com.tr/hur/turk/99/05/04/dizi/01diz.htm (arşiv)
Anasayfa-
Kadın sağlığı - Cinsellik
- Üroloji - Estetik ve Güzellik - Cilt
sağlığı- Ruh sağlığı - Kbb
Göz sağlığı -Diet ve Egzersiz - İlkyardım - Kalp sağlığı-Sinir sağlığı-Genel sağlık-Çocuk sağlığı-Bitki sağlığı-Fizik tedavi-Sevgi
Copyright
1998-2001 www.hastarehberi.Com - Tüm hakları saklıdır.
kaynak:Dr.Fikret Çerçi