RUTİN
OLARAK UYGULANAN AŞILAR

1983 yılında
UNICEF (Dünya Çocukları Yardım Fonu) tarafından başlatılan
"Çocuk Yaşatma Devrimi"nin ilkelerinden biri
de tüm çocukları aşı ile korunulması mümkün,
öldürücü ve sakat bırakıcı altı hastalık olan tüberküloz
(verem), difteri, boğmaca, tetanoz, çocuk
felci ve kızamıktan korumaktır. Ülkemizde bu
aşıların uygulanmasına öncelik verilmektedir. T.C. Sağlık
Bakanlığı 1998 yılı itibariyle hepatit b aşısını da
rutin aşı takvimi içine almıştır.
Aileler
çocuklarını bir yaşını doldurmadan önce b tipi sarılık,
tüberküloz, difteri, boğmaca, tetanoz, çocuk felci ve
kızamığa karşı aşılatmış olmalıdırlar..
Aşılar,
çocukları bir çok tehlikeli hastalıktan korur.
Aşılanmamış çocuklarda beslenme bozukluğu, sakatlık ve
ölümler aşılı olanlardan daha sık görülür.
- Rutin
Olarak Uygulanan Aşılar
- BCG (Verem)
- Difteri-Boğmaca-Tetanoz
- Çocuk
Felci (ağızdan, canlı)
- Kızamık
- Hepatit B (B
tipi sarılık)
- Güncel Aşılar
- Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak
(MMR)
- Hemofilus
influenza Tip B (Hib)
- Hepatit A (A
tipi sarılık)
- Asellüler
Boğmaca
- Çocuk Felci
(adale içine, ölü)
- Su
Çiçeği
- Grip
(influenza)
- Diğer
- Geliştirilmekte Olan
Aşılar
- Parazit
Aşıları
- AIDS'e
karşı aşı
- Kanser
Aşıları
- Diğer
Verem Aşısı
(BCG)
Verem
(tüberküloz) insanlığın en eski hastalıklarından
birisidir. Tüberkülozla ilgili bilinen en eski tıbbi kayıt,
milattan bin yıl kadar öncesinde yaşamış Çinli bilim adamı
Huang Ti Nei-Ching'e aittir. Arkeolojik araştırmalada bulunan,
binlerce yıl öncesine ait insan iskeletlerinde, tüberküloza
bağlı değişiklikler tespit edilmiştir. Bu saptamanın ilk
örneği 1908 yılında Smith ve Ruffer tarafından Mısır'da
ortaya çıkarılan 3000 yıllık mumyada tespit edilen omurga
tüberkülozudur. Verem hastalığına neden olan mikrobu ilk kez
tanımlayan araştırıcı Dr. Robert Koch'tur. Bin sekiz yüzlü
senelerin ikinci yarısında yaşamış olan ünlü bilim
adamının balgamdan elde ettiği ve tüberkülin adını
verdiği süzüntü, günümüzde halen verem hastalığının
teşhisinde "PPD" deri testi olarak kullanılmaktadır.
Aradan geçen yıllar içinde hastalığın tanı yöntemleri ve
tedavisi konusunda çok büyük ilerlemeler olmasına rağmen
tüberküloz, bugün gelmiş olduğumuz noktada hala bir halk
sağlığı sorunu olarak önemini korumaktadır. Hatta son
yıllarda verem vakalarında belirgin bir artış meydana
gelmiştir.
Tüberküloz,
özellikle akciğeri tutan, ancak vücudun hemen her organına
yerleşebilen, sinsi seyirli bir infeksiyon hastalığıdır.
Hastalığa neden olan etken Mikobakterium adlı mikroptur.
Sıklıkla solunum yoluyla bulaşır. Çocuklarda %90 oranında
akciğerlere yerleşir. Ayrıca ağız içi, bademcikler,
barsaklar ve deriye yerleşmesi de söz konusu olabilir.
Hastalık bulaştıktan 6 hafta kadar sonra ilk belirtiler
görülmeye başlar. 38º C civarında ateş, halsizlik,
iştahsızlık, hafif öksürük, bazan eklem ağrısı
görülür. Kuşkusuz bu belirtiler sadece verem hastalığında
görülmez. Çekilen akciğer röntgeninde şişmiş lenf
bezelerinin tespiti öncelikle verem hastalığını
düşündürür.
Tedavi edilmeyen
akciğer veremi ilerler; akciğer zarını, iç organları,
kemikleri ve nihayet beyin zarlarını tutarak menenjit
sonucu ölüme yolaçabilir. Tüberküloz hastalığının
tanısı zor, tedavisi uzun süreli, pahalı ve zahmetlidir.
Tüberküloz menejitte geç tanı konulan çocuklarda tedaviye
rağmen ölüm ya da ağır sakatlıklar kaçınılmaz
olabilmektedir. Yine her hastalıkta olduğu gibi verem
hastalığından korunma da hastalığın tedavisinden çok daha
kolaydır.
Verem aşısı
(BCG), tüberküloz mikroplarına karşı yüksek derecede koruma
gücüne sahip bir aşıdır. Bebek 1 veya 2 aylık olduğunda
sol omuzdan deri içine yapılır. Uygulandıktan sonra oluşan
beyazlık yarım saat içinde kaybolur. Birkaç hafta içinde
yara oluşur, sekizinci haftada kabuklanır.
Doğumdan sonraki
3 ay içinde herhangi bir araştırmaya gerek olmaksızın BCG
aşısı yapılabilir. Ancak üç aydan büyük çocuklara PPD
testi yapılıp negatif bulunduğu taktirde aşı uygulanır.
Test pozitif bulunursa bebek, ileri araştırma, kesin tanı ve
tedavi için takibe alınır. Sağlıklı bireylere uygulanan
aşının koruma süresi yaklaşık 5 yıl olduğundan ilkokul 1.
sınıfta verem aşısı tekrarlanmalıdır.
sayfa
başı
Karma Aşı
(Difteri-Boğmaca-Tetanoz) (DPT)
Difteri, boğmaca
(pertusis) ve tetanoz aşılarından oluşan bir karma aşıdır.
Rutin aşı takvimindeki sırasına uygun olarak yapılır. Bu
bölümde her biri ayrı ayrı ele alınacaktır.
Difteri,
bir kaç günlük kukuçka devresi sonrasında belirti veren, ani
seyirli, Korinebakteriyum adlı mikrop tarafından meydana
getirilen bulaşıcı bir hastalıktır. Milattan iki yüzyıl
kadar önceki kayıtlarda difteriye ait bilgiler yer almaktadır.
Tipik olarak boğazda solunum yollarını tıkayabilecek
boyutlarda gri beyaz renkli, plakalar halinde bir zar
tabakasının oluşumu söz konusudur. Öksürük, nefes
darlığı ve ateş eşlik eden belirtilerdir.
Difteri aşısı
1923 yılında Ramon tarafından geliştirilmiştir. Çocukları
aşılama programları 1926 yılından beri uygulanmakta olduğu
halde difteri, 1950'li yılların başına kadar ölüm nedeni
olarak önemini korumuştur. II. Dünya savaşından sonra yoğun
aşı uygulamaları sayesinde bu hastalık artık geçmişte
olduğu gibi sık görülmemektedir.
Süt çocuklarına
karma aşı içinde bir iki ay arayla üç kez uygulanır. Son
enjeksiyondan 1 yıl ve 5 yıl sonra tekrar dozları yapılır.
Altı yaşından sonra karma aşıdaki difteri miktarı
azaltılarak erişkin dozu (dT) uygulanır. 10 yılda bir
tekrarlanır.
Boğmaca,
halen çok bulaşıcı, üç dört yılda bir salgınlar yapan,
ölümcül olabilen bir çocukluk çağı hastalığıdır.
Solunum yoluyla bulaşır ve süt çocuklarında ağır seyreder.
Anneden bebeğine doğumdan önce koruyucu antikorların
geçmemesi bu hastalık için özel bir sorun oluşturur. Bu
durumda erken aşılama boğmaca için büyük önem arzeder.
Hastalık,
"Bordatella pertusis" adı verilen mikrop tarafından
meydana getirilir. Kuluçka devresi 10-14 gün kadardır.
Başlangıcı belli belirsiz kırıklık ve hafif öksürük
şeklindedir. Bir iki hafta içinde gelişen, kriz halindeki
öksürük nöbetleri çok tipiktir. Gün içinde 30 kez ve
herbirinde 10-15 öksürük gözlenebilir. Antibiyotik
tedavilerine rağmen şikayetler haftalarca sürebilir. Küçük
çocuklarda ölüme yol açabileceği için özellikle dikkatli
olunması gerekmektedir.
Boğmaca aşısı,
karma aşı içinde takvime uygun zamanlarda uygulanır. Dört
yaşından sonra aşıya bağlı yan etkiler daha fazla
görüldüğü için karma aşıdan çıkarılır. Aşının asellüler
formu uygulandığında sinir sistemiyle ilgili istenmeyen
etkiler daha az görülmektedir. Asellüler boğmaca aşısına
ve hangi durumlarda boğmaca aşısının takvim dışında
bırakılması gerektiğine güncel aşılar başlığı altında
ayrıntılı olarak değinilecektir.
Tetanoz,
tüm dünyada görülebilmekle birlikte, sıklığı başarılı
aşı uygulamalarının gerçekleştirilebilmesi ölçüsünde
faklılık gösterir. Az gelişmiş ülkelerde en sık ölüme
yol açan 10 hastalıktan birisidir. Her yıl dünyada 1 milyon
kişinin tetanozdan öldüğü tahmin edilmektedir.
Kirli yaralardan
vücuda giren Klostiridyum tetani adlı mikrobun neden olduğu
hastalığın kuluçka devresi 3 ile 30 gün arasında
değişebilmektedir. Yüz adalelerinde kasılmalar ilk
belirtidir. Zamanla tüm vücutta kasılmalar meydana
gelmektedir. Evde doğum, yenidoğan tetanozu için oldukça
önemli bir risk faktörüdür. Sağlıksız koşullarda doğum
yapan anne ve bebeği tetanoza yakalanabilir. Anneler bu
hastalığa karşı aşılanmamışlarsa doğan her 100 bebekten
birinin ölümü kaçınılmazdır. 1993 yılında ülkemizde,
hamile kadınların ancak %21'i tetanoza karşı
aşılanabilmiştir.
Gebeliğin ilk
aylarından itibaren birer ay arayla aşı olarak hem kendinizi,
hem de bebeğinizi tetanoza karşı koruyabilirsiniz. İlk
gebeliğinde iki doz aşı yaptıran annenin ikinci gebeliğinde
bir doz aşı yaptırması yeterlidir. Bebek ise ilk yılında
üç kez karma aşı ile aşılanmalı , bir yıl ve beş yıl
sonra aşı tekrarlanmalıdır.
sayfa
başı
Çocuk Felci
Aşısı ( TOPV)
Çocuk felci,
"poliovirus" adı verilen mikroorganizmanın neden
olduğu önemli bir hastalıktır. Özellikle gelişmekte olan
ülkelerde ciddi bir toplum sağlığı sorunudur. Basit bir
gripal infeksiyon gibi ilk belirtilerini veren hastalık, bir
hafta içinde ortaya çıkan, bacaklardan başlayıp yukarı
doğru ilerleyen felç tablosuyla dramatik bir hal alır.
Kaslardaki güçsüzlük, solunum adalelerini de içine alırsa,
destek sağlanmadığı taktirde ölüme neden olabilir. Felç
gelişen olgularda ölüm sıklığı % 5 -10, sakat kalma
oranıysa %40 kadardır. Hastalığın herhangi bir tedavisi
olmadığı için aşıyla korunma çok çok önemlidir.
İlk çocuk felci
salgını 1887 yılında Stockholm'de tanımlanmıştır. 1950'li
yıllara dek denenen çeşitli aşılama yöntemleri
başarısızlıkla sonuçlanmıştır. 1954 yılında Salk ölü
çocuk felci aşısını (IPV), 1957'de Sabin
canlı-zayıflatılmış-ağızdan uygulanan çocuk felci
aşısını (TOPV) geliştirmiştir. Bu gün hala bu iki
araştırıcının aşıları yaygın olarak kullanılmaktadır.
Canlı polio
(çocuk felci) aşısının kullanımı kolaydır. Ağızdan iki
damla verilerek uygulanır. Uygulama sonrasında emzirmenin bir
zararı olmamakla birlikte, aşının çıkarılması
olasılığına karşı bebek yakından izlenmelidir. Kusulursa
aşı tekrarlanmalıdır. Ölü aşı ise iğneyle adale içine
verildiği için uygulanması daha zordur. Ancak yan etki
sıklığı çok daha azdır.
Ağızdan verilen
çocuk felci aşısının (oral polio) toplumsal
bağışıklığın sağlanmasında özel bir rolü vardır.
Zayıflatılmış aşı virusu dışkıyla atıldığı için
özellikle kampanyalar aracılığıyla tüm ülkeye yayılır,
virusla temas eden aşılanmamış çocuklar da dolaylı olarak
bağışıklık kazanırlar. Ülkemizde canlı aşı, kullanım
kolaylığı yanında bu nedenle de tercih edilmektedir.
Gelişmiş ülkelerde ise ölü aşı ön planda yer almaktadır.
sayfa
başı
Kızamık
Kızamık,
yalnızca insanlarda görülen, salgınlar yapan önemli bir
hastalıktır. Dünyada her yıl 1,5 milyon çocuğun
kızamıktan öldüğü tahmin edilmektedir. Hastalık, solunum
yoluyla yayılır, son derece bulaşıcıdır. Hasta çocuklar
kızamık virusunu, döküntülerin ortaya çıkmasından 4 gün
öncesiyle 5 gün sonrası arasında çevrelerine yayarlar.
Kuluçka devresi 10 -12 gün kadardır.
Kızamık, 2 - 5
yılda bir 3 - 4 ay süren salgınlara yol açar. İlk belirtiler
halsizlik, huzursuzluk ve ateştir. Daha sonra gözlerde
kızarıklık, öksürük, burun akıntısı ve nadiren eklem
ağrıları ortaya çıkar. Üç dört gün içinde ciltte
kırmızı renkli döküntüler belirir. Alından başlayan
döküntüler 3 günde ayaklara ulaşır. Ateş beş gün içinde
düşer. Devam etmesi ciddi bir sorun olduğunun habercisidir.
Kızamık, orta
kulak iltihabına yol açabilir. Bu problem, gelişmekte olan
ülkelerde sağırlığın en sık görülen nedenidir. Zatürre
ve beyin iltihabı gibi ciddi hastalıklar görülebilir. Bu
durumda kızamığın ölüme neden olma sıklığı en yüksek
düzeye ulaşır.
Doğumdan sonraki
ilk aylarda bebek, anneden geçmiş olan antikorların etkisiyle
bu hastalığa karşı korunur. Ancak daha sonra korunma yetersiz
kalır. 9 ayını dolduran her bebeğe en kısa zamanda kızamık
aşısı yaptırılmalıdır. İyi bir bağışıklık sağlamak
için aşının bebek 15 aylık olduğunda tekrarı uygun olur.
Bu devrede kızamık-kızamıkçık-kabakulak aşısı önerilir.
sayfa
başı
Hepatit B
Aşısı
Viral hepatitler,
gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde önemli bir toplum
sağlığı sorunudur. Son yıllarda yapılan bilimsel
çalışmalarla sarılık (hepatit) yaptığı bilinen beş virus
tanımlanmıştır. Bunlar Hepatit A, B, C, D ve E
viruslarıdır. Halihazırda yalnızca A ve B hepatiti için
aşılar mevcuttur. Başka bir çok virusun daha sarılığa yol
açabileceği hatırda tutulmalıdır (Hepatit F,G, EBV, CMV,
vb).
Hepatit A ve E
hafif seyirlidir, genel olarak kronikleşmediği bilinir. B, C ve
D ise müzminleşebilir, hayatı tehdit edebilir. Hepatit A virus
çocukluk çağındaki hepatitlerin (sarılık) başlıca
nedenidir. Hepatit B infeksiyonu çocuk olguların üçte birini
oluştururken, Hepatit C hemen hemen %20 oranında saptanır.
Hepatit D çok nadir olarak ve Hepatit B hepatitiyle birlikte
görülür.
Hepatit B virus, A
hepatitinden farklı olarak daha çok yakın temas, cinsel
ilişki, kan yolu ve anneden bebeğine anne karnındayken geçiş
biçiminde bulaşır. Hastalığın belirtileri hepatit A'ya
benzer. Ancak müzminleşme görülebilir. Hastalığı
geçirenlerin tam olarak iyileşememesi durumunda ömür boyu
taşıyıcılık, kronik aktif hepatit adı verilen müzmin
karaciğer iltihabı ve ilerde siroz ve kanser ortaya
çıkabilir. Genel olarak kronikleşme olasılığı %10
kadardır. Ancak çocuklarda, özellikle anne karnındayken
alınan infeksiyon durumlarında müzminleşme ve hızlı
gelişen karaciğer yetersizliği daha sık olarak karşımıza
çıkmaktadır.
Hastalığın
başlıca kaynağı kendisinde hiçbir belirti olmayan sessiz
hepatit B taşıyıcılarıdır. Eşler birbirlerine ve istemeden
çocuklarına bu hastalığı bulaştırabilmektedirler.
Hepatitin AIDS'ten çok daha kolay bulaştığı hatırda
tutulmalı, ülkemizde hemen hemen her 10 kişiden birinin bu
hastalığın taşıyıcısı olduğu bilinmeli, hastalık
meydana geldiğinde tedavisinin mümkün olmadığı göz önüne
alınarak Hepatit B aşısının rutin aşı takvimine dahil
edilmesi olanaklar elverdiği ölçüde sağlanmalıdır.
Ülkemizde ücretsiz olarak ancak bir yaş altındaki çocuklara
hepatit b aşısı uygulanabilmektedir.
Hepatit B
Aşısı, çocuk doğar doğmaz başlanmak koşuluyla 0. 1. 6.
aylarda uygulanır. Beş senede bir tekrarlanır. Ailesinde
hepatit taşıyıcısı olan bebekler 0. 1. 2. ve 12. Aylarda
aşılanmalıdır. Eğer anne taşıyıcıysa bebeğine, aşıya
ilaveten 0. ve 3. aylarda hepatit B'ye özgü gamma globulin
(Hepatit B Hiperimmun Globulin) yapılması önerilmektedir.
Poliklinik
koşullarında herhangi bir risk faktörü ve temas öyküsü
olmayan çocuklara rutin aşı öncesi kan testi yaptırmaya
gerek yoktur. Testin yarar/maliyet oranı düşüktür. Aşılar
tamamlandıktan sonra yalnızca risk grubunda olan çocuklarda
yeterli bağışıklığın oluşup oluşmadığını saptamak
üzere kan testi yapılabilir. Bütün çocukların rutin olarak
testten geçirilmesi gerekmez.
Hepatit B ile
temastan hemen ve bir ay sonra yapılan immun globulin %75
oranında koruyuculuk sağlar. Cinsel temastan sonra ise iki
hafta içinde immun globulin yapılmalıdır.
Hepatit B ülkemiz
için ciddi bir sorundur. Bulaşma yollarının bilinmesi, aşı
ile korunma ve temas sonrası immun globulin yapılması gibi
önlemlerle hastalığın kontrol altına alınması
mümkündür. Bedelinin sosyal güvenlik kurumlarınca
karşılanıyor olması, hepatit B aşısının kullanımını
yaygınlaştırmıştır.
sayfa
başı
GÜNCEL AŞILAR
Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak
Aşısı (MMR)
Kızamıkçık
infeksiyonu bütün dünyada yaygın olarak görülmektedir.
Çeşitli ülkelerde yapılan çalışmalarda doğurganlık
çağındaki kadınların ortalama %20'sinin kızamıkçık
geçirmemiş olduğu gösterilmiştir. Kızamıkçık genellikle
solunum yoluyla bulaşır. Annenin gebeliğinin ilk üç ayında
kızamıkçık geçirmesi durumunda bebeğin etkilenme
olasılığı çok yüksektir.
Kızamıkçık
hastalığı yüz yıllardır varolmasına rağmen, gebelikte
geçirildiğinde çocukta katarakt, doğumsal kalp anomalileri vb
anomalilere yolaçabileceğine ilk kez 1941 yılında Dr. Gregg
tarafından dikkat çekilmiştir. 1960'lı yılların
başlarında geliştirilen aşıyla hastalığa karşı korunmada
ilk başarılı adım atılmıştır.
Hastalık
çoğunlukla deri döküntüleriyle başlar. Bazan halsizlik,
baş ağrısı ve hafif ateş gözlenebilir. Döküntüler üç
gün içinde kaybolur. Ensede, kulak ardında ve boyunda lenf
bezelerinin şişmesi oldukça tipik bir bulgudur.
Hamilelikte
annenin geçirdiği kızamıkçık infeksiyonunun bebeği
belirgin biçimde etkilemesi nedeniyle hastalığın önlenmesi
çok önemlidir. Birçok gebe kadında, infeksiyon sonucu
düşük meydana gelirken, yaşayan önemli sayıda bebekte
doğumsal anormallikler meydana gelir. Göz ve kalp anomalileri,
küçük kafa ve zeka geriliği ortaya çıkabilir.
Kızamıkçığa
karşı aşılamada asıl amaç, hamile kadınların anormal
çocuk doğurmalarına yol açan bu hastalığın önlenmesidir.
Doğurganlık çağına gelmeden genç kızların aşılanarak
kızamıkçığa karşı bağışıklanmaları gerekmektedir.
Tüm çocukların 15 aylık ve 5 yaşında iki kez MMR
aşısıyla aşılanmasıyla bu sorun çözümlenmiştir. Eğer
bir kadın kızamıkçık geçirmemişse ve gebe kalmayı
düşünüyorsa hamile kalmadan en erken üç ay önce
aşılanmalıdır.
Kabakulak,
ilk kez milattan 5 yüzyıl önce modern tıbbın babası
Hipokrat tarafından tanımlanmıştır. İkinci dünya
savaşında askerler arasında salgınlar yaparak dikkat
çekmiştir. 1960'lı yıllarda yaygın olarak uygulanmaya
başlanan MMR aşısıyla sıklığı belirgin olarak
azalmıştır. Ancak ülkemizde hala her yıl çok sayıda vaka
tespit edilmektedir. Özel kurum ve kuruluşlar tarafından
rutine konmuş olan MMR aşısı uygulaması giderek
yaygınlaşmaktadır.
Hastalık 16-18
günlük kuluçka devresinden sonra tükrük bezlerinin
şişmesiyle kendini belli eder. Çocuklarda selim seyreden bir
hastalık olmakla birlikte %10 oranında menejite yol açar.
Ancak menejit tablosu nadiren hayatı tehdit eder. Yetişkin
erkeklerde %20-30 olasılıkla testislerde şişme ve iltihap
meydana gelebilir. Heriki testis etkilendiğinde kısırlığa
yol açabilir.
9 aylıkken
kızamık aşısı uygulanmış olan bebeklere 15 aylık
olduklarında kızamık-kızamıkçık-kabakulak (MMR) aşısı
yapılması tavsiye edilir. Eğer çocuğa kızamık aşsı
yapılamamışsa 12 aylıktan itibaren MMR uygulanabilir.
Kızamık-kızamıkçık kabakulak aşısının 5 yaşında
tekrarlanması gerekmektedir.
sayfa
başı
Hemofilus
influenza Tip B Aşısı (Hib)
Beş yaşından
küçük çocuklarda ciddi mikrobik hastalıkların en sık
nedenlerinden birisi olan "Hemofilus influenza tip b"
özellikle süt çocuklarında menenjite neden olmaktadır. Bu
özelliği nedeniyle hastalığa karşı geliştirilmiş olan Hib
aşısı ülkemizde "menejit aşısı" olarak
tanınmaktadır. Oysa bu mikrop menejit dışında kanda mikrop
üremesi, zatürre, kalp zarı iltihabı ve eklem iltihabı gibi
ciddi seyreden başka hastalıklara da yol açmaktadır.
"Hemofilus
influenza tip b" menenjiti geçiren çocuklarda sağırlık
ve zeka geriliği gibi ağır kalıcı değişiklikler meydana
gelebilmektedir. Bu ağır sekeller nedeniyle hastalığın
önlenmesine yönelik yoğun araştırmalar sonunda 1980
yılında bu gün kullnadığımız Hib aşısı geliştirilmiş
ve kullanıma girmiştir.
Çocuklarda
değişik yaş gruplarında bağışıklık sisteminin aşılara
verdiği yanıtlar farklılık gösterdiğinden, 0 - 6 ay
arasında Hib uygulanmaya başlanan çocuklara 1-2 ay arayla 3
kez aşı yapılması, son dozdan 1 yıl kadar sonra injeksiyonun
tekrarı gerekmekteyken; 6 - 12 ay arasında Hib'le aşılanmaya
başlanan olgularda 3 yerine 2 doz verilmesi, yine son dozdan 1
yıl sonra tekrarlanması yeterli olmaktadır. Bir yaşından
büyüklere ise tek doz Hib yapılır. Aşının koruyuculuğu,
şemaya uygun biçimde verildiğinde 5 yıl kadar devam
etmektedir. Beş yaş üzerindeki çocukların aşılanmasına
gerek yoktur. Ancak aşağıda sıralanan durumlarda büyük
çocuklara da uygulanması önerilmektedir:
sayfa
başı
Hepatit A
Aşısı
Gelişmiş
ülkelerde erişkinlerin ancak üçte birinde görülen A tipi
hepatitin gelişmekte olan ülkelerde 5 yaş üzerinde
sıklığı %100'dür. Hastalık küçük çocuklarda genellikle
hafif seyreder. Dışkı - ağız yoluyla insandan insana
bulaşır. Hamilelikte geçirilen A hepatiti B hepatitinin aksine
çocukta herhangi bir soruna yol açmaz.
Çocukların toplu
olarak bulundukları kreş, bakımevi gibi ortamlarda hastalık
kolaylıkla yayılabilmektedir. Gıda ve su kaynaklı salgınlar
ortaya çıkabilmekte, kabuklu deniz ürünleriyle bulaşma
meydana gelebilmektedir.
Hastalığın
başlangıcı genellikle anidir; ateş, huzursuzluk, bulantı,
kusma ve karında rahatsızlık başlıca yakınmalardır. İshal
görülebilir. İdrar rengi koyulaşıp, cilt ve göz akları
sararabilir. Belirtilerin süresi genellikle 1 aydan kısadır.
Genellikle tam bir iyileşme olur. Hepatit A ile infekte hastalar
1 hafta süreyle bulaştırıcıdırlar. Daha fazla karantinaya
gegek yoktur. Fakat hastaların dışkıları ve dışkıyla
bulaşık maddeleri ile ilgili önlemler alınmalı, eller iyice
yıkanmalıdır. Hepatit A'nın nadiren çok ağır ve hızlı
bir seyir göstererek ölüme yol açabileceği
unutulmamalıdır.
Hastalıkla
temastan önce ya da temastan sonra iki hafta içinde "gamma
globulin" uygulanabilir. 2 haftadan sonra yapılmasının
hiç bir yararı yoktur. Okul, kreş, bakımevi gibi ortamlarda
salgın meydana geldiğinde tüm çocuklara ve çalışanlara
gamma globulin yapılmalıdır. Bezlenen bebeklerin anne ve
babalarının da uygulanmaya dahil edimeleri gerekir. Son
yıllarda yapılan çeşitli çalışmalarda benzeri durumlarda
aşıyla korunmanın, gamma globulinle korunmaya eşdeğer
ölçüde güvenilir olduğu ortaya konmuştur. Hepatit A
aşısı 1 yaşından büyük çocuklara 1 ay arayla iki kez ve
ilk dozdan 6 ay sonra tekrar olacak şekilde yapılmalıdır.
Piyasada çocuk ve erişkinler için iki farklı formu mevcuttur.
Aşının kouyuculuğunun 20 yıl olabileceği tahmin
edilmektedir.
sayfa
başı
Asellüler
Boğmaca Aşısı
Boğmaca yılda
ortalama 40 milyon kişiyi etkilemekte ve her yıl bütün
dünyada yaklaşık 340 bin ölüme yol açmaktadır. Aşılama,
boğmacanın önlenmesinde etkili bir yöntemdir. Yıllardır
kullanılan tam hücreli aşının koruyuculuğu oldukça
yüksektir (Karma aşı içinde yer alır: DTP). Ancak
bazı çocuklarda ortaya çıkan yan etkiler sonucu aşının
takvim dışı bırakılması, bu çocukların boğmacaya karşı
korunmasız kalmalarına neden olmuştur.
Tam hücreli
boğmaca aşısının en kaygı duyulan yan etkisi, yüksek ateş
ve havale geçirme şeklinde ortaya çıkan komplikasyonlardır.
Yüksek ateş (40.5º C), inatçı durdurulamayan ağlamalar, ve
konvülzyonlar boğmacanın takvim dışı bırakılmasını
gerektirmektedir. Bu yan etkinin sıklıkla ortaya çıkışı
aşı şemalarına uyumu zaman zaman güçleştirmektedir.
Hücresiz formda daha az yan etki ortaya çıktığı ifade
edilmektedir. DTaP şeklinde karma aşı olarak
yapılmakta, bazı gelişmiş ülkelerde rutin olarak
uygulanmaktadır. İlerleyici merkezi sinir sistemi hastalığı
olanlara tam hücreli aşı yapılmamalıdır.
sayfa
başı
Çocuk Felci
Aşısı (Adale içine uygulanan ölü formu) (IPV)
1954 yılında
Salk adlı araştırıcı tarafından geliştirilmiştir.
Amerika, Kanada ve Finlandiya'da yaygın olarak kullanılmış,
etkin ve güvenilir olduğu anlaşılmıştır. Ağızdan verilen
canlı polio aşısıyla milyonda bir olasılıkla felç meydana
gelebilmektedir. Bu yan etki ilk dozlarda daha sıktır. Bu
nedenle İsrail gibi bazı ülkelerde ilk dozlar ölü aşıyla,
tekrar dozlar canlı aşıyla yapılmaktadır.
Bağışıklık
yetmezliği olan çocuklara ya da ailesinde bağışıklık
yetmezlikli birey olan sağlam çocuklara ölü aşı
uygulanması gerekmektedir. Aksi taktirde canlı aşı virusu,
çocuğu ya da ailedeki diğer üyeleri tehdit etmektedir.
Piyasada ölü poliovirus içeren karma aşılar mevcuttur
(DTP+IPV).
sayfa
başı
Su Çiçeği
Aşısı
Su çiçeği, en
sık 5 - 10 yaşları arasında görülen, son derece bulaşıcı
bir çocukluk çağı hastalığıdır. Doğrudan temas ve hava
yoluyla bulaşır. Kuluçka süresi genellikle 14 - 16 gündür.
Döküntüler ortaya çıkmadan 2 gün öncesiyle tamamen
kabuklandığı 7 gün sonrası arasında bulaştırıcılık
söz konusudur. Ateş, halsizlik, iştahsızlık yakınmalarını
takiben ciltte önce kırmızı döküntüler belirir, daha sonra
içinde sıvı biriken lezyonlar patlayarak kabuklanır.
Kaşıntı her zaman vardır.
Hamileyken su
çiçeği geçiren kadınların bebeklerinde düşük doğum
ağırlığı, beyinde gelişim kusuru, havale, zeka geriliği,
katarakt, küçük kafa, kafa içinde kireç birikimleri ve
ciltte nedbeler ortaya çıkabilir.
Su çiçeği
geçirmekte olan çocuklarda döküntülerin mikrop kapması sık
rastlanan bir sorundur. Antimikrobiyal tedavi gerekir. Nadiren
zatürre, ciddi kanamalar, kalp ve zarlarında iltihaplanma,
testis iltihabı, hepatit, ülserli gastrit, nefrit ve artrit
meydana gelebilir. Beyin iltihabı, yürüme bozukluğu,
titremeler şeklinde sinir sistemi bulguları olabilir.
Bağışıklık yetersizliği olanlarda hastalık iç organlara
yayılabilir. Su çiçeği özellikle kan kanseri olan
çocuklarda önemli bir ölüm nedenidir.
Tedavide ateş
düşürücü kullanımı, ılık-soğuk banyo ve temizlik önde
gelir. Karaciğeri etkileyebileceğinden su çiçeğinde aspirin
kullanılmaması tavsiye edilir. Hastalığa karşı korunmada
canlı, zayıflatılmış, etkili ve güvenilir bir aşı
mevcuttur. Amerikan Pediatri Akademisi tarafından 15 aylık
çocuklara kızamık kızamıkçık kabakulak aşısıyla aynı
anda rutin olarak uygulanması önerilmektedir. Su çiçeğiyle
temas sonrasında korunma için özgün gamma globulin olan
"Zoster Immun Globulin" kullanılablir. Özellikle
doğumdan 5 gün öncesiyle 2 gün sonrası arasında su
çiçeği geçiren annelerin bebeklerine, su çiçeği
geçirmemiş annelerin prematüre bebeklerine uygulanması
tavsiye edilmektedir.
Su çiçeği
geçirmiş, tüm yaraları kabuklanmış çocukların okula
gönderilmelerinde herhangi bir sakınca yoktur.
sayfa
başı
Grip Aşısı
(İfluenza)
İnfluenza, kış
aylarında adale ağrıları, ateş, öksürük gibi belirtilerle
seyreden bir infeksiyon hastalığıdır. Basit virutik
hastalıklardan farklı olarak ciddi salgınlar yapabilmektedir.
1889 yılından günümüze kadar 5 defa tüm dünyayı saran
salgınlar olmuş, 1918 ve 1919 salgınlarında 25 milyondan
fazla insanın ölümüne yol açmıştır.
Hastalığın
tedavisi yoktur. Ancak aşıyla korunulması mümkündür. Gripe
neden olan İnfluenza virusu sürekli yapısını
değiştirmektedir. Bu nedenle influenza aşısı yapılırken
o yıl için hazırlanmış olan aşılar kullanılmalıdır.
Aşının hangi yıla ait olduğu kutusunda belirtilmektedir. Her
yıl sonbaharda 9 yaşından küçüklere 1 ay arayla iki doz,
büyüklere tek doz yapılmalıdır. Aşı miktarları yaş
gruplarına göre ayarlanmalıdır.
İnfluenza
Aşısı Kimlere Yapılmalıdır?:
1) İnfluenzaya
yakalandığında yaşamı tehlikeye girebilen yüksek riskli
gruplar:
* 65 yaş
üzerinde olanlar,
* Kronik
akciğer-kalp ve damar hastalığı olan çocuk ve erişkinler,
Bronşial astım, Kronik tıkayıcı akciğer hastalığı
* AIDS'liler,
* Bakımevinde
bulunanlar, sürekli tıbbi bakıma muhtaç olanlar,
* Metabolizma
hastalıkları (Şeker hastalığı)
* Kronik böbrek
hastalığı,
* Orak hücre
anemisi ve diğer hemoglobin bozuklukları,
* Bağışıklık
sistemi baskılanmış olanlar,
* Uzun süreli
aspirin tedavisi almakta olan hastalar,
2) Yüksek riskli
kişilere infeksiyonu bulaştırma ihtimali olanlar:
* Doktor, hemşire
ve diğer sağlık personeli,
* Bakımevinde
çalışanlar
* Yüksek riskli
hastayla teması olan aile bireyleri ve diğer kişiler.
sayfa
başı
Pnömokok
Aşısı
Pnömokok adı
verilen mikroplar, çocukluk çağında, alt ve üst solunum yolu
infeksiyonları, zatürre, orta kulak iltihabı ve menejit gibi
hastalıklara neden olan önemli etkenlerden birisidir.
Antibiyotiklerin sık kullanımı nedeniyle sıklığı azalmış
olmakla birlikte, hala çok sayıda süt çocuğu ve yaşlı
kimsenin ölümüne neden olmaktadır.
Pnömokoklara
karşı ilk aşı 1978 yılında geliştirilmiştir. Çeşitli
kronik hastalıklar, müzmin solunum yolu ve kalp
rahatsızlıkları, kanser ve şeker hastalığı olanlarda,
dalağı ameliyatla alınmış kimselerde pnömokok infeksiyonu
kolaylaşır. Hernekadar pnömokoklar sıradan antibiyotiklerle
tedavi edilebilmekteyseler de sayılan risk faktörlerine sahip
bireylerde infeksiyon ağır seyredebilmektedir. Son yıllarda
antibiyotiklere dirençli pnömokok infeksiyonları artmakta,
aşıyla korunma önem kazanmaktadır.
Meningokok
Aşısı
"Neisseria
meningitis" adı verilen mikroorganizmanın yol açtığı
menenjitler oldukça ağır seyretmektedir. Mevsimlerle ilişkili
olarak salgınlar yapmaktadır. Aynı aile içinde kardeşler
arasında ard arda belirtiler vermeye başlaması ve yüksek
ölüm sıklığı meningokok menejiti için tipiktir. Gripal
infeksiyon benzeri tabloyu takiben ortaya çıkan ense sertliği,
ciltte çok sayıda küçük kırmızı mor renkte kanama
odakları biçiminde döküntüler hastalığın başlıca
belirtileridir. Ağır bir hastalık tablosudur, derhal hastaneye
yatırılarak yoğun ilaç ve destek tedavileri yanında yakın
takip gerektirir.
Hasta bireyle
temas eden kimselere "rifampisin" adlı ilaç iki gün
süreyle verilmekle geçici olarak korunma sağlanır.
Çocukların toplu olarak bulundukları okul gibi ortamlarda
ortaya çıkan salgınlarda aşıyla korunma önerilebilir.
sayfa
başı
GELİŞTİRİLMEKTE OLAN
AŞILAR
Parazit
Aşıları
Hayvanların
parazitlere karşı aşılanmalarıyla elde edilen başarılı
sonuçlar, insanlarda da anti parazit aşıların kullanımı
konusunda cesaret uyandırmıştır. Araştırmalardan elde
edilen ilk sonuçlar oldukça sevindiricidir.
Sistosoma,
tatlı su sivrisinekleriyle bulaştırılan, tedavisi için
herhangi bir ilaç olmadığı için aşıyla korunmanın önemli
olduğu aşikar olan bir parazittir. Hayvan deneylerinde yüz
güldürücü sonuçlar alınmıştır. Ancak insanlarda
kullanılabilecek bir aşı henüz geliştirilememiştir. Bu
konuda çalışmalar devam etmektedir.
Tripanosoma,
uyku hastalığına neden olan parazittir. Amerika ve Afrika
kıtasında görülen hastalığın farklı iki tipi için ayrı
aşı geliştirilmesi çabaları halen sürmektedir.
Sıtma,
plazmodyum adı verilen parazitin yolaçtığı ciddi bir
hastalıktır. Ülkemizde özellikle Çukurova Bölgesinde halen
sıkça görülmektedir. Sivrisineklerle insandan insana
bulaştırılır, hastalığın kontrol altına alınması için
tüm dünyada sürdürülen gayretler henüz istenilen ölçüde
başarılı değildir. Her yıl Afrika'da 1 milyon çocuk sıtma
nedeniyle ölmektedir. Bu hastalığa karşı doğal
bağışıklık yavaş geliştiği için sıtma atakları
yıllarca devam eder. Sağ kalanlarda 10 yıl gibi bir süre
içinde hastalık gerileyebilir.
Moreno ve
Patarroyo 1989 yılında, sıtmaya karşı geliştirdikleri
sentetik aşılarını bilim dünyasına duyurmuşlardır.
Gönüllü insanlarda yapılan araştırmalar, aşının etkili
olduğunu göstermiştir. Ancak geniş çaplı saha uygulamaları
yapmadan kesin bir güven oluşması olası değildir.
Şark
çıbanı olarak bildiğimiz "Leismaniasis"
hastalığına karşı aşı geliştirme çabaları olumlu
sonuçlar vermiştir.
sayfa
başı
AIDS'e Karşı
Aşılar
AIDS (Edinsel
Bağışıklık Yetmezliği Sendromu), HIV (İnsan
Bağışıklık Yetmezliği Virusu) infeksiyonuyla meydana gelen
ciddi bir hastalık tablosudur. Virus vücuda girdikten sonra
yıllarca sessiz kalıp herhangi bir anda çoğalmaya
başlamaktadır.
HIV virusunu
vücudunda taşıyanlar kan testleriyle "seropozitif"
olarak tanımlanırlar. AIDS ise zaman içinde meydana gelen
bağışıklık yetersizliği sonucu gelişen fırsatçı
infeksiyonları da içeren ciddi hastalık tablosudur.
Hastalığın henüz başarılı bir tedavisi yoktur.
Uygulamaların çoğu ömrü uzatmaya yöneliktir.
HIV için aşı
geliştirme çabalarında karşılaşılan başlıca güçlük,
virusun genetik yapısında sürekli meydana gelen
değişikliklerdir. Tıpkı influenza aşısında olduğu gibi
aşının sürekli güncellenmesi gerekmektedir.
Araştırmalardan elde edilen ilk sonuçlar yüz güldürücü
değildir. Ancak Salk ve arkadaşlarıinaktif (ölü) aşı
geliştirerek, korunmadan ziyade tedavi amacıyla kullanmayı
denemişlerdir. HIV seropozitif kişilerde kullanılan aşıyla
elde edilen sonuçlar cesaret vericidir.
AIDS'e karşı
aşı geliştirilmesinde karşılaşılan ikinci engel ise
virusun vücuduna girdikleri insanın hücreleri içinde
saklanarak kendisini başarılı bir şekilde maskelemesidir.
Tüm olumsuzluklara rağmen aşı geliştirme çabaları ümit
vericidir. Yakın bir gelecekte hastalığa karşı korunmanın
mümkün olacağına inanılmaktadır.
sayfa
başı
Kanser
Aşıları
Virusların
neden olduğu bir çok kanser türü bulunmaktadır. Örneğin
rahim ağzı kanseriyle "Human papilloma virus" (HPV)
arasında yakın bir ilişki olduğu bilinmektedir. Lenf dokusu
kanserlerinden Burkitt lenfoması ve genizden köken alan
"nazofarinks kanseri" "Ebstein Barr Virus"
(EBV) ile ilişkili bulunmuştur. Her iki virus türü için de
aşı geliştirilmiş olup, klinik çalışmalar devem
etmektedir.
BCG (verem
aşısı), tüberkülozdan korunma haricinde, kanser tedavisinde
de kullanılmaktadır. Mesane kanserinde idrar kesesi içine
verilen BCG aşısı bağışıklık sistemini uyararak
tümörün büyümesini engellemektedir.
Araştırmalara
yüklü ödenekler ayıran büyük aşı firmaları, özellikle
kanser ve AIDS aşılarının geliştirilmeleri için büyük
gayret sarfetmektedirler. Henüz erken olmakla birlikte ilk
sonuçlar ümitlenmek için cesaret vericidir.
Diğer
Aşılar
Son olarak,
geliştirilmekte olan diğer bazı aşıların adlarını
vermekte yarar görüyorum. Bunların bir çoğunun kısa süre
içinde piyasada yer almasının sürpriz olmayacağını
düşünüyorum:
Bazı barsak
bakterileri (E. coli,..), Hepatit C, Herpes, rotaviruslar,
cüzzam, Brusella ve zührevi hastalıklara karşı aşı
oluşturma gayretleri halen sürmektedir.
Dr. Çağatay Nuhoğlu
sayfa
başı