KALP HASTALARINDA BESLENME

Kalp hastaları sindirimi
kolay yiyecekler seçmeli ve özellikle tuz (sodyum) yemekten
kaçınmalıdırlar. Sindirim ile kalbin çalışması arasında
sıkı bir bağ vardır.
Kalp hastalıkları belli bir beslenme programma uyulmasını
zorunlu kılar. Hangi kalp hastalığı söz konusu olursa olsun,
diyet tedavisinin amacı vücut için gerekli besleyici maddeleri
sağlarken, kalbin yorulmasını olabildiğince önlemektir.
Vücudun dolaşım dengesini yeniden kurabildiği (kompanse) ve
kuramadığı (dekompanse) kalp hastalıklarında beslenmenin
niteliğinden çok, niceliği değişir.
Dekompanse kalp hastalığı dendiğinde kalbin dokuların
gereksinimlerini, özellikle de oksijen gereksinimini
karşılamada yetersiz kaldığı anlaşılır. Başka bir
deyişle kalp kendisine ulaşan bütün kanı pompalayacak ve
uygun bir hızla dolaşabilmesi için gerekli gücü uygulayacak
durumda değildir. Kompanse kalp hastalığında ise kalp hasta
olmakla birlikte dokuların gereksinimlerini karşılamaya
yeterli bir kan dolaşımı sağlayabilir.
KOMPANSE KALP HASTALIGI
Kalp hastası için uygun besinler seçilirken besinlerin sodyum
içermemesine ve kolay sindirilebilir olmasına özellikle dikkat
edilmelidir. Sindirim bir iştir. Sindirim sırasında sindirim
organlanna önemli miktarda kan gider. Ne kadar çok besin
alınır, sindirim ne kadar uzar ve güçleşirse sindirim
organlanna da o kadar fazla kan gitmesi gerekir. Kan kütlesinin
her hareketi ve genel olarak dolaşımdaki her ağırlaşma,
sistemin motor gücü olan kalp üzerinde bir baskı yaratır. Bu
nedenle kalp hastalarının tuz yememenin dışında diyet
uygulamaları ve öğünlerde çok yememeleri gerekir.
Aynca besinlerin hacmi fazla olmamalı, yani çok yer kaplamadan
gerekli miktarda kalori içeren besinler seçilmelidir. Böylece
mide aşırı gerilmez. Bunun ıki yararı vardır. Birincisi
sindirim sistemine daha az miktarda kan gitmesi gerekir; ikincisi
diyafram daha az yükselir. Mide hemen diyaframın altında yer
aldığından midenin şişmesi diyaframm kalkmasma yol açar.
Diyafram başlıca solunum kasıdır; kasıldığında
göğüs kafesiniıı kapasitesi artar ve dış ortamdan
akciğerlere daha çok oksijen girer. Şişkin mide bu hareketi
sınırlayan mekanik bir engel oluşturur. Bu durumda
akciğerlere daha az hava girer ve buna bağlı olarak kalp
hastasmm zaten yetersiz olan oksijen alımı daha da azahr. Kalp
bu eksikliği karşılamak için olabildiğince sık ve uzun
süreli kasılmak zorunda kalır. Böylece kan akımım
hızlandırmaya ve var olan bütün oksijeni alabilmek için
akciğerlerden olabildiğince çok 'sayıda alyuvarın geçmesini
sağlamaya çalışır. Ama kalbin yedek kapasiteleri azalmış
olduğundan, ağır bir yemekten sonra kalp hastasının solunum
güçlüğü çekmesi kaçınılmazdır; çünkü vücut,
solunumu sıklaştırarak akciğerlere ulaşan oksijen miktannı
artırmaya çalışır. Kalbin aşırı çalışmasını önlemek
için kalp hastaları çok yememeli, yemeklerde fazla su ve
sıvı içmemeli, gazlı içeceklerden ve bağırsaklarda
mayalanmayı artıran sebzelerden kaçınmalıdırlar. Bitkisel
besinlerden kaçınmak genel olarak yemeğin hacmini azaltır;
çünkü bunların net besin değeri eşit hacimdeki hayvansal
besinlerden azdır. Ama burada iki sorun ortaya çıkar.
Bunlardan biri kabızlık, öbürü ise hayvansal besinlerdeki
yüksek yağ oranıdır. Kalp hastası uygulanan beslenme
rejiminden bağımsız olarak zaten kabızlıktan yakınır;
bunun nedeni kalp işlevinin zayıflamasına bağlı olarak
sindirim kanalında gerçekleşen kan göllenmesıdir. Bu olay
özellikle dekompanse kalp hastalığında belirgindir.
Kabızlık hem atık maddelerin uzak laştırılmasının
yavaşlaması, hem de dışkılama sırasındaki zorlamalar
nedeniyle sakıncalıdır. Ikınma kan dolaşımında ani bir
yavaşlamaya ve kalbin ancak şiddetli bir zorlanmayla
aşabileceği bir basınç artışına yol açar. Kalp hastası
bu nedenle dışkılama sırasında çok tehlikeli olabilecek
kuvvetli ıkınmalardan kaçınmalıdır. Sorunu bir ölçüde de
olsa çözmek, bu arada hastanın yeşillik ve sebzelerden
yeterli vitamin ve mineralleri almasını sağlamak için
beslenmenin dengeli olması zorunludur. Bir yandan yemeğin hacmi
azaltılmalı, bir yandan da vitamin ve mineral eksikliği ile
kabızlık önlenmelidir.
Kalp hastası akşam yemeğini hafif ve yatmadan en az üç saat
önce yemelidir. Yatmadan önce sindirim tamamlanmış
olmalıdır, çünkü yatay konumda zaten hasta olan kalbin
yükü daha da artar. Yiyecekleri iyice çiğneme ve görece
yavaş yeme, sindirimi önemli ölçüde kolaylaştırır.
Yavaş ve zor sindirilen bütün besinlerden, büşta
kızartmalar olmak üzere her türiü katı yağlardan, pasta,
krema ve kurabiyelerden özellikle kaçınılmalıdır; çünkü
bunların sindirim salgılarınca yumuşatılması ve işlenmesi
güçtür. Gene aynı nedenle taze ekmek yerine bayat ekmek, tost
ekmeği ya da grissini yeğ tutulmalıdır. Sebze ve meyveleri
pişirmek daha iyidir. Çünkü pişirme bu besinlerin
sindirimini kolaylaştırır ve hacmini küçültür.
Kalp hastası genel olarak vücut ağırlığına ve yaşına
göre önerilen miktardan biraz az kalori almalıdır. Katı yağ
oranı çok azaltılmalı, protein oranı normal olmalı,
proteinler özellikle etten alınmalı ve yağın
azaltılmasını karşılayacak biçimde şeker oranı
artırılmalıdır.
DEKOMPANSE KALP HASTALIGI
Kompanse kalp hastalığı için yapılan bütün öneriler
dekompanse kalp hastalığı için de geçeriidir. Ama bu durumda
daha katı kısıtlamalara gidilmelidir; çünkü kalp çok daha
kötü durumdadır ve her hatanın bedeli hemen ödenir. Günlük
kalori miktan 1.500ü aşmamalıdır. Tedavinin başlangıcında
hekim gerekli görürse çok sıkı bir rejim uygulayabilir ve
beslenmeyi yalnızca sıvılardan oluşan bir diyetle
sınırlayabilir.
Dekompanse kalp hastasının beslenmesinde tuz (sodyum) sorunu
çok önemlidir. Her şeyden önce ödemlerin
ortaya çıkmasını önlemek için kesin bir tuz
kısıtlamasına gidilir. Hastada ödem varsa kan dolaşımının
ağırlaşmasını önlemek ve ödemlerin çözülmesini
sağlamak için tuz bütünüyle kesilir. Sodyum başlıca hücre
dışı elektrolittir; belirli bir miktarda suyu kendine
bağladığından hem damar yatağındaki, hem de dokular
arasındaki sıvı miktarını artıran başlıca etkendir.
Dekompanse kalp hastalığında alınan sodyum ve su miktan
azaltılsa bile, atılan miktar çok daha fazla azaldığından
vücutta tutulan su ve sodyum miktarı artar. Tutulan su belirli
sınırlan aşarsa ödem ortaya çıkar. Bu sorunu önlemenin en
temel yolu alman sodyum miktarını atılan sodyum miktannm
azalmasıyla orantılı olarak azaltmaktır. Hastalık ne kadar
ağırsa, vücut-ta o kadar fazla sodyum tutulur. Dolayısıyla
her durum için uygun olacak bir sodyum miktarı vermek
olanaksızdır. Ama besinlerin içindeki doğal sodyum
milctannın yeterli olacağı ve yemek hazıriamrken kesinlikle
dışandan tuz konmaması gerektiği genel olarak kabul edilir.
Kısacası kalp hastası ne yemeğine, ne salatasına, ne de
başka bir yiyeceğine tuz katmalıdır. Dekompanse kalp
hastalığı olanların günde bir litreden fazla su içmemesi
önerilir
kaynak: tusdata
Anasayfa-
Kadın sağlığı - Cinsellik
- Üroloji - Estetik ve Güzellik - Cilt
sağlığı- Ruh sağlığı - Kbb
Göz sağlığı -Diet ve Egzersiz - İlkyardım - Kalp sağlığı-Sinir sağlığı-Genel sağlık-Çocuk sağlığı-Bitki sağlığı-Fizik tedavi-Sevgi
Copyright
1998-2001 www.hastarehberi.Com - Tüm hakları saklıdır.