Çocuklarda Uyuşturucu ve kötü madde kullanımı

Çocuklarda Uyuşturucu ve kötü madde kullanımı

Çocuklarda Uyuşturucu ve kötü madde kullanımı

 

çocuk-uyuşturucu-kokain-esrar-eroin

UYUŞTURUCU MADDE KULLANIMINI ÖNLEMEK İÇİN ANNE VE BABALARIN DİKKATİNE..

A. ÇOCUK VE GENCE ÖRNEK OLMA

Çocukların hergün karşı karşıya kaldıkları anne baba tutum, davranış ve ilişki biçimlerinin; onların eğitiminde çok önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Aile ilişkileri, çocuklar için, davranış biçimleri ve insan ilişkilerinin öğrenildiği bir sahne oluşturmaktadır. Madde kullanım konusunda da, benzer mekanizma işlenmekte olup; çocuklar, anne babanın maddeler konusundaki tutum ve davranışlarını gözlemlemekte ve benzer şeyleri uygulamaktadır. Toplumda, anne baba başta olmak üzere, öğretmenler ve diğer etkili yetişkinlerin madde kullanımı konusundaki tutum ve davranışları; çocuk ve gençler için çoğu kez kavram karmaşası yaratmaktadır. Çocuk ve gençler, zararlı etkisi kesin olarak kanıtlanmış olan sigara ve alkol gibi maddelerin, neden erişkinler tarafından kullanıldıklarını tam olarak kavrayamamakta; kendilerinin de bu ve buna benzer maddeleri kullanabileceği düşüncesi oluşmaktadır. Anne babalar, her ne kadar, çocuk ve gençleri bağımlılık yapan maddeler konusunda uyarsa da; kendi sergiledikleri davranış modelleri, mantıklı
uyarılarından çok daha etkin olmaktadır. Bu nedenle, anne babaların, kendilerinin kullanımı konusundaki tutum ve davranışlarının nasıl olduğunu irdelemeleri gerekir. Örneğin alkol, sigara, ilaç kullanımı konularında bu maddeleri kullanma nedenleri, sıklıkları, bu maddelere gereksinimleri, kullanıp-bırakma paternleri, bu alandaki güçlülük ve zayıflıkları gibi özelliklerin hepsi önem taşımaktadır. Çocuklar, anne babanın davranışlarını görerek öğrenir, anne-babanın birbirlerine olan tutum ve davranışlarını da kendilerine örnek alır, sorunların çözümünde anne babanın davranışlarını kopya ederler.

B. AİLE İÇİ EĞİTİM

Eşler arasındaki ilişkilerin her zaman çok pürüzsüz olması beklenemez. Zaman zaman sürtüşme, anlaşmazlık ve tartışmalar da olması doğaldır. Önemli olan, anlaşmazlıklar karşısında, eşlerin olaya yaklaşımları, birbirlerine karşı davranışları ve çözüme ulaşmada izlenen yolların nasıl olduğudur. Anlaşmazlıklarda eşlerin karşılıklı oturup konuşabilmesi, her iki tarafın da kabullenebileceği bir çözüm yolu bulabilme becerisi önem taşımaktadır. Hiç sorun yokmuş casına olayları görmezden gelip sahte bir uyum içinde yaşıyor olmak, hep birinin boyun eğmek zorunda sağlıksız bir ilişki biçimini sürdürmek, sorunların çözümünde çocuklara sarılmak ya da çatışmayı onların üzerine yansıtmak sağlıksız iletişim modelleridir.
Çocukların eğitiminde eşlerin beklentileri, istekleri, rolleri, sorumlulukları, nlendirmeleri, eğitime yaklaşım biçimleri kuşkusuz birbiriyle tümüyle aynı paralelde olmayabilir. Ancak, temel konulardaki eğitim anlayışında, tutarlı ve uyumlu bir birlikteliğin sağlanması çocuklar adına önem taşımaktadır.

C. ÖZGÜR, BAĞIMSIZ, SORUMLU, SINIRLARINI BİLEN,
GÜVENLİ ÇOCUK YETİŞTİRME:

Madde bağımlılığı tehlikesi ile ilgili olarak anne babaların bilmesi gereken önemli özelliklerden biri; çocukları ve gençleri bağımsız olarak yetiştirebilmenin, onları madde bağımlılığından uzak tutabilecek en önemli etkenlerden biri olduğudur.
Maddeler, ancak kullanıldığında bağımlılık yaratırlar. Bağımlılık yapan maddelerin tümü ortadan kaldırılması mümkün olmayacağına göre; kişinin bu maddeleri kullanmama gücünün gelişmiş olması en temel özellik gibi görünmektedir. Kişinin madde kullanması için, maddeye hayır deme gücünün olmaması ve madde kullanımı konusunda önceden istekli olması gerekir. Bir başka deyişle, maddeye hayır diyemeyen ve kendisiyle ilgili sorumluluk duygusu yeterince gelişmemiş olan kişilerde maddeye alışma tehlikesi çok daha fazla olduğu söylenebilir.
Çocuklara sorumluluk duygusunu verebilmek, onları madde bağımlılığından uzak tutabilecek en önemli unsurdur.
Çocukları bağımsız olarak yetiştirmenin ne olduğu; onlara güven ve bağımsızlık duygusunu kazandıran bir eğitim yaklaşımının nasıl olacağı soruları hep akla gelmektedir.
Bunu anlayabilmek için, çocukların, kendilerine özgübir özgürlük ve serbestlikleri olması; ancak her şeyde olduğu gibi, bu özgürlüğünde sınırlarının iyi tanımlanması gerektiği bilinmelidir.
Çocukların kendilerine güvenebilmeleri, kişilik sahibi olabilmeleri için yalnız başlarına, anne-babasız hareket edebilecekleri alanlara gereksim bulunmaktadır. Anne-babaya düşen görev, çocuklarına bu serbest alanda yol göstermek; ancak bu serbestliğin sınırlarını da açık olarak belirlemektir.
Bu nedenle; çocukların belirli konularda; yaşlarına uygun olarak ve kendi başlarına serbest hareket edebilmeleri, onların kendi davranışlarını kontrol edebilmeleri için çok önemlidir.
Çocuk kendi başına bir karar verdiğinde; bu kararın kendi yaşamı üzerindeki etkileri konusunda bir sorumluluk alacak ve belli oranda bir riske girecektir. Bu risk ona ağır gelse bile, sonuçta kendisine bazı deneyimler kazandıracaktır. Kendi verdiği kararlar sonucu çocuğun olumlu şeyler elde etmesi, ona verdiği kararın doğru olduğunu öğrenecek; olumsuz şeyler yaşaması ise, bu deneyimin ona daha sonraki denemeler için katkıda bulunmasına sağlayacaktır. Bu deneyimler sonuçta, çocukta güven ve sorumluluk duygusunun gelişmesinde önemli adımlar olarak düşünülmektedir.
Bağımsızlık ve kişisel sorumluluk ancak uzun zaman süreci içinde, yavaş yavaş ve alıştırmalarla verilebilir.
Hangi yaşta olursa olsun, herkesin belirli sınırlara gereksinimi vardır.
Hem toplumsal yaşantıda uyumlu olabilmek, hem kişisel iç huzuru ve dengeyi sağlayabilmek için; kişinin belirli sınırlarının olmasına gerek vardır. Bu sınırlar, kişisel bütünlüğü koruyabilmek ve başkalarıyla iletişimde açık ve net olabilmek için de gereklidir. Bu sınırlar aynı zamanda, kişinin kendini hangi alanlarda ve nereye kadar geliştirebileceğinin da bir ölçüsü gibi düşünülebilir. Çocukların sınırları, önce anne baba olmak üzere çevre ve toplum tarafından belirlenmektedir. Aile, okul, meslek eğitimi, maddi durum, ev
durumu gibi aileye değişen etkenler yanı sıra; alienin çocuk yetiştirme biçimleri, tüm alanlarıyla eğitim ve öğretim, toplumdaki sosyal ve kültürel değer yargıları da bu sınırların belirlenmesinde çok önem taşıyan değişkenlerdir.
Çocukların sınırlarının nasıl ve ne oranda olması gerektiği aile tarafından belirlenirken; kuşkusuz, çocuğun kendinden getirdiği yaratılış özellikleri de bunda etkili olmaktadır.
Daha bebeklikten başlayan bu sınırlar, çocuğun gereksinimleri ve ailenin tutumuna göre, her yaş için farklı düzey ve biçimde olmak üzere yeniden ayarlanmalıdır.
Çocuk ve gencin sınırları; “esnek ama gevşek değil”, “belirli ama katı değil”, “ tutarlı ama değişmez değil”, “yaptırımı olan ama zorlayıcı değil” nitelikte olmalıdır. Kuşkusuz, bu sınırların belirlenmesine, çocuk ve gencin gereksinimleri, beklentileri, dilekleri de önemsenmeli; gelişen topluma göre güncel değerler göz önüne alınmalı; çocuk ve gencin de bu oluşumda payının olmasına dikkat edilmelidir. Çocuğa belirlenen sınırların çok geniş ve gevşek olması; bir anlamda “sınır olmaması” anlamına gelmektedir. Bu durumda çocuk ve genç, gerçek yaşamda neyi, ne zaman, nerede, nasıl yapacağını öğrenmemekte; davranışlarını ayarlama ve kontrol edebilmeyi becerememekte; gerçek yaşamdaki ilişkileri
tam anlamıyla kavrayamamakta; insanlarla ve toplumla olan ilişkilerini ayarlayamamakta; kendi sınırlarının nerede bittiği ve başkalarının özğürlüğünün nerede başladığını kestirememekte; sosyal uyum ve iletişimde ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır.
Bunun tersine, çocuğa gereksiz engellemeler ve yasaklardan oluşan bir sınır belirlenmesi; “çocuğun kişiliğinin aşırı sınırlanması” demektir. Bu durum, çocuk ve gencin yaşam becerilerinin gelişmesinde engelleyici rol oynamakta; güvensizlik, karamsarlık ve kuşku duyguları ve bunların neden olduğu yeni psikososyal sorunlara yol açmaktadır.
Sınır ve sorumlulukların kesin olarak belirlenmediği, anne baba arasında belirgin tutum farklılıkları olduğu, aynı konuda farlı zamanlarda farklı sınırların söz konusu olduğu durumlar; “belirsizlik, tutarsızlık ve güvenilmezlik” olarak değerlendirilmektedir. Böyle bir durumda, çocuk ve genci, kendi davranışlarını ayarlama, karar verme ve sorumluluk almada sorun yaşamasına neden olacaktır.
Anne babalar için önemli cümleler:
Çocuk ve genç,
Duygusal açıdan Sevgi, ilgi, yakınlık, onaylama, Saygı görme, önem verilme,
Övgü alma, cesaretlendirme, kendini özgürce anlatabilme, Belli sınırlar içinde bağımsız davranabilme, Sağlıklı bir ortamda büyüyüp gelişme, Uygun biçimde eğitilme,
Umut ve beklentilerinin desteklenmesini ister.
Çocuk ve genç
Anne baba davranışlarını görerek öğrenir,
Anne babayı kendine örnek alıp taklit eder,
Anne babanın birbirlerine karşı davranışlarını gözler,
Sorun çözümünde anne babadan gördüklerini yapar.
Çocuk ve genç,
Anne babanın ona zaman ayırmasına gereksinim duyar,
Ailede olumsuz ilişkiler varsa onarılmasını ister,
Sorumlulukları üstlenmede yol gösterilme ve destek arar.
Çocuk ve genç,
Çocuk ve gence sorumluluk duygusunu verilmelidir,
Çünkü, sorumluluk duygusu madde bağımlılığından uzak olabilmede önemli bir unsurdur.

Anne babanın, çocuk eğitiminde unutmaması gereken bazı cümleler, madde kullanımı konusunda da geçerli olup (yukarıda); yaklaşımın da dikkate alınmaları gereken bazı cümleler vardır.(aşağıda).

Alkol/Madde Kullanan Kişiyi Tedaviye Yönlendirmede Temel Yaklaşım

Tedaviye Yönlendirmede Temel Yaklaşımlar

Alkol/Madde kullanan kişi, sorunun varlığını inkar etme eğilimindedir.
Bir şey söylemek yerine, aktif biçimde çok iyi dinlemek Alkol/Maddenin, kişinin
yaşamı üzerindeki olumsuz etkilerinin neler olduğunu farketmesini sağlamak,
Tartışmadan kaçınmak,Yargılamamak, Kendine güvenmesini sağlamaya çalışmak,
Onu olduğu gibi kabul etmek, Alkol/Madde kullanımıyla ilgili sorunların sorumluluğunu ona bırakmamak; kendi kararlarını vermesini desteklemek.

ÇOCUK VE GENÇTE MADDE KULLANIMINI DÜŞÜNDÜREN BELİRTİLER:

Ergenlik dönemi, puberte ile başladığı, gencin kendi ekonomik bağımsızlığının kazandığı yaşlara kadar sürdüğü kabul edilen bir gelişim dönemidir. Biyolojik, psikolojik ve ruhsal olarak hızlı değişimlerin yaşandığı bu cağ; kendine özgü bazı özellikler taşımaktadır. 10’ lu yaşların başından, 20’li yaşların başı ya da ortasına kadar uzayabilen bu dönemde; bir çocuğu yetişkin hale gelmesi söz konusudur.
Her çocuk ve gencin kendine özgü biçimde yaşadığı bu dönemde, bireysel ruhsal bağımsızlığın kazanılması, uygun ve tutarlı akran ilişkilerinin kurulabilmesi, kimlik duygusunun şekillenmesi, geleceğe yönelik planların oluşturulması, karşı cinse ilişkin tutum ve davranışların tutarlı hale gelmesi, iş ve meslek yolunun çizilmesi, aile ve toplum değer yargılarının harmanlanıp kişinin kendine özgü bir değerler sistemi oluşturulması, ekonomik bağımsızlın sağlanması, davranışlarının sorumluluğunu üstlenir hale gelebilmesi gibi bir çok görev beklenmektedir.
Ergenlik döneminin uzun zaman sürmesi yanısıra, ergenden beklenen görevlerin çeşitliliği ve zorluğu; bu dönemde ergenlerin bazı sorunlar yaşamasına yol açabilir. Bu dönemin kendine özgü ruhsal ve davranışsal özellikleri, duygusal çalkantıları, uyum güçlükler, kimlik sorunları, bocalamaları,otoriteyle çatışmaları çoğu kez büyük sarsıntılara neden olmaksızın çözülür. Ancak bazı ergenler için, bu özellikler, ciddi ve ağır biçimde sorun yaşanmasına neden olabilir. Madde kullanımı da bu ciddi sorunlar arasında sayılmaktadır.
Ergenlik döneminin olağan gelişimsel çalkantılar arasında; derslerdeki başarısında dalgalanmalar, aileyle çatışma ve aile yaşamından uzaklaşma isteği, ruhsal yönden duygusal ve davranışsal sorunlar gösterme, ilgi ve isteklerinde kararsızlık ve değişkenlik, okul ya da meslek eğitimine ilişkin sorun ve bocalamalar yerini değiştirme gibi önemli kararlar söz konusu olabilir.
Çocuk ve gençlerde, madde bağımlılığının başlangıcını gösteren kesin bir işaret yoktur. Ergenliğin olağan duygusal sorunları ya da başka ruhsal bozuklukların da benzer belirtilere yol açabileceği akılda tutulmalı; ancak, ergende madde kullanımı kuşkusunu akla getirebilecek bazı ciddi davranış değişiklikleri gözden kaçırılmamalıdır (Tablo 6). Bu belirtilerin ciddiyetinin değerlendirilmesi, başka ruhsal sorunlarla ayırıcı tanının yapılması, çözüm önerileri ve tedavi yaklaşımı; madde kullanımı konusunda özelleşmiş çocuk/ergen psikiyatristleri ve erişkin psikiyatrislerinin görev ve sorumluluk alanı içindedir.

Çocuk Ve Gençte Madde Kullanım Kuşkusu Yaratabilecek Belirtiler

Derslerdeki başarı oranı tamamen ve her derste birden düşmesi,
Sık sık arkadaş değiştirme,
Arkadaşlarına tamamen sırt çevirme,
Çevreyle ilişkilerden kaçınma,
Tamamen içine kapanma,
Hiçbir şeye ilgi duymama ve her şeyden uzak kalma,
Zaman zaman aşırı neşe ile öfke/saldırganlık arasında gidip dalgalanmalar,
Evde odasına kapanma,
Kendi bakım ve temizliğine dikkat etmez hale gelme,
Fazla para harcama,
Okulu ya da iş eğitimini tamamen bırakma,
Kendi geleceği için hiçbir yol görmeme,
Geleceğe dönük hiçbir adım atmak istememe,
Ellerde titreme,
Aşırı derecede terlemek,
Uykusuzluk.

KAYNAKLAR

Beyazyürek M: Ergenlik ve Bağımlılık: Önlemenin Esasları, Alkol ve Alkol Dışı Madde Bağımlılığı (Ed. N. Dilbaz), 1998, 85-891

Bu sayfa İzmir Emniyet Müdürlüğü web sitesinden alınmıştır.
http://www.izmirpolis.gov.tr/maddekullanimi.htm
Sigara içme alışkanlığının önlenmesi için geliştirilen yöntemler
http://www.izmirpolis.gov.tr/Sigara.htm
Uyusturucu Web Sitesi (Türkiyeden) - Çocuğunuzun uyuşturucu kullandığını nasıl anlarsınız

http://www.uyusturucu.gen.tr/nasil/index.html

Bağımlılık Yapan maddeler http://www.alkolmadde.com/madde.htm
http://www.alkolmadde.com/index.htm (Bu site alkol ve uyuşturucu maddeleri tanıtmakta ve bunlara bağımlıktan kurtulma yolları ile ilgili güncel bilgiler vermektedir.)
ALMANYADA DURUM:
9 Şubat 2000 tarihinde Federal Almanya yabancılar sorumlusu bayan Marieluise Beck Almanyada yaşıyan yabancıların durumu üzerine hazırlanan Raporu sundu. Bu rapora göre yabancı gençler arasında eğitim oranının düşüşü yanısıra, 1998 de İşşizlik tarihsel doruk noktasına ulaştı. 1999 yılı sonunda Almanyada 7,34 Milyon yabancı yaşamaktaydı. Toplam nüfusun 8,9’una eşit olan bu göçmenlerin 2,11 milyonu
( %28,8’u ) Türkiyeden gelmiş vatandaşlardan oluşmaktaydı.
Almanya gelen Göçmenler arasındaki Madde Bağımlılığı Hastalığını son yıllarda Uzman Çevrelerin ilgisini çekti. Ancak bu konuda veriler şimdiye dek sadece bazı bölgelerden vardı.
Örneğin Köln yöresinde yasadışı uyuşturucu kullanan kişilerin yaklaşık üçtebirini yabancı ülkelerden gelen Göçmenler oluşturmaktadır. Yabancı Göçmenler arasında yasadışı uyuşturucu madde kullanımının Alman nüfusa oranla daha fazla olduğu başka şehirlerdede gözlenmektedir.Örneğin Hannover çevresinde yaşıyan 5000 Madde Bağımlısının yüzde yirmisini Yabancılar oluşturmakta. Bu konuda gerekli önlemleri ve tedavi yaklaşımlarını saptamak için Federal Almanya Sağlık Bakanlığı bir Rapor hazırlatatacaktır.

Eknot: Bu sayıya Alman vatandaşlığına geçmiş Türkler ve Rusyadan gelen Alman Göçmenler dahil değildir.Bu İstatistikler Almanyaya göçen -Migrant adı verilen bütün insanları bir arada değerlendirmemekte ve sadece Nüfus kaydına göre yani , ya Alman veya Alman Vatandaşı değil(Auslaender) şeklinde yapılmaktadır. Bu da Göçmenler(Migranten ve Migrantinnen) arasındaki sorunları tam yansıtmamaktadır.

TÜRKİYEDE DURUM:
Türkiye'yi de saran uyuşturucu (bu tarife sigara ve alkol ve reçeteli, reçetesiz rastgele kullanılan tüm haplar vs dahildir) kullanımı ve genel koruyucu sağlık önlemleri hakkında aileleri ve gençleri uyarmak, olacaklari önleyebilmek ve de uyanık, bilgili bir gençlik ve sağlığımız hakkında iyi EĞİTİLMİŞ ana babalar icin Uzmanlar 20 yaşa kadar içmeyenlerin, uyuşturucu kurbanı olma riskleri düşüktür diyor, oysa sigara-alkol içme yaşı düştükçe, uyuşturucu kurbanı olma riski de artmaktadır çocuklarımızın.
Türkiye'de sigara tüketimi 1994'ten beri yılda yüzde 6 ile 10 arasında yani nüfus artış hızımızdan yaklaşık üç kat daha fazla olarak artmaktadır. Bu artış gelecekteki kitlesel ölüm dalgalarının uğursuz habercisidir. Uluslararası sigara tekelleri bir yüzyıllık lobicilik, reklam ve pazarlama deneyimleriyle, daha çok para kazanmak icin Türkiye'deki amaçlarına ulasmıstır. Türkiye'de kendilerinden yana politikalar icin planlı çalışan güçbirliği grubu (koalisyon) oluşturmuşlar, fabrikalarını ve özel satış ağlarını kurup hem pazar paylarını hem de toplam tüketimi patlatmışlardır. Çocuklar ve kadınlar salgına daha çok çekilebilmiş, başlama yaşı düşmüştür.Eroin ve kokain ile aynı mekanizmalari kullanarak aynı beyin bölgesini etkileyen nikotin bağımlılığının ve bundan para kazanma isteğinin neden olduğu olum ve savurganlik Prof. Dr. R. Erol Sezer)
Tütün endüstrisinin MAHKEMELERDE SERGİLENEN dokümanlarından anlaşıldığına göre yıllar öncesinden , kanser ve kalp hastalıkları ile sigaranın ilişkileri , NİKOTİNİN BAĞIMLILIK YARATTIĞINI BİLİYORLARDI ve SAKLADILAR BU GERÇEKLERİ, HERKESİ KANDIRDILAR. VE EN KÖTÜSÜ SİGARA İÇİCİLERİNİ ARTTIRMAK İÇİN ÇOCUKLARIN PEŞİNE DÜŞTÜLER .
Ve tüm dünyada buna müsade etmeyiz çizgiyi burada cekiyoruz deniyor.
“ruki’den sizlere” Webinden
http://www.megahertz.net/ruki veya http://www.ruki.org/index.htm

Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı'nın 1998 raporundan bazı başlıklar: Uyuşturucu olayları son on yılda yüzde 519 oranında arttı. Extacy gibi sentetik haplarda binlerle ölçülen artışlar sözkonusu. Eroin imalathaneleri kırsal kesimden büyükşehirlere taşındı.Kullananları bile korkutan eroine ilişkin veriler de soru işaretleriyle dolu. Resmi kayıtlara göre eroin kullananların yüzde 57'si İstanbul'da yaşıyor. Geriye kalan yüzde 43'lük oran eroinin diğer büyük illere de dağıldığını gösteriyor.
Rapordaki sentetik uyuşturuculara ilişkin veriler de çarpıcı.Türkiye'nin 1995 yılında sentetik uyuşturucularla ilgili hemen hiçbir sorunu yoktu. Bu tarihte İstanbul dahil bir tek sentetik uyuşturucu bile yakalanmıyordu. Ama yalnızca üç yıl sonra durum tepetaklak oldu. Çünkü hap kullanımındaki artış tam olarak yüzde 2 bin 644. Polis özellikle extacy üzerinde duruyor. Üç yılda yaşanan bu hız hapın özellikle gençliği hedeflediği de gözönüne alındığında polis için de ürkütücü. 1998 kelimenin tam anlamıyla kokain yılı oldu. Bunun nedeni İçel'de geçtiğimiz eylül ayında yakalanan 602 kiloluk kokain. Türkiye'deki kokain kaçakçılığı tümüyle kullanıma yönelik. Uyuşturucu suçuyla ilişkili kişiler incelendiğinde ise, uyuşturucu tedavisi amacıyla bu yıl AMATEM'e 3 bin 69 kişinin başvurduğu görülüyor. Bu kişilerden yalnızca 691'i tedavi amacıyla yatmış. Olayın kaçakçılık boyutundaki rakamlar ise daha yüksek. Uyuşturucu suçundan yurtdışında yakalanan Türk sayısı, 398. Kaçakçılığı yurtdışında yapan Türklerin cirit attığı ülke Almanya. Bu ülkeyi İngiltere, Hollanda ve Fransa takip ederken, Ürdün, Yunanistan, Fas ve İran'ı da listede görmek mümkün.Yurtiçinde de durum farklı değil. Sayı ise, 6 bin 121. Bunlardan 3 bin 270'inin satıcı, 2 bin 851'inin ise içici olduğu yine polis kayıtlarında sabit.
Öncelikle son on yılda Türkiye'de meydana gelen toplam uyuşturucu suçlarında yüzde 519'luk bir artış yaşandığını vurgulamak gerek. Bu bilgi ışığında uyuşturucu maddelerdeki artışlar tek tek ele alındığında ise, tablo daha da iç karartıyor. Çünkü esrarın yüzde 186, eroinin yüzde 616, afyonun yüzde 141, bazmorfinin yüzde 711 ve sentetik uyuşturucunun (captagon, extacy gibi) yüzde 2 bin 264'lük oranda arttığı görülmekte.
Kaynak: Sevinç Yavuz, Hürriyet, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı'nın 1998 raporundan
http://www.hurriyet.com.tr/hur/turk/99/05/04/dizi/01diz.htm (arşiv)
Author Avatar

About Author

1976 Estel doğumluyum. 1994 yılında orta öğretimimi Kadıköy Anadolu Lisesi’ nde,Tıp eğitimimi 2002 yılında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’ nde tamamladım. 2002 yılında Tıpta Uzmanlık(TUS) sınavını Türkiye derecesi ile kazanıp ,İstanbul Beyoğlu Göz Araştırma Hastanesi’ nde Prof.Dr.Ömer Faruk YILMAZ ve Prof.Dr.Ziya Kapran’ın asistanı olarak ihtisasımı tamamladım.2008 yılında uzman doktor oldum, aynı yıl Kızıltepe Devlet Hastanesinde mecburi hizmeti yaptım. çeşitli özel hastanelerde uzman doktor ve başhekim pozisyonlarında çalıştım.Halen okuloplasti,şaşılık, refraktif cerrahi , ön segment (katarakt-keratoplasti) alanlarında cerrahi önplanda çalışmaları sürdürüyorum. 1998 yılında Türkiyenin ilk ücretsiz sağlık hizmeti sunan vede ilk sağlık sitesi olan hastarehberi.com u kurdum . 2002 senesinde sağlık turizmi alanında Türkiyede ilk defa grup halinde excimer lazerle göz ameliyatları için avrupadan hastaların getirilmesini ülkemize kazandırdım . Dünyada ilk defa uygulanan acufocus yöntemiyle yakın görme ameliyatlarının ve göz içine implantla yerleştirilen göz tansiyonu implantlarını ülkemize kazandırdım ve dünyada ilk defa Amerikalılarla birlikte uygulanmasını sağladım. Yuzbinlerce sağlık sorusunu karşılıksız cevaplandırdım.İngilizce ve Almanca yabancı dillerim vardır.Evliyim.

Yorum Ekle

Göz Hastalıkları Uzmanı, Retina, Oküloplastik Cerrahi, Glokom, Katarakt ve Refraksiyon, Blefaroplasti

Dost Siteler

Reklam | Лечение в Турция | Пластика на клепачи | Присаждане на коса в Турция
Bumerang - Yazarkafe

1998-2017 All Rights Reserved © HastaRehberi