Diabet Hastalığında yeni tedavi yöntemleri

Diabet Hastalığında yeni tedavi yöntemleri

Diabet Hastalığında yeni tedavi yöntemleri

diabet_seker_hastaligi-tedavisi

 

Hastaları sürekli insüline bağımlı kılan şeker hastalığı türünün (Tip I Diyabet) tedavisinde kullanılan bir yöntemin başarısı, Amerikalı araştırmacıları embriyon kök hücreleri alanındaki araştırmalara getirilen sınırlandırmaların kaldırılması için yeni bir kampanya başlatmaya yöneltti. Kanada'nın Alberta Üniversitesi'nden bir ekibin geliştirdiği ve "Edmonton Protokolü" diye adlandırılan teknik, hastaların karaciğerlerine, ölmüş vericilerden alınan pankreas dokusu nakledilmesini içeriyor. Pankreas dokusunda bulunan Beta hücresi adacıkları, insülin üreterek hastanın bu enzimi dışarıdan almasına gerek bırakmıyor. Sonuçları önümüzdeki günlerde yayınlanacak olan bir deneyde bu tekniğin uygulandığı sekiz hasta 15 aydır insülin tedavisine gerek göstermemiş. Ancak nakil için gerekli doku kaynakları sınırlı. Tedavi gören her hasta için gerekli pankreas dokusu için iki kadavra gerekmiş. Bu durumda tedavinin yaygın olarak uygulanabilmesi için, vericilerden alınabilecek olandan çok daha fazla dokuya gereksinme var. Araştırmacılar, embriyon kök hücrelerin denetim altında bölünme ve farklılaşmasıyla yeterli miktarda pankreas ada hücresi elde edilebileceğini düşünüyorlar. Tıp araştırmalarına bütçe desteğinin embriyon kök hücre araştırmalarını kapsayacak biçimde genişletilmesini savunanlar, Edmonton Protokolü'nün başarısına işaret ediyorlar.

Yeni tekniğin öncülerinden Alberta Üniversitesi endokrinoloğu Ray Rajotte, adacıklar için normal kaynaklara ulaşmanın zorluğu nedeniyle başka seçeneklerin aranmasının bir zorunluluk olduğunu söylüyor. Araştırmacılar, büyüme faktörleri kullanımı ya da gen mühendisliği teknikleriyle, pankreaslarda bulunan "yetişkin" kök hücrelerinin de insülin üreten Beta hücrelerine dönüştürülebileceğini söylüyor. Ancak aynı araştırmacı, embriyonlardan elde edilsin, ya da pankreaslardan alınsın, kök hücrelerin beta hücrelerine dönüştürülmesiyle sorunun tümüyle çözüleceği yolundaki beklentilerin abartılı olduğunu belirtiyor, Rajotte'a göre pankreas dokusunda Beta hücrelerinin yanı sıra, glukagon salgılayan Alfa hücreleri ve başka hücreler de bulunuyor ve bunlar işbirliği yaparak kandaki şeker düzeyini ayarlayabiliyorlar. Bununla birlikte ABD Ulusal Diyabet, Sindirim ve Böbrek Hastalıkları Enstitüsü yöneticisi Allen Spiegel, hayvanlar üzerinde yürütülen deneylerde salt Beta hücrelerinin bile şeker hastatığının belirtilerini ortadan kaldırabildiğini vurguluyor.

Edmonton Protokolü'nden önce uygulanan ve çoğu kez başarısızlıkla sonuçlanan nakil yöntemlerinde, insülin salgılayan adacıklar, üzerlerinde bulundukları organla birlikte naklediliyorlar ve hastaya bedeninin yeni organı reddetmemesi için steroid türü ilaçlar veriliyordu. Ancak steroidler, hastanın bağışıklık sistemini baskılarken, bir yandan da beta hücrelerine de hasar veriyordu. Kanada ekibiyse, hastanın bağışıklık tepkisini azaltmak için daha uzun ve dolambaçlı yöntemler kullanıyor. Nakilden önce hastaya antikorlar vererek bağışıklık sisteminin savunma hücreleri üretme kapasitesi smırlanıyor. Ayrıca kadavradan alınan adacıklar da petri çanaklarında kültürlenmeyip, yabancı proteinlerin bulaşması da önleniyor.

Yöntemin başarısı üzerine daha yaygın kapsamlı yeni bir deney uygulanmaya konmak üzere. ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri ve Çocuk Diyabeti Vakfının parasal desteğiyle Edmonton Protokolü, önümüzdeki bir buçuk yıl süre içinde ABD, Almanya, İsviçre ve Kanada'daki 18 sağlık merkezinde 40 hasta üzerinde denenecek. Yöntemde, insülin üreten adacıklar 20 dakika süreyle hastalara karaciğere giden bir damar aracılığıyla verilecek. Hastalara daha sonra her gün bağışıklık baskılayıcı ilaç verilecek.
(Nature, 20 Temmuz 2000; Bilim ve Teknik, Ağustos 2000)

 

1991 yılından beri her yıl 14 Kasım’da Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Diyabet Federasyonu’nun işbirliğiyle düzenlenen Dünya Diyabet Günü’nün bu yılki sloganı; “Herkes için diyabet bakımı”.

Dünyada 200 milyonun üzerinde diyabet (şeker) hastasının bulunması ve bu kişilerin pek çoğunun ihtiyacı olan sağlık hizmetlerini yeterince alamaması nedeniyle 2006 yılında özellikle gelişmekte olan ülkelerde, diyabet bilincinin artırılması amaçlandı. Bu yıl Dünya Diyabet Günü’nde konuya dikkat çekilerek; diyabetin her birey için önemli olduğu vurgulanacak.

 

DİYABET ve ÖNEMİ

 

 “Çok sayıda kişi diyabeti olduğunun farkında değil”

Türkiye’de yaklaşık 5 milyon diyabet hastası olup; bu kişilerin 1,5 milyonu, diyabet hastası olduklarının farkında değildir. Diyabet tanısını erken koymak ve tedavisine erken başlamak, daha sonra gelişecek sağlık problemlerini önleyebilir.


Yaşam boyu süren ciddi bir metabolizma bozukluğu olan diyabet, müdahale edilmediği takdirde vücudun hemen hemen bütün organlarını etkileyebilmektedir. Kontrol altında tutulamayan diyabet; körlüğe, kalp ve damar hastalıklarına, inmeye (felç), böbrek yetmezliğine ve sinir sisteminde tahribata yol açmaktadır. Gebelik sürecinde kontrol altına alınamayan diyabet ise doğumsal bozuklukların görülme riskini artırmaktadır.



Diyabeti düşündürecek olan başlıca şikâyetler:


  • Tuvalete sık çıkma

  • Ağız kuruluğu

  • Hızlı kilo kaybetme

  • Halsizlik ve çabuk yorulma


 

Diyabet için risk faktörleri:


  • 45 yaşının üstünde olmak

  • Fazla kilolu olmak

  • Diyabeti olan yakın bir aile ferdinin olması (anne, baba veya kardeşler gibi)

  • Daha önceki hamilelik esnasında diyabet gelişmiş olması


Diyabet türleri:

 

Tip 1 Diyabet

Bu tipte diyabeti olan kişiler, her gün insülin almak zorundadır. Bu tip diyabet eskiden "Juvenil Diyabet" veya "İnsüline Bağımlı Diabetes Mellitus" olarak adlandırılırdı.

 

Tip 2 Diyabet

Bu tip diyabet, sık aralıklarla besin alımı ve düzenli egzersizler ile kontrol altına alınabilmektedir. Bazı kişilerin, aynı zamanda, diyabet hapları veya insülin kullanmaları gerekebilir. Bu tip diyabet eskiden "Erişkin Çağı Diyabeti" veya "İnsüline Bağımlı Olmayan Diabetes Mellitus" olarak adlandırılırdı.

 

Gestasyonel Diyabet

Gebelikte ortaya çıkan diyabet türüdür.



DİYABET TEDAVİSİ

 

“Amaç; organ hasarlarının önlenmesi”

Diyabet tedavisinde amaç; hastanın kendini daha iyi hissetmesini sağlamanın ötesinde, diyabet nedeniyle gelişebilen kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği, göz problemleri, sinir hasarı ve iyileşmeyen yaralargibi komplikasyonların önlenmesidir.


Diyabet tedavisi, bir takım işidir. Merkezde hasta olmak üzere bu takımda;  hastaya yardımcı olacak diyabet uzmanı endokrinolog, diyabet hemşiresi ve diyetisyen olmalıdır. Gerektiğinde hastaların göz, kalp, böbrek veya ayak problemleri için ilgili bölümlerle koordineli çalışmaya gidilmelidir.


Diyabet tedavisinin bir numaralı amacı; yüksek kan şekeri seviyelerini kontrol altına almaktır. Bunu sağlayacak çeşitli yöntemler vardır.


Bunlar:


  • Sağlıklı besinler yemek

  • Düzenli egzersiz yapmak

  • Gerekli olması halinde ağızdan ilaçlar veya insülin kullanmak

  • Kan şekeri ölçümleri yapmaDiyabette yeni tedavi yöntemleri


Son birkaç yıldır diyabet üzerinde yeni ilaçlar kullanılmaya başlanmıştır. Yeni mekanizmalar üzerinden uygulanabilen bu ilaçların yakın zamanda Türkiye’ye gelmesi beklenmektedir.


Şu anda kullanılan ilaçların her biri, diyabeti kontrol altında tutmak için bir araç görevi üstelenmiştir. Bu ilaçlar gruplandırılarak, farklı mekanizmalar ile etki göstermektedir.


Ağızdan alınıp, farklı mekanizmalar ile etki gösterebilecek ilaçlar:

1. grup; insülin salgılanmasını artırmakta

2. grup; karaciğerde insüline hassasiyeti artırmakta

3. grup; kas hücrelerinin insüline hassasiyetini artırmakta

4. grup; yiyeceklerdeki karbonhidratların emilmesini yavaşlatarak, vücuda zaman kazandırmaktadır.


Yeni çıkan bir başka grup ilaç da insülinin salgılanmasına yardımcı olan hormonların kandaki seviyesini artırarak, etki göstermektedir.


Diyabette ilaç kullanımı

Diyabet hastalığı özellikle de Tip 2 diyabet, farklı evreleri olan bir hastalıktır. İlk dönemlerinde hasta diyabeti hiç ilaç kullanmadan, yaşam tarzı değişiklikleri ve sağlıklı beslenme ile kontrol altında tutabilirken; zaman içerisinde bu yeterli olmayıp, hastanın ağızdan alınan bir ilaç kullanması gerekebilir. Tek ilaç ile diyabetin bir süre daha kontrol altında tutulması mümkün olabilir, bunun da bir süre sonra yetersiz kalması durumunda ikinci hatta üçüncü ilaç eklemesi gerekebilir.


Kompleks bir hastalık olan diyabetin kontrol altında olması demek, sadece şeker kontrolünün sağlanması demek değildir. Kan yağlarının (lipidler, yani kolesterol ve trigliseritlerin) ve tansiyonun da kontrol altında tutulması gerekir. Bu da kişinin, şeker kontrolü için gerekli ilaçlarının yanında düzenli olarak tansiyon ilaçları ve bazen de kolesterol ilaçları kullanmasını gerektirebilir. Kişi bir anda kendini 4-5 ilaç alırken bulabilir. Bu nedenle diyabet hastalarının düzenli olarak doktorları ile ilaç kullanımı konusunu gözden geçirmeleri, aldıkları bütün ilaçları doktorlarına söylemeleri ve gerekli laboratuvar takiplerini düzenli aralıklarla yaptırmaları gerekmektedir.

 

Diyabet hastaları, kronik olarak kullandıkları ilaçlarının yanında; soğuk algınlığı veya başka bir nedenle kısa süreli farklı ilaçlar da kullanmak durumunda kalabilir. Bu gibi durumlarda hastalar, kısa süreli ilaçların, düzenli kullandıkları ilaçlarla etkileşip etkileşmediğini doktorlarına sormalıdır.



DİYABET BAKIMI

 

“Diyabetli kişilerin günlük bakımlarına daha çok önem vermeleri gerekir”

Diyabet ve ayak bakımı

Diyabet hastalarının ayaklarına özen göstermesi ve özel bir ayak bakımı uygulaması yapmaları gerekmektedir. Çünkü ayak bakımına yeterince özen gösterilmemesi, ciddi problemlerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Kan şekeri düzensiz ve çok yüksek seyreden diyabetlilerde, sağlıklı bireylere nazaran ayak problemleri daha fazla görülmektedir. Bunun nedeni de damarlarda oluşan kan dolaşımı bozukluğudur.


Kişinin kan şekeri sürekli yüksek seyrettiğinde damarlarda tahribat başlamakta; tahribata uğramış damarlar, kanı yeterli ve sağlıklı bir şekilde organlara ulaştıramadığı için de organlarda fonksiyon bozuklukları ile uzun vadede geri dönüşümü olmayan hasarlar görülmektedir.


Diyabete bağlı sinir hasarları, ayaklarda his kaybına neden olabilir. Bu nedenle ayaklarda meydana gelen kesikler veya yaralar fark edilmeyebilir. Ayrıca ayaklarda zamanla biçim değişikliği de meydana gelebilir. Bu değişim yerlerinde, yaralar ve ayak ülserleri ortaya çıkabilir. Ülserler çok çabuk iltihaplanarak ciddi sorunlara yol açabilir.

 

Aşağıdaki bulgularda doktora başvurulması önerilmektedir:


  • Deride renk değişiklikleri

  • Bölgesel ısı artışı

  • Ayakta ve bilekte şişlik

  • Bacaklarda ağrı (dinlenme veya hareket sırasında)

  • Yavaş iyileşen yaralar

  • Tırnakta mantar enfeksiyonu veya batık

  • Nasır oluşumu

  • Deride çatlakların oluşumu


Yapılabilecekler:


  • Ayaklarınızı her gün kontrol edin

  • Ayaklarınızı her gün tahriş etmeyen bir sabun ve ılık suyla yıkayın

  • Ayak tırnaklarınızın bakımına özen gösterin (Tırnaklarınızı düz kesin, köşeleri derin almayın.)

  • Ayaklarınızdaki nasırlara ve sertleşmiş deri bölümlere dikkat edin

  • Ayaklarınızı koruyun

  • Ayak dolaşımınızı güçlendirin

  • Ayağınızı sıkmayan ayakkabılar giyin

  • Sorunlarınızı sağlık ekibinizle daima paylaşın



Diyabet ve ağız bakımı

Diyabet hastalarının ağız sağlığı konusunda özenli olmaları gerekmektedir. Diyabet kontrolü iyi olmayan hastalarda çürükler daha sık görülür. Diyabet durumunda ağız içi florası da değişebildiğinden, diş eti hastalıklarının görülme sıklığı da artar. Tüm diyabet hastalarının diyabet kontrolünü, olabilecek en iyi şekilde sağlamaya çalışması gerekmektedir. Bununla beraber diyabet hastalarının üstüne düşen görev, hijyenik ağız temizliğini uygulamaktır. Bunun için diyabet hastaları, uygun bir fırça ile günde iki ya da üç kez dişlerini fırçalamalı ve ağız içi yıkama solüsyonları ile gargara yapmalıdır. Hiçbir şikâyeti olmasa da diyabet hastalarının yılda iki kez (6 ayda bir) diş doktorlarına giderek, kontrollerini yaptırmaları ve ağız bakımı konusunda profesyonel yardım almaları gerekmektedir.

 

Diyabet ve cilt bakımı

Cildimiz, vücudumuzu çevresel faktörlere ve enfeksiyonlara karşı koruyan bir organımızdır. Diyabet kontrolünün iyi olmadığı durumlarda, ciltte daha sık enfeksiyon görülmektedir. Özellikle cildimizin hassas bölgelerinde (kıvrım yerleri, nemli kalan, iyi havalanamayan bölgeler) enfeksiyon riski artmaktadır. Ayak parmak araları, kasık bölgesi, koltuk altları ve özellikle kadınlarda meme altında kalan bölge, mantar ve deri enfeksiyonları için en zayıf yerler arasındadır. Bu bölgelerin temiz ve kuru tutulması, her gün düzenli olarak renk değişikliği olup olmadığının kontrol edilmesi; olası bir enfeksiyon sorununa karşı erken müdahale ile önlem alınmasını sağlayacağından, ileride oluşabilecek harabiyeti engelleyecektir. Herkesin uyguladığı genel hijyen kurallarına diyabet hastalarının da uyması gerekmektedir. Düzenli olarak banyo yapılmalı, banyo sonrasında tüm vücut iyice kurulanmalı; eğer ciltte kuruluk oluşuyorsa, nemlendirici kremler kullanılmalıdır.


Diyabet ve göz sağlığı

Diyabet kontrolünün iyi olmadığı durumlarda göz sağlığı bozulmakta ve ciddi hasarlar oluşmaktadır. Diyabet hastaları, hiçbir şikâyeti olmasa da rutin olarak yılda en az bir kez bir göz muayenesi yaptırmalıdır.


Diyabetin göz üzerindeki olumsuz etkileri

Diyabetle birlikte görülen en önemli ve en sık göz komplikasyonu “Diyabetik Retinopati”dir. İkinci sıklıkta görülen komplikasyon ise hastalarda çift görmeye neden olan “Göz Kasları Felçleri”dir. Bu komplikasyonda en çok, gözü dışa baktıran kaslar tutulur. Genellikle bir kaç ay içerisinde bu durum kendiliğinden düzelir. Ayrıca gözün saydam tabakasında bazen yüzeysel tahrişler oluşabilir. Hastalar bu durumda gözlerinde irritasyon ve batmadan şikâyetçi olur.


Diyabetli hastalarda “Göz Tansiyonu” (Glokom) hastalığının normal insanlara göre daha sık görüldüğü bilinmektedir. “Katarakt” da diyabet hastalarında sıklıkla görülen ve ameliyat ile tedavi edilebilen bir göz hastalığıdır. Göz sinirinin iltihabi hastalığı olan “Optik Nöropati” ise sık görülmemekle birlikte; ani şekilde görme kaybına neden olabilen ve bazı durumlarda körlükle sonuçlanabilen bir komplikasyondur.


Kırılma kusuru değişiklikleri:

Kan şekerinin aniden yükselmesi gözün kırma gücünü artırarak, “Geçici Miyopi”ye (uzağı görememe), kan şekerinin özellikle insulin tedavisi sonrası aniden düşmesi ise “Geçici Hipermetropi”ye (yakını görememe) neden olmaktadır. Kan şekerinde ani yükselme ve düşmeler nedeniyle büyük dalgalanmalar oluşuyorsa, bu dönemde gözlük testi yapılmaması tavsiye edilmektedir. Kan şekeri normal ve stabil düzeye geldiğinde uygulanacak test ile gözlük değişimi yapmak daha sağlıklı olacaktır.


 

DİYABET ve EGZERSİZ


“Düzenli yapıldığı takdirde egzersizin çok yönlü faydaları bulunmaktadır”

Egzersiz, kan şekeri seviyesini düzenlemeye yardımcı olması açısından diyabet hastaları için faydalıdır. Düzenli egzersiz yapanların genel olarak insülin hormonuna hassasiyetleri artmakta; böylece insülin, vücutta daha etkili bir şekilde kullanılmaktadır. Bu hem kişinin kendi salgıladığı; hem de dışarıdan ilaç tedavisi olarak aldığı insülin için geçerlidir. Düzenli egzersiz yapan kişilerde damar sertliği (ateroskleroz) de daha az görülmektedir. Diyabetin damar sertliği oluşumuna sebep olan faktörlerden biri olması nedeniyle egzersiz, diyabet hastalarında daha da önem taşımaktadır.


Egzersizin düzenli olarak yapılması ve kişinin yaşı ile kondisyon durumuna uygun egzersizi seçmesi gerekmektedir. Yürüyüş her yaşta yapılabilecek bir egzersiz formudur. Ancak daha önce düzenli olarak spor yapmamış kişiler; tenis, basketbol, futbol gibi çok efor gerektirecek sporlara kalkışmadan önce doktorları ile görüşmelidir. Diyabet hastalarının haftada en az 3 kez, 30 dakikalık yürüyüşe denk gelecek bir egzersiz yapmaları önerilmektedir.



DİYABETLİ HASTALARIN SEYAHATİ

 

“Önlem almadan yola çıkma”

Seyahat için çoğu zaman çok büyük bir hazırlık gerekmemekle birlikte; ihtiyaçlar önceden belirlenip, ona göre önlem alınmalıdır. İlaç kullanan hastalar, ilaçlarını yanına almayı ihmal etmemelidir. İnsülin kullanan hastalar, seyahat esnasında insülinleri nasıl kullanacağını planlamalıdır. Uzun uçak yolculuklarında hasta, havayolu firmasını önceden bilgilendirerek, diyetine uygun yemek isteyebilir. Hastaların uluslararası seyahatlerde diyetine uygun yemek isteme hakkı bulunmaktadır. Diyet ve beslenme zamanları saat farkından dolayı sekteye uğrayabileceği için hasta beslenme saatlerini de seyahate çıkmadan önce programlamalıdır. Hasta, seyahat öncesinde alması gereken tüm önlemlerle ilgili olarak doktorundan görüş alabilir. Bu önlemlerin yanında hastalar şeker ölçümlerini yapıp, şeker seviyelerinin nasıl seyrettiğini bilmelidir.


 DİYABETLİ ÇOCUKLAR


“Çocuklarda psikolojik destek önemli”

Çocukluk çağında ortaya çıkan diyabetlerin büyük bir kısmı -yaklaşık olarak %90-95’i- Tip 1 diyabetli sınıfına girmektedir. Tip 1 diyabetli hastalarında insüline bağımlılık söz konusudur. Bu yüzden bu hastaların insülin kullanması gerekmektedir. Burada aileye çok önemli bir yük binmektedir.


Gerek çocukluk çağında gerekse ergenlik döneminde diyabet teşhisi konulan kişilere, hastalığın korkulacak bir şey olmadığı ve hastalıkla nasıl başa çıkılacağı öğretilmelidir. Diyabetin yaşam sürecinin bir parçası olduğu ve bu süreçte hastanın nelere gereksinim duyduğu hem çocuğa hem de ailesine adım adım anlatılmalıdır. Ayrıca hasta henüz çocukluk çağında olduğu için ailenin çocuğa insülin yapması gerekir.


Diyabetli çocuklar;


  • İnsülin ve diğer ilaçların kullanımı

  • Yiyecekler ve beslenme

  • Şeker ölçümü

  • Problemlerle baş edebilme konularında bilgilendirilmelidir.


 

Haberturk

 

 

2012 diyabette son gelişmeler yeni tedavi yöntemleri

Diyabet tedavisinde beklenen gelişmeler

Diyabetin yaygın olması ve tüm dünyada giderek artıyor görünmesi nedeniyle önleme,

Diyabetin yaygın olması ve tüm dünyada giderek artıyor görünmesi nedeniyle önleme, tamamen iyileştirme ve komplikasyonları tedavi etmeye yönelik birçok araştırma yapılıyor.
ÖNLEME
Aslında ideal tedavi diyabetin gelişmesini önlemek olurdu. Son 20-30 yıldır diyabetin nedenlerini geçmişe göre çok daha iyi biliyoruz, ancak hâlâ öğreneceğimiz çok şey var. Özellikle, pankreas ta insülin üreten küçük beta (b) hücrelerinin tahrip edilmesini neyin tetiklediğini bilmiyoruz. Hastalarda bu hasara yatkınlık oluşturan genler birer birer saptanıyor, ancak bu genlerin tam olarak neyi kontrol ettikleri ve tahribatın nasıl başladığı belli değil. Ancak bu sorular bir kez yanıtlandığında, belki de riskli kişilerde bu genleri onararak diyabet gelişmesini önlemek mümkün olabilecek. Finlandiya ve ABD’de gerçekleştirilen iki yeni çalışmada glukoz toleransı bozulmuş kişilerde haftada yaklaşık üç saatlik hızlı yürüyüş gibi hafif bir egzersiz ve yaklaşık %5’lik bir kilo kaybı yoluyla tip 2 diyabet gelişme riskinde çarpıcı bir düşüş sağlanabildiği gösterildi. Ancak gen onarımı için daha uzun yıllar gerekiyor.
Tip 2 diyabette kilonun denetim altına alınması ve düzenli egzersizle bu durumun gelişme riskinin çok azaltılabileceği biliniyor, ancak genlerin bu diyabet tipinde oynadığı rol konusunda çok daha az bilgimiz var ve kanımca bu diyabet tipini bütünüyle önleme hedefinden henüz çok uzağız.
TAM İYİLEŞTİRME
Organ nakliyle diyabette tam iyileşme olanağı bulunup bulunmadığını soran birçok hasta var. Tip 1 diyabeti olan hastalarda bu çekici bir fikir. İnsülin yapan küçük beta hücrelerini ayırarak enjeksiyonla hastaya verme ya da hastanın vücuduna yerleştirme olanağı bulunsa, insülin üretiminin yeniden başlaması umulabilir. Son zamanlarda bu alanda pek çok araştırma yürütüldü, ancak en büyük sorun nakledilen hücrelerin hastanın vücudu tarafından reddedilmesi. Ayrıca, vericilerin pankreas ından bu hücreleri ayırma işlemi son derece güç ve zaman alan bir işlem ve hiçbir zaman dünyadaki bütün diyabetlilere yetecek kadar hücre elde etme olanağı yok.
Bununla birlikte geçtiğimiz dönemde Kanadalı bilimciler insülin üreten adacık hücrelerinin ayrılması ve nakli için yeni bir teknik geliştirdiler. Bunun için doku ve organ reddine karşı kullanılan ve steroid yapıdaki moleküllere dokunulmamasını sağlayan güçlü bir ilaç bileşimi kullandılar ve birkaç hastanın bir yılı aşkın bir süre insülin enjeksiyonu yapmadan yaşamasını sağladılar. Bu umut verici sonuçlardan sonra İngiltere’de Diabetes UK tarafından desteklenen geniş kapsamlı bir araştırma başlatıldı ve daha geniş bir hasta topluluğunda aynı sonuçların elde edilip edilemeyeceği incelenmeye başlandı.
Hayvanlardan alınan hücrelerin ya da diyabetli hastaların derilerinden alınan küçük parçaların insülinüreten hücrelere dönüştürülmesini hedeflemek gibi heyecan verici yeni bazı yaklaşımlar var. Ayrıca kök hücreleri (vücutta farklılaşarak özel işlevli başka herhangi bir hücreye dönüşme yeteneği olan hücreler)insülin üreten hücrelere dönüştürmek için araştırmalar da sürüyor. Nihayet, farelerde yapılan yeni deneylerde genetik mühendislik yoluyla karaciğer hücrelerinin insülin üretmek üzere yeniden programlanması başarıldı. Bu gelişmelerle ilgili hâlâ birçok sorun var, ancak bu alandaki çalışmalar önümüzdeki beş on yıl içinde başlayabilir.
Tip 2 diyabetlilerde insülin üretildiği halde insülin e karşı direnç gelişmiş olabileceği için, durum biraz daha karmaşık. Ancak tiazolidindion grubundan yeni haplarla insülin e duyarlılık artıyor ve çok uzak olmayan bir tarihte yeni yollardan insülin duyarlılığını etkileyen ilaçların geliştirilme olasılığı çok yüksek.
İnsülinin kimyasal yapısı değiştirilerek, deri altından emilme hızı ayarlanabiliyor. Bu da etki süresi daha kısa ve daha uzun insülin tiplerinin geliştirilmesine olanak verdi ve bu “analogların” bir bölümü bazı ülkelerde kullanıma sunuldu. Bu insülin tipleri özellikle yemek saatleri düzensiz olan kişilere daha fazla esneklik sağlayabilecek.
İZLEME
Diyabet araştırmalarındaki başlıca hedeflerden biri kan şekeri düzeyini sürekli izleyen bir sistemin geliştirilmesi. İdeal çözüm henüz ufukta görünmüyor, ancak geçtiğimiz dönemde derialtındaki sıvıdaki glukoz miktarını iğneyle ölçen bir sistem geliştirildi. Bu cihazla glukoz üç gün boyunca ölçülebiliyor, elde edilen bilgiler bir bilgisayar çipinde saklanıyor ve daha sonra bilgisayara yüklenebiliyor. Bu yöntem tedavi değişikliklerinin ve gece glukoz denetiminin değerlendirilmesinde kullanılabilir, ancak olası yararları tam olarak belli değil.
TEDAVİLER
Hastaların büyük çoğunluğu için ciddi bazı sorunları önleyecek ya da bunların gelişme riskini azaltacak yeni tedavilerin keşfedilmesi çok önemli.
Bu yeni tedavilerin gözde, böbreklerde ve sinirlerde hasara neden olan temel mekanizmalar üzerinde yoğunlaşması bekleniyor. Diyabete bağlı sorunların (komplikasyonların) ele alındığı bölümde belirtildiği gibi, uzun bir süre yüksek kan şekerine maruz kalmak bu hassas yapılarda kimyasal değişikliklere yol açıyor ve retinopati, nefropati ve nöropati gelişmesine neden oluyor. Bu süreçleri dolaylı yollardan etkileyen bazı ilaçlar geliştirildi ve gelecekte bu ilaçlarla uzun süreli tedavi uygulanarak bu ağır sorunların gelişmesini önlemek mümkün olabilecek. Bu alanda bazı klinik çalışmalar halen yürütülüyor, bir bölümü de henüz planlama aşamasında.
Dikkatli bir kan basıncı ve kolesterol kontrolünün de etkili olduğu gösterildi ve önümüzdeki birkaç yıl içinde bu alanlarda yeni tedavilerin geliştirilmesi mümkün.
Öte yandan gerek kendinizin, gerekse doktorunuzun düzenli bakımıyla, diyabetten kaynaklanan bu risklerin büyük ölçüde azaltılabileceğini gözden kaçırmamalısınız. Düzenli gözetim, göz muayeneleri, idrar testleri, kan basıncı ölçümü, ayak muayenesi ve kolesterol testleri komplikasyonları önlemek için ne gibi tedaviler uygulanması gerektiğini gösterecektir. Günümüzde mevcut tedaviler ve hastalığın anlaşılması yönünde atılan adımlarla diyabet hastalarının önü çok açılmıştır ve bu ilerlemelerin gelecekte de devam edeceğinden eminim.
ÖNEMLİ NOKTALAR
Tip 1 diyabetin önlenmesi ancak uzak bir gelecekte mümkün olabilir, ancak titiz bir diyet, düzenli egzersizler ve kilonun kontrolüyle tip 2 diyabetin gelişme olasılığı azaltılabiliyor.
İnsülin üreten hücre nakliyle ya da bu hücrelerde değişiklik yapılması yoluyla insülin eksikliğinin giderilmesine yönelik yoğun araştırmalar yapılıyor.
Günümüzde komplikasyonları önlemeye ya da tersine çevirmeye yönelik yeni tedaviler geliştiriliyor ve test ediliyor.
Diyabet tedavisinde yeni gelişmeler

Son on yıl içinde, ilaçlarla (İnsülin ve oral antidiyabetikler) ve yaşam tarzı değişiklikleri ile diyabetin etkin bir şekilde kontrol edilebileceği gösterilmiştir. Ancak halen kafalar­daki soru hep aynıdır. Şeker hastalığında tam iyileşme mümkün mü ?

Hemen cevaplayacak olursak, halen günümüzde diya­betin tam bir teda­visi yoktur.
Araştırmacılar, bir gün tam iyileşme sağlayabileceği umutlarını taşıdıkları tedavileri geliştirmek için çalışmalarını sürdürmektedirler.

Bunlardan en çok ilgi çekenlerden biri pankreas naklidir. Yapılan nakiller bir miktar başarılı olabilmiştir. Ancak pek çok zorlukları sürmektedir. Fakat şu an en çok gelecek va­at eden tedavi seçeneği, pankreas adacık hücresi naklidir. Doktorlar henüz vefat etmiş birinin pankreasından adacık hücrelerini alarak insüline bağımlı diyabeti olan bir başka kişinin karaciğerine bir katater yardımı ile yavaş vermektedir. Bu hücreler de karaciğer içinde farklı yerlere dağılarak, yeni damarsal bağlantılar yapmakta ve daha sonrasında da insülin üretmeye başlamaktadırlar. Ancak nakil işlemi son derece zordur. Nakil sonrası hücre reddini engellemek işin verilen bağı­şıklık sistemini baskılayan ilaçlar, sıklıkla alı­cının diyabetini daha da kötüleştirmektedir.

Son zamanlarda insülin uygulamasında başka yenilikler de denenmektedir. Bunların başında ağız yoluyla insülin verilmesi gelir. İnsülini, bir yağ damlacığına (lipozom) bağ­layarak mideden parçalanmadan geçmesini ve bağırsaklardan emilmesini sağlamak mümkündür. Ancak ne yazık ki emilim ora­nı değişkendir. Yoğun araştırmalara rağmen bu teknik sorunun aşılmasını mümkün ol­mamıştır.
Yakın bir gelecekte de insülinin ağızdan kullanılması muhtemel görünmemektedir.

Diğer bir konu da, son 20 senedir daha saf ve değişken etki sürelerine sahip insülinlerin geliştirilmesi üzerine yoğunlaşıldı. Yak­laşık son 10 yıldır biyoteknoloji ile üretilen insan insülinleri kullanılıyor. Bakteri ve ma­yaların genetik kodlarına müdahale edilerek, insan insülini üretmeleri sağlanmaktadır. Ay­nı şekilde insüline yeni özelliklerin katılabil­mesi mümkündür. Doğal insülinde yapılabi­lecek değişikliklerin sınırı yoktur. Böylece esas hedef olan, daha iyi kan şekeri kontrolü­nün sağlanması mümkün olacaktır.

Diyabette son gelişmeler

tip 1 diyabette son gelişmeler 2011 diyabette son gelişmeler 2011 diyabete şeker hastalığında
Diyabet hastalarına müjde niteliğine bir haber! Son araştırmalarda her gün kullanmak zorunda oldukları insülin tarihe karışabilir. Kök hücre çalışmalarının en kısa zamanda sonuçlanarak yaygınlaşmasını diliyoruz.Buyurun meleklerim;

Diyabette son gelişmeler
Şeker hastalarının kabusu bitiyor mu?
ABD’de kök hücre nakli yapılan hastalar her gün insülin iğnesi olmaktan kurtuldu!
ABD’nin Chicago Üniversitesi’nden Prof. Richard Burt ve ekibinin yaptığı ve üç yılı kapsayan araştırma, şeker hastalığının tedavisinde yeni bir umut oldu. Hastalar, kendi kemik iliklerinden alınan kök hücrelerinin nakli sayesinde, her gün yaptırdıkları insülin iğnesinden kurtuldu.
Fransız Le Figaro gazetesinin internet sitesindeki makaleye göre, araştırma sonunda bir şeker hastası 4 yıldan fazla, 4 hasta 3 yıl, 3 hasta 2 yıl boyunca iğne yaptırmadı. Onlardan daha sonra tedaviye başlayan ve yenilenen tekniklerden yararlanan 15 hasta da naklin üzerinden 19 ay geçmesine rağmen halen insülin ihtiyacı duymuyor

Pankreastan insülin üreten kök hücrelerinin nakli 2000’li yılların başında başlasa da Burt ve ekibinin yaptığı bu klinik araştırmanın sonuçları, kök hücre nakilleri konusundaki araştırmaları alt üst edecek nitelikte. Dünyada 1998’den bu yana pankreas kök hücrelerinden şeker hastalarına 500’den fazla nakil yapıldı. Ancak kök hücrelerin nakledildiği hastaların yüzde 11 kadarı nakilden bir yıl sonra iğneden kurtulabildi ve tüm hastalar hayatları boyunca bağışıklığı baskılayıcı tedavi görmek zorunda kaldı.
İlikteki hangi kök hücrelerin seçileceği ve hangilerinin insülin üreteceği gibi soruların havada kalması nedeniyle “öncü niteliğindeki” Burt ve ekibinin araştırması yine de hastanın kendi hücrelerinin nakledilmesi nedeniyle bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç ve yan etkilerin olmadığı bir tedavi vadediyor. Araştırma, “Journal of the American Medical Association” dergisinde yer alıyor.
Tip 1 diyabetin tedavisinde en büyük umut pankreas hücresi nakli olarak görülüyor. Pankreasta, küçük adacıklar şeklinde duran ve insülin salgılayan beta hücreleri kadavradan alınarak izole ediliyor, işlemden geçiriliyor ve sonra MR altında enjeksiyonla hastanın karaciğerine giden ana damara veriliyor. Ancak vücudun bu hücreleri düşman sanıp yok etmesini engellemek için bağışıklık sistemi ilaçla baskılanıyor. İlaçların ciddi yan etkileri var. Nakilden sonra hastanın insüline ihtiyacı kalmasa da diğer organların zarar görme ihtimali söz konusu.

Tip1 Diyabetin insülin enjeksiyonsuz tedavisi için umut veren gelişme

ANTALYA (A.A) – Türk bilim adamı Salih Şanlıoğlu ve ekibinin, şeker hastalarının birkaç yıl bile olsa insülin enjeksiyonu olmadan yaşamalarına olanak sağlayan ”adacık nakli”ni gen tedavisiyle geliştiren ve sıçanlarda bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar kullanmadan başarıya ulaşmasını sağlayan araştırması, ABD’de yayımlanan Human Gene Therapy dergisine kapak oldu.

Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Gen Tedavi Ünitesi Başkanı Prof. Dr. Salih Şanlıoğlu ve ekibi, dünyada yaklaşık 250 milyon diyabetli hastanın 25 milyonunu oluşturan insüline bağımlı (Tip 1) diyabet hastasının birkaç yıl da olsa insülin enjeksiyonsuz yaşamalarına olanak sağlayan ”adacık nakli”nin, bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar kullanmadan başarıya ulaşması için deneysel gen ve hücre tedavi metodu geliştirdi.

İnsüline bağımlı şeker hastaları için ümit vaad eden TÜBİTAK destekli araştırma, ABD’de yayımlanan Human Gene Therapy dergisinin ekim ayı sayısına kapak oldu.

Araştırmayı Şanlığıoğlu’nun başkanlığında AÜ’den Prof. Dr. Mustafa Kemal Balcı, Dr. Ercüment Dirice, Doç. Dr. Ahter Dilşad Şanlıoğlu, Araştırma Görövlileri Sevim Kahraman ve Saffet Öztürk, Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi Joslin Diyabet Merkezi’nden Doç. Dr. Abdülkadir Ömer ve Iowa Üniversitesi Gen Tedavi Merkezi’nden Prof. Dr. Thomas S. Griffith katıldı. Çalışma önümüzdeki hafta Almanya’da yapılacak Avrupa Gen Tedavi Birliği’nin toplantısında da sunulacak.

Prof. Dr. Şanlıoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yüksek kan şekeri seviyesini normal düzeye indirmek için insülin bağımlı şeker hastalığının tedavisinde standart rutin uygulama olarak hastalara günlük kan şeker düzeyi takibi ve periyodik insülin enjeksiyonu önerildiğini vurguladı.

İnsülin bağımlı şeker hastalığının tedavisindeki en kalıcı çözümün pankreas nakli olduğunu belirten Şanlıoğlu, buna karşın nakil yapılan organın reddedilmemesi için hastaların hayatları boyunca bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar kullanmaları gerektiğini söyledi.
Uzun süre bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar kullanımının ciddi yan etkileri olduğunu ifade eden Şanlıoğlu, pankreas naklinin böbrek nakline ihtiyaç duyan ileri evre diyabetik hastalarda uygulandığını kaydetti.

-İNSÜLİN ENJEKSİYONSUZ YAŞAM-

İnsülin bağımlı şeker hastalığının tedavisinde pankreas organ nakline alternatif olarak geliştirilen bir diğer yöntemin ”adacık nakli” olduğunu vurgulayan Şanlıoğlu, bu yöntemde hastaların karaciğerlerine, bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlarla birlikte ölmüş vericilerden alınan pankreas hücreleri nakledildiğini kaydetti.

Pankreas dokusunda bulunan beta hücresi adacıklarının, insülin üreterek hastanın bu enzimi dışarıdan almasına gerek bırakmadığını ifade eden Şanlıoğlu, yapılan çok merkezli araştırmaların ilk birkaç yıl içerisinde nakledilen adacıkların karaciğerde fonksiyonlarını yitirdiklerini gösterdiğini belirtti.

Prof. Dr. Şanlıoğlu, hastaların pek çoğunun bu nedenle 5 yıl sonra tekrar insülin enjeksiyonuna ihtiyaç duyduklarına işaret ederek, ”Bu nedenle hastalarda ciddi yan etkiler oluşturma potansiyeli olan bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar kullanılmaksızın nakledilen adacıkları vücut içerisinde uzun süreli tahribattan koruyabilecek yeni gen tedavi yöntemlerinin geliştirilmesine ihtiyaç vardır” dedi.

Bu amaçla henüz insanlarda denenmemiş deneysel bir gen ve hücre tedavi metodu geliştirdiklerini vurgulayan Şanlıoğlu, sıçanlarda bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç kullanmadan adacık naklinde daha uzun süre kan şekeri seviyesini normale indirdiklerini dile getirdi.
Şanlıoğlu, ”Bugün için adacık naklinde karşılaşılan en önemli sorunları gidermek ancak uyguladığımız yöntemin zamanla kliniğe uygulanabilmesiyle mümkün olabilecektir. Human Gene Therapy dergisinin 2009 yılı Ekim ayı sayısında yayımlanan bu çalışmamız adacık hücre nakline getirdiği yenilikler sebebiyle aynı sayıda dergi kapağına konu olmuştur” dedi.

-DERGİYE KAPAK OLAN ARAŞTIRMA-

Şanlıoğlu ve ekibi, laboratuvar ortamında ilaç vererek pankreatik beta hücrelerini tahrip ettiği sıçanlarda insandakine benzer bir şeker hastalığı modeli geliştirildi.

Sonra şeker hastalığı oluşturulan sıçanlardan bir kısmına sağlıklı sıçanlardan alınan adacıklar (pankreatik beta hücre kümesi), bir kısmına da ”TRAIL” geni nakledilen adacıklar yerleştirildi.
Nakil sonrası gen nakli yapılmayan adacıkların yerleştirildiği sıçanlarda şeker düzeyi kısa süreli olarak normal seviyelere, gen nakli yapılan adacıkların yerleştirildiği sıçanlarda ise çok daha uzun süre kan şeker seviyesi normal seviyelere indirildi.
Gen nakli yapılmış adacıklarla daha uzun süreli kan şeker düzeyinde normalleşmenin sağlanması, nakledilen genin insülin üreten adacıkları alıcı hastanın bağışıklık sistemi hücrelerine karşı koruyabildiğini gösterdi. Gen nakliyle adacıkların hücresel bir tahribattan korunması mümkün olurken, bunu başarmak için nakil sonrasında alıcının kendi bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar kullanması gerekmedi.

Şeker hastalığında son gelişme

Şeker hastalarının kabusu bitiyor mu?

ABD’de kök hücre nakli yapılan hastalar her gün insülin iğnesi olmaktan kurtuldu

ABD’nin Chicago Üniversitesi’nden Prof. Richard Burt ve ekibinin yaptığı ve üç yılı kapsayan araştırma, şeker hastalığının tedavisinde yeni bir umut oldu. Hastalar, kendi kemik iliklerinden alınan kök hücrelerinin nakli sayesinde, her gün yaptırdıkları insülin iğnesinden kurtuldu.

Fransız Le Figaro gazetesinin internet sitesindeki makaleye göre, araştırma sonunda bir şeker hastası 4 yıldan fazla, 4 hasta 3 yıl, 3 hasta 2 yıl boyunca iğne yaptırmadı. Onlardan daha sonra tedaviye başlayan ve yenilenen tekniklerden yararlanan 15 hasta da naklin üzerinden 19 ay geçmesine rağmen halen insülin ihtiyacı duymuyor
Pankreastan insülin üreten kök hücrelerinin nakli 2000’li yılların başında başlasa da Burt ve ekibinin yaptığı bu klinik araştırmanın sonuçları, kök hücre nakilleri konusundaki araştırmaları alt üst edecek nitelikte. Dünyada 1998’den bu yana pankreas kök hücrelerinden şeker hastalarına 500’den fazla nakil yapıldı. Ancak kök hücrelerin nakledildiği hastaların yüzde 11 kadarı nakilden bir yıl sonra iğneden kurtulabildi ve tüm hastalar hayatları boyunca bağışıklığı baskılayıcı tedavi görmek zorunda kaldı.

İlikteki hangi kök hücrelerin seçileceği ve hangilerinin insülin üreteceği gibi soruların havada kalması nedeniyle “öncü niteliğindeki” Burt ve ekibinin araştırması yine de hastanın kendi hücrelerinin nakledilmesi nedeniyle bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaç ve yan etkilerin olmadığı bir tedavi vadediyor. Araştırma, “Journal of the American Medical Association” dergisinde yer alıyor.
Tip 1 diyabetin tedavisinde en büyük umut pankreas hücresi nakli olarak görülüyor. Pankreasta, küçük adacıklar şeklinde duran ve insülin salgılayan beta hücreleri kadavradan alınarak izole ediliyor, işlemden geçiriliyor ve sonra MR altında enjeksiyonla hastanın karaciğerine giden ana damara veriliyor. Ancak vücudun bu hücreleri düşman sanıp yok etmesini engellemek için bağışıklık sistemi ilaçla baskılanıyor. İlaçların ciddi yan etkileri var. Nakilden sonra hastanın insüline ihtiyacı kalmasa da diğer organların zarar görme ihtimali söz konusu.

Diyabet hastalığının tedavisine ilişkin son yenilikler

Diyabet hastalığının tedavisine ilişkin son yenilikler
Şeker hastalığı için tek tedavi yöntemi insülin mi? Haplar enjeksiyonun yerini alabilir mi? Şekerde gen tedavisi işe yarıyor mu? Prof. Dr. Temel Yılmaz, şeker hastalığının tedavisindeki son yenilikler konusunda bilgi verdi. İnsülinsiz hayatın formülünü açıkladı.

 

Türk Diyabet Vakfı Başkanı Prof. Dr. Temel Yılmaz, diyabet ve hastalığın tedavisine ilişkin son yenilikleri anlattı.

Şeker hastalığı, ağızdan alınan ilaçlarla tedavi edilebilir mi?
Halk arasında ‘Diyabet Hapları’ diye adlandırılan ilaçlar, oral hipoglisemiklerdir. Bu ilaçlar, tip 2 diyabetlilerde ağızdan alınarak kullanılan, vücuttaki hedef hücrelere etkisini düzenleyen glikozun bağırsaktan emilimini yavaşlatan ilaçlardır.

ŞEKER HAPI VAR MI?
Ağızdan alınarak kullanılan ve insülin içeren ilaçlar var mı?
Henüz bu yönde etkili olan bir ilaç yok! Günümüzde insülin sadece parenteral yolla (İlacın damar içi, kas içi yolla verilmesi) kullanılabilmekte… Ağızdan kullanılan ilaçlar insülin değildir, sadece vücuttaki insülinin pankreastan salınımını artırıcı yönde etki gösterir. İnsülin yokluğundaki etkileri de oldukça azdır.

Hap almanın yemekle ilişkisi var mı?
Hap almanın yemekle ilişkisi var. Çünkü haplar, diyabetlinin yemeğini idare edecek insülin etkisi oluştursun diye kullanılır. Eğer hesaplanan, birlikte kararlaştırılan beslenme programının dışına çıkılıp, daha az tüketilirse ilaç daha fazla gelecek; daha çok tüketilirse o zaman da insülin ihtiyacı artarak yetersiz kalacaktır. Çocuğunuzun yaş günü veya evlenme yıldönümünüzse hekiminizle bunu kararlaştırmak yoluyla hapınızın dozunu artırabilirsiniz. Böylece o öğünde kan şekerinizin daha çok yükselmesine engel olursunuz. Ama bunu alışkanlık haline dönüştürdüğünüzde, yarardan çok zarar göreceğinizi de unutmayın!

HASTA DOĞRU YOLDA MI?
Diyabet tedavisinde kullandığımız haplar nasıl etki ederler? Yan etkileri neler?
Tip 2 diyabet tedavisinde kullanılan haplar, insülinin etkisini ve hassasiyetini artırır. Eğer şişmanlık varsa, yağ kütlesi azaltılarak insülinin işi biraz daha kolaylaştırılmaya çalışılıyor. Eğer hasta doğru yolda ilerliyorsa, kullanılan ilaçlar da doğruysa tedavi mükemmel demektir. İlaçların doğru dozda ve zamanda kullanılması çok önemlidir. İlaçların hastalıklara, evrelere, yaşlara, birlikte bulunan hastalıklar veya vücuttaki hasarlara göre hekim tarafından belirlenen dozları bulunur. Bu dozları ‘daha iyi gelsin’ diye komşu uyarılarıyla veya insülin tedavisini ertelemek adına artırmak yanlış olur.

TÜRK DOKTORLARIN BULUŞU YENİ UMUT MU?
Şeker insülinsiz tedavi edilebilecek mi?
Bu konuda Akdeniz Üniversitesi doktorlarının deneysel bir çalışması var. Hatta bu konu ‘Human Gene Therapy’e kapak olmuş, siz bu gelişmeyi nasıl yorumluyorsunuz? Bunlar umut veren çalışmalar, ancak ne yazık ki klinik uygulamaları henüz yok! Ancak bu konuda dünyanın her yerinde araştırmalar yapılıyor, Türkiye’deki çalışma da son derece yüz güldürüyor. Genlerle oynayarak, diyabetin tedavisi amaçlanıyor. Umarım başarılı olur.

DİYABET ÇOK SİNSİDİR
Diyabetli bir hasta organ hasarlarından nasıl korunur?
Diyabetin başlangıcından itibaren 10 yıl boyunca genel olarak hastayı uyaran ya da yaşam kalitesini bozan bir bulgu olmaz. Hastalık sinsice seyreder. Burada en önemli tanı aracı, A1C testidir. A1C testi diyabet hastasının iki aylık kan şekeri ortalamasını gösterir. Kişinin A1C testi, yüzde 6.5 değerinin altında olmalıdır. Beyaz alanda yer alan bu değerin altında, diyabete bağlı organ hasarlarının gelişmediği kabul edilir. 6.6-8 değerleri arasına denk gelen sarı alanda ise; büyük damar hasarları, hipertansiyon, diyabetik ayak problemleri baş gösterir. Eğer bu değer 8.1 ve üstünde ise; bu kez küçük damar hasarı, göz ve böbrek bozuklukları ya da ayakta görülen sinir hasarları oluşabilir.

ADACIK NAKLİ ŞEKER HASTALIĞINI İYİLEŞTİRİR
Adacık nakli tip 1 ve ileri dönem tip 2 diyabetin kesin tedavisi için en çok umut bağlanan yöntemler arasında ilk plandadır. Fakat adacık naklinde asıl sorun, organ nakli gibi ‘immün sistemi’ni baskılayan ilaçlar uygulamak zorunda kalınmasıdır. Günümüzde ağır basan görüş, daha güvenilir ve yan etkisi daha az bir ilaç bulunmadan eski yöntemle tedavinin devam etmesidir. Yani hastaların bir çoğu insülin tedavisinden şaşmamaktadır. Ancak adacık nakli operasyonlarında son yıllarda başarı oranı artmıştır. Hasta sağ kalım oranı yüzde 85′lerden yüzde 98′lere çıkmış. Bir yıllık insülinsiz yaşam oranı yüzde 17′lerden yüzde 70′lere kadar çıkmıştır.

PANKREAS NAKLİ ADACIK NAKLİNİN ALTERNATİFİ
Pankreas naklindeki en büyük sorun önemli cerrahi işlemler gerektiriyor olması… Adacık naklinde hastaya büyük bir cerrahi girişim olmaksızın tüpün içindeki hücreleri bir ultrason rehberliğinde enjeksiyonla göndermek yeterli oluyor. Adacık naklinin ikinci özelliği de tekrarlanabilir olması… Çünkü nakil sırasında ciddi bir bayıltma ve cerrahi operasyon yapılmıyor. Pankreas naklinde ise küçücük bir yanlış, hastada ciddi yan etkilere hastanın hayatını tehdit eden sorunlara yol açabiliyor. Adacık nakli, bu tekniği iyi bilen kişilerce uygulandığında hayati bir durum söz konusu olmuyor.

ADACIKLAR TİP 1 ŞEKER HASTALARINA ÖNERİLİYOR
Tip 1 diyabet tedavisinin iki önemli unsuru var. Bunlardan biri; bağışıklık sistemi hücreleri tarafından öldürülen beta hücrelerinin yerine konması… Diğeri de devam eden ‘otoimmün atakları’nın engellenmesi… İlk basamak olan, yerine koyma tedavilerinin günümüzde uygulanan tek yöntemi kadavradan adacık nakli… Adacık nakli, Amerika’da 20, Avrupa’da 16 ve dünyada yaklaşık 50′ye yakın merkezde uygulanmakta olan önemli bir işlemdir.

KİMLER ORAL ANTİDİYABETİK İLAÇ KULLANAMAZ?
Tip 1 diyabetikler
Hamileler
Süt veren anneler
Böbrek yetmezliği olanlar
Karaciğer yetmezliği olanlar
Büyük cerrahi girişim, ağır travma, ağır enfeksiyona maruz kalanlar
Akut metabolik komplikasyonu olanlar ilaç kullanamaz.

HAYAT BOYU İNSÜLİN KULLANMAK GEREKMEZ
Diyabet hastası bir kere insüline başladı mı bir daha bırakmaması mı gerekir?
Hayır. ÖzellikletTip 2 diyabet hastalarında hayatları boyunca çeşitli aralıklarla insülin bıraktırılır. Kontrollü olarak gluko toksisitesi ölçülür. Doktorun uygun gördüğü dönemde insülin bırakılır, hapa dönülür. Sonra hasta bir süre izlenir ve tekrar insüline başlanır. Tedavinin bir döneminde yine hap kullanılır. ‘İnsüline bir kez başlandı mı bırakılmaz’ diye bir şey yoktur. Yalnızca tip 1 diyabetli çocuklar, vücutlarında hiç insülin bulunmadığı için onlar aralıksız insülin üretmek zorundadır.

TİP 1′Lİ ÇOCUKLAR H1N1 AŞISI OLMALI!
Diyabet hastaları domuz gribine karşı risk grubu mu, sizce özellikle diyabetli çocuklar aşılanmalı mı?
Tip 1 diyabet hastaları 50 yaşının üzerindeyseler ve 10 yılı aşkın süredir hastaysalar, vücutlarında bir ya da birden fazla organ hasarı varsa, aşı programını mutlaka tamamlamalılar… Yani grip, zatürre ve H1N1 (domuz gribi) aşılarını yaptırmaları gerekir. Çünkü risk grubunda kabul edilirler. Ayrıca tip 1′li olan çocuklar da yüksek risk grubu içinde kabul edildiklerinden onlara mutlaka H1N1 aşısı olmaları gerektiğini söylüyoruz.

İLAÇLA İSTEDİĞİM KADAR YİYEBİLİR MİYİM?
Biraz fazla yemek yenildiğinde ilaç dozu artırılabilir mi?
Bu, neyin çok tüketileceğiyle ilgili bir şey. Eğer tüketilecek besin karbonhidrat ve şeker açısından yoğun bir besinse ve bunu fazlalaştırmaya çalışıyorsanız, hapın dozunu artırmak yetmeyebilir. Ama bir porsiyon yerine iki porsiyon sebze veya meyve yenmek istendiğinde, ilacın dozunu yükselterek, o öğünün kan şekeri yüksekliğini engellemek mümkündür.

İNSÜLİN DESTEĞİ GEREKEBİLİR
Zayıfsanız ve sık sık kaçamak yapmak zorunda kalıyorsanız kalorinizi artırıp, buna uygun insülin desteği yapmanız gerekebilir. Ama şişmansanız ve kaçak yapmaya çalışıyorsanız, o zaman ‘Neden daha fazla yemek yeme ihtiyacı duyuyorum?’ demeli ve bu konuda uzman hekimden yardım almalısınız. Çünkü bunun nedeni kullanılan ilaç da olabilir.

Diyabette yeni teknoloji
Diyabette yeni teknoloji
1969 yılında ilk kez Bayer tarafından bulunan ve bugün artık cebe sığacak kadar küçük boyutlara ulaşan şeker ölçüm cihazları ile kan şekeri evde ölçülebiliyor ve bu gelişme diyabet tedavisinde bir devrim olarak nitelendiriliyor.
Amerikan Diyabet Derneği’nden yapılan açıklamaya göre; ABD’de diyabet hastası 14,6 milyon çocuk ve yetişkin bulunuyor. Bu kişilerin 4,4 milyonunun (%30’u) hastalıkla başa çıkabilmek için insüline ihtiyacı olduğu tahmin ediliyor. İnsülin kullanması gereken bu kişilerin, öğünlerini, egzersizlerini ve insülin dozlarını planlamak için bir kan şekeri ölçüm cihazı ile kan şekerlerini sıkı bir şekilde takip etmeleri gerekiyor.

Ancak araştırmalara göre manuel kodlama yapılan ölçüm cihazlarını kullanan hastaların %16’sı yanlış kodlama yaptıkları için zaman zaman ciddi sağlık problemleri ile karşılaşıyor. Bu gelişmeler ışığında “kodlama gerektirmez” adı verilen yeni bir teknoloji geliştirildi. Bayer firması tarafından geliştirilen bu yeni teknoloji sayesinde kullanıcılar kod çipi/çubuğu kullanmadan veya şifre girmeden sadece test stribini cihaza yerleştirerek ölçüm yapabilmektedir.Kodlama gerektirmeyen kan şekeri ölçüm cihazları, herhangi bir kodlama gerektirmediği için diğer cihazlara nazaran daha yüksek bir performans ve doğruluk sağlıyor.

Evde kan şekeri ölçümü ile hastaların kendi diyabetlerini kontrol altına alarak, diyabet tedavisinde pasif olmaktan çıkıp doktorlar ve hemşirelerden oluşan sağlık ekibinin bir parçası olduğunu belirten Güney Carolina Diyabet Hastalıkları Kontrol ve Endokrinoloji Merkezi Başkanı Dr. Charles Raine, “ Kan şekeri ölçüm cihazları, diyabetlilerin hastalıklarını kontrol altında tutmak için hastanede harcadıkları zamanının azalmasına yardımcı oldu. Sürekli kan şekeri takibi, kan şekerinin aşağı-yukarı inip çıkarken yaptığı rahatsızlıkları önlemede avantaj sağlıyor. Böylece, bir yandan oluşabilecek ani şeker düşmesi ya da ani şeker yükselmesinin de önüne geçilmiş oluyor. Kan şekerinin gün içindeki değişimi yakından izleniyor, tedavinin ne kadar etkili olduğu gözlenebiliyor ve gerektiğinde tedavi değişiklikleri gecikmeden yapılarak iyi bir kan şekeri düzeni elde ediliyor. Ayrıca hasta şeker değişikliklerini izlediği için, tedavisi ile ilgili sorumluluğunu unutmuyor” dedi.

Dr. Charles Raine, kan şekeri ölçüm cihazı alırken dikkat edilmesi gereken noktaları ise şöyle sıraladı:
• İyi bir şeker ölçüm cihazının kullanımı kolay olmalı,
• Ekrandaki yazı ve rakamlar kolayca okunabilmeli,
• Sonuçları güvenilir olmalı,
• Kullanılan cihazın doğruluğu denetlenebilmeli,
• Cihazın kendisi ve stripleri kolayca temin edilebilmeli,
• Cihazla ile ilgili eğitim ve servis olanakları olmalı,
• Cihaz ilk satın alındığında hastaya hangi sıklıkta ölçüm yapması gerektiği, kan şekerinin ne olması gerektiği, ölçtüğü sonuçlara göre tedavide nasıl değişiklik yapabileceği öğretilmelidir.
• Kodlama gerektirmeyen cihazların sağladığı avantajlardan faydalanılmalı,

KAN ŞEKERİ ÖLÇÜM CİHAZI İLE ÖLÇÜM YAPARKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR
• Cihazın kullanım kılavuzunda belirtilen konulara dikkat edin, ölçüm cihazının kullanımı tam olarak öğrendiğinizde ölçüme başlayın,
• Ölçüm cihazınızı düzenli olarak temizleyin, düşme ve çarpmaya karşı koruyun,
• Test çubuklarını ve ölçüm cihazını, yüksek sıcaklıklardan ve rutubetten uzak tutun,
• Çubukların son kullanma tarihini kontrol edin, son kullanım tarihi geçmiş çubukları kullanmayın,
• Cihazın ve ölçüm çubuklarının doğruluğunu düzenli olarak denetleyin,
• Ölçüm yapmadan önce, ellerinizi sabunlu su ile yıkayıp iyice kurulayın,
• Kan şekerinizi ölçtükten sonra sonucu günlük kayıt defterine kaydedin.
• Doktor kontrolüne giderken ölçüm cihazını, test çubuklarını ve kayıt defterinizi de götürün
KAN ŞEKERİ GÜNDE KAÇ DEFA ÖLÇÜLMELİDİR?
Diyabet tedavisinde, test için en uygun zamanın seçilmesi önemlidir.
Diyabet eğitiminin başlangıcında ölçüm zamanlarına hasta ile birlikte karar verilirse ölçümlerin başarısı artar.
Genelde eğer insülin kullanıyorsanız ve şekeriniz yüksekse kan şekeriniz doktorunuzun belirttiği sınırlara inene kadar sabah aç karnına, öğlen yemek öncesi saat 11.00′de, akşam yemek öncesi saat 18.30′da, gece yatmadan saat 22.00′de olmak üzere günde 4 kez şeker takibi yapılmalıdır.
Eğer insülin kullanıyorsanız ve şekeriniz düzenli ise hergün yerine “haftada 1-2 gün ama yine günde dört kez kan şekeri takibi yapılmalıdır.

Diyabette son gelişmeler

diyabette son gelişmeler 2011 tip 1 diyabette son gelişmeler 2011 diyabette son gelişmeler diyabete son tip 1 diyabette son gelişmeler şeker hastalığında son gelişmeler 2011 diyabette yeni gelişmeler kök hücre tedavisinde son gelişmeler 2011 diyabette en son gelişmeler diabette son gelişmeler diyabette son gelişme diyabette son yenilikler tip 1 diabette son gelişmeler diyabet yeni gelişmeler diabette son durum

 

hayatnotu.com
Author Avatar

About Author

1976 Estel doğumluyum. 1994 yılında orta öğretimimi Kadıköy Anadolu Lisesi’ nde,Tıp eğitimimi 2002 yılında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’ nde tamamladım. 2002 yılında Tıpta Uzmanlık(TUS) sınavını Türkiye derecesi ile kazanıp ,İstanbul Beyoğlu Göz Araştırma Hastanesi’ nde Prof.Dr.Ömer Faruk YILMAZ ve Prof.Dr.Ziya Kapran’ın asistanı olarak ihtisasımı tamamladım.2008 yılında uzman doktor oldum, aynı yıl Kızıltepe Devlet Hastanesinde mecburi hizmeti yaptım. çeşitli özel hastanelerde uzman doktor ve başhekim pozisyonlarında çalıştım.Halen okuloplasti,şaşılık, refraktif cerrahi , ön segment (katarakt-keratoplasti) alanlarında cerrahi önplanda çalışmaları sürdürüyorum. 1998 yılında Türkiyenin ilk ücretsiz sağlık hizmeti sunan vede ilk sağlık sitesi olan hastarehberi.com u kurdum . 2002 senesinde sağlık turizmi alanında Türkiyede ilk defa grup halinde excimer lazerle göz ameliyatları için avrupadan hastaların getirilmesini ülkemize kazandırdım . Dünyada ilk defa uygulanan acufocus yöntemiyle yakın görme ameliyatlarının ve göz içine implantla yerleştirilen göz tansiyonu implantlarını ülkemize kazandırdım ve dünyada ilk defa Amerikalılarla birlikte uygulanmasını sağladım. Yuzbinlerce sağlık sorusunu karşılıksız cevaplandırdım.İngilizce ve Almanca yabancı dillerim vardır.Evliyim.

Yorum Ekle