ETKİN ÖĞRENME
DÜŞÜNEN, TARTIŞAN, ÇÖZÜM ÜRETEN TOPLUM İÇİN

Birçok ülke var
olan eğitim sistemlerini sorguluyor. Bu sorgulamanın hareket
noktası ise kalıplanmış zihinler üreten eğitim
sistemlerinin yararlarının pek fazla olmaması ve toplumların
düşünen, yaratan, sorun çözen insanlara daha çok gereksinim
duyması. Bu düşüncelerden hareketle toplumlar öğrenciyi
eğitim sistemi içinde daha etkin bir konuma getirmeye
çabalıyorlar. Kısacası, artık sessizce oturup, yalnızca
verileni almakla yetinmeyecek öğrenciler: Görecek, duyacak,
çözümleyecek, söylecek, yapacak, katılacak ve paylaşacak.
Öğrenmeyi öğrenecek. Böylece bilgiyi yalnızca
tekrarlamayıp, bilinenleri sorgulayacak ve kendi bilgisini
kendisi üretecek.
DÜNYANIN ilk Sümerologlarından biri olan Samuel Noah Kramer, Tarih Sümer’de Başlar adlı kitabında Sümerler’de ilk kurulan okullardan söz ederken "Bir şey kesindir: Sümer pedagojisinde hiçbir bakımdan ilerlemeci öğretim (ilerlemeci öğretimden kasıt, büyük bir kısmı çocuğun inisiyatifine bırakılmış eğitim sistemidir) diye adlandırabileceğimiz bir karakter yoktur. Disiplin konusunda değnekler hoşgörülü değildi. Olasıdır ki öğrencilerini iyi çalışmalar yapmaya teşvik etmek, hatalarını ve yetersizliklerini düzeltmek için öğretmenler her şeyden önce kamçıya bel bağlıyorlardı. Öğrencinin pek de hoş bir yaşantısı yoktu." yorumunu yapıyor. Binlerce yıl önce var olan Sümer Uygarlığı’nın öğretim sistemine ilişkin bu yorum, birçok yönüyle bazı öğrenme ortamları için hâlâ varlığını sürdürüyor gibi görünüyor. Bir anlamda "meslekî" eğitim veren Sümer okulları yazman yetiştirmeyi hedefliyordu. Yalnızca erkekleri yetiştiren bu okullarda, öğrenciler tabletlere çivi yazısı yazmayı öğreniyorlardı. Okulun öğretim elemanları, "okulun babası" denilen öğretmen, öğretmen yardımcılığı yapan "ağabey"ler, "resim görevlisi", "Sümerce görevlisi" ve "kamçı görevlisi" gibi kişilerden oluşuyordu. Sümer dilini yazmayı ve kullanmayı öğreten okulun eğitim sistemi, dillerinin sözlerini anlam bakımından birbirine bağlı sözcük ve deyim grupları şeklinde sınıflandırmak ve bunları öğrencilere ezberleterek, tekrar tekrar kopyalatmaya dayalı bir yöntem halindeydi. Eğitimin yaratıcı olan yönü ise, edebi eserleri incelemek, kopyalamak ve taklit etmekten oluşuyordu. Öğrenciler, bugünkünden pek farklı olmayan bir biçimde öğretmen tarafından cezalandırılma korkusu taşırdı ve Sümer yazısında "bedensel ceza" iki simgenin birleşmesiyle anlatılırdı: "Sopa" ve "et". Geç kalmanın, sınıfta ayağa kalkmanın ya da konuşmanın cezası kamçıydı. Sümerlerde öğrencinin okula ilişkin düşüncelerini içeren bir tablette şunlar yazılı: "Tabletlerimi ezbere okudum, yemeğimi yedim, yeni tabletimi hazırladım, onu yazıyla doldurdum ve bitirdim; sonra bana ezberim, öğleden sonra da yazı alıştırmam gösterildi. Okuldan sonra eve gittim, içeri girdim, babamı otururken buldum. Babama yazı alıştırmamdan söz ettim, sonra ona tabletimi ezberden okudum babam çok hoşnut kaldı... Sabah erkenden kalktığımda anneme dönüp dedim ki: ‘Bana yemeğimi ver, okula gitmem gerekiyor.’ Annem bana iki ‘küçük ekmek’ verdi ve okula gittim. Okulda hizmet gözetmeni, ‘Niçin geç kaldın?’ dedi. Korkmuş bir halde ve kalbim çarparak öğretmenimin önüne gittim, önünde eğilip onu saygıyla selamladım."
S.N. Kramer, kitabında "Sümer okulu çekicilikten uzaktı, programlar zor, eğitim yöntemleri yıldırıcı, disiplin acımasızdı. Eğer bazı öğrenciler fırsatını bulduklarında dersleri ‘kırıyor’ ve doğru yoldan ayrılıyorlardıysa buna nasıl şaşılabilir? İşte bu bizi tarihin kaydettiği ilk gençlik suçu olayına götürüyor." diye görüşlerini ifade etmeyi sürdürüyor.
Beş bin yıl öncenin eğitim sistemine ve gençlerinin eğitime bakış açısına ilişkin bu düşünceler gösteriyor ki, bu kadar süre içinde eğitimde kullanılan yöntemler açısından pek az gelişme olmuş. Öğrencilerin bireysel farklılıklarına, yaş dönemlerinin özelliklerine ve gereksinimlerine bakmadan onları bir kalıba sokma yaklaşımı biraz biçim değişikliği ile bugün de varlığını sürdürüyor. Çocukları ve gençleri kalıba sokma yaklaşımında öğrenci, önceden saptanmış koşullara ve beklentilere uygun davranmak zorundadır; yeteneklerini geliştirmesi önemli değildir, yalnızca bekleneni yapması gerekir; hayâl gücünü ve yaratıcılığını ortaya koymaya çalıştığında yadırganır, çünkü farklı davranmıştır ve bunların tümünden de kötüsü, düşünüp üretmesi gerekli değildir, verilenleri aynen tekrarlaması yeterlidir.
Artık birçok
ülke halen süregelmekte olan ve neredeyse Sümerler’den
kalmış (!) denilebilecek eğitim sistemlerini sorguluyor.
Sorguluyor, çünkü toplumlar, var olan bilginin öğrenciye
hazır olarak "dayatıldığı" öğretim
yöntemlerinin, yaratıcılığı, üretmeyi
Öğrencinin edilgin olduğu bu öğretim yöntemleri artık terk ediliyor. Amaç ise öğrencinin "öğrenme" sürecine etkin (aktif) olarak katılmasını sağlamak.
Düşünme Gücünün Düşmanı: Ezber
Geleneksel eğitim sisteminde öğretmen, okul ve okulun öğretileri merkez alınıyor, öğrenci ise edilgin bir role sahip. Öğrenciye bilgiler, "Bu böyledir, böyle olduğu için öğrenmeniz gerekir, niye öğrendiğinizi sormayın." yaklaşımı içinde sunuluyor. Öğrencide, verilen her bilginin doğru olduğu ve sorgulanmaması gerektiği duygusu yaratılıyor. Bu bakış açısının temelini biraz da Eski Yunan düşünüşünün eğitime ve okula biçtiği rol belirlemiş. Eski Yunan’da okul, öğrencilerin zihinlerini disipline edici bir role sahip. Bu anlayışla okullarda, tıpkı bir sporcunun kaslarını geliştirmek için egzersiz yaptığı gibi, yeni bilgiler öğrenciye zihinsel anlamda sistemli olarak yapılan egzersizlerle kazandırılmaya çalışılıyordu. Eski Yunan’da Latince, Yunanca ve mantık öğrencinin günlük yaşamında herhangi bir kolaylık ya da yarar getireceği için değil, zihnini güçlendireceği düşünüldüğü için öğretiliyordu. Bu bakış açısı ancak 20. yüzyılın başlarında değişmeye başladı. Bu yaklaşımın geçerli olmadığına ilişkin ilk görüşleri Williams James, E. L. Thorndike ve Charles Judd farklı biçimlerde ileri sürdüler. W. James, yaptığı çalışmasında uzun bir şiiri ezberlemek için 8 gün süresince toplam 132 dakika harcadığını ve yaptığı bu ezberin sonra yapacağı ezberlemeleri daha kolaylaştırmadığını belirledi. Öğrenmeyle ilgili fizyolojik çalışmalar da ezber yoluyla öğrenmenin yalnızca hatırlamayla ilgili zihinsel süreçlerin gerçekleşmesine yardım edebileceğini gösteriyor. Oysa, düşünen, yaratabilen ve sorun çözebilen bireyler yetiştirmek için, öğrencilerin hatırlama düzeyinden daha ileri zihinsel süreçler gerektiren kavrama, uygulama, analiz, değerlendirme ve sentez vb davranışları da kazanmış olması gerekiyor. Bilim ve Teknik, Nisan 1996 sayısında "Öğreniyorum Öyleyse Varım" adlı yazıda söz edildiği gibi hafıza, kodlama, depolama ve ara-bul-geriye getir süreçlerini içeriyor. Kodlama dış dünyadaki uyarıcıların hafızaya kaydedilebilecek biçime dönüşmesine, depolama kodlanan bilginin tutulmasına ve ara-bul-geriye getir işlemi de depolanan bir bilginin gerektiği zaman aranıp bulunup çıkarılmasına verilen ad. Kısa süreli hafızada bilgi bir kaç dakika saklanıyor. Ancak, bilgi uzun süreli hafızaya aktarıldıktan sonra uzun süre boyunca saklanabiliyor. Uzun süreli hafızaya aktarılmayan bilgiler kayboluyor. Uzun süreli hafızada bilgiler anlamlarına göre kodlanıyor. Hatırlanması gerekenler ne kadar anlamlandırılmışsa ve bilgiler arasındaki ilişkiler ne kadar iyi kurulmuşsa o kadar iyi hatırlanıyor. Öğrenilen bilginin anlam ayrıntıları ne kadar iyi işlenirse, bilgi hafızada o kadar iyi saklanıyor. Bu bilgilerin ışığında, ezberlemenin, bilgileri kısa süreli hafızaya kaydetmeye yarayabileceği yorumu yapılabilir.
Sümerler’den ve Eski Yunan’dan beri süregelen, tekrarlayarak mekanik öğrenmeye dayalı yaklaşımların pek iyi sonuç vermediğinin bu yüzyıl içinde ortaya konmasına karşın, bugün hâlâ, hazır bilgilerin öğrenciye öğretildiği, özünde ezber olan eğitim sistemleri geçerliliğini korumakta. Clement, Ross, Holyoak, Gentner, Foss ve DiSessa gibi çok sayıda bilim adamının yaptığı çalışmalar, öğrencinin ancak kendisi için anlamlı olan şeyleri kavrayabileceğini gösteriyor. Oysa, okulların % 100’e yakın bir çoğunluğu ilke ve gerçekleri ezberleterek öğretmeyi tercih ediyor. DiSessa’ya göre, öğrenciler gerçek yaşamda fizikle ilgili bir sorunla karşılaştıklarında okulda öğrendiklerini kullanamıyorlar. Bu çalışmalar öğrencinin kalıp olarak aldığı değil, ancak anlamlı bulduğu bilgiyi günlük yaşamına kolayca aktarabildiğini gösteriyor. Tınaz Titiz, Ezbere Hayır adlı kitabında ‘ezber’ kelimesinin Farsça kökenli olup, ‘göğüsten’ anlamına geldiğini, İngilizce ve bazı başka dillerde de benzer biçimde kalpten (by heart) kelimesinin kullanıldığını vurgularken, ezber adı verilen yöntemin yol açtığı sonuçlardan bir kısmının şunlar olduğunu ileri sürüyor:
a) Düşünmek, aynen fiziksel hareket gibi bir enerji harcamayı gerektirir. İnsan ise doğal olarak enerji sarfından kaçar. Ezber ise düşünmeyi gereksiz kıldığı için bu doğal eğilime uygundur. Kişi ezberledikçe bunun rahatına alışır ve düşünmez olur. Çoğu insanın "düşündüğünü" sandığı şey ise ezberledikleri arasında yaptığı gezintidir.
b) Ezber, hazır bilginin belleğe yerleştirilmesi olup yaratıcılığa taban tabana zıttır. Yaratıcılık sorgulamayı, ezber ise sorgulamamayı esas alır. Ezberleyen kişi, sorularını dahi ezberlenmiş kalıplarıdan seçer. Duruma göre soru soramaz. Sorun çözme ise bir anlamda doğru soru sorabilme becerisidir. Ezber bunu yok eder. Dolayısıyla ezberci kişi kolay yönetilebilen bir kişidir.
c) Ezber, öğretmenin ve eğitim kurumlarının işlerini çok kolaylaştırır. Ezberleneceklerin bir listesi yapılıp, okullara dağıtılır. Ezber diğer yandan öğretmenlerin de nasıl bir öğretme yöntemini uygulayacakları konusunda yapmaları gereken çalışmaların gereğini en aza indirir.....
Bilgi Kaşıkla Verilir mi?
Bir insan neler bilmelidir? Yaşamını kolaylaştırabilecek hangi becerilere sahip olması gerekir? Geleneksel eğitim yöntemlerini terk ederek, öğrencinin merkez olduğu eğitim sistemlerinin uygulanması gerektiğini önerenler bu sorulara şu yanıtları veriyorlar:
· Okumayı bilmelidir.
· Sorunları çözmek amacıyla yapması gerekenleri öğrenmelidir.
· Bir grup içinde çaba harcayarak, ortak bir üretim yapmayı öğrenmelidir.
· Gerçek yaşamın ne olduğunu ve yaşam içinde kendi rolünü anlamalıdır.
· Karar vermeyi öğrenmelidir.
Bir insan
neler bilmelidir? Yaşamını kolaylaştırabilecek hangi
becerilere sahip olması gerekir? Geleneksel eğitim
yöntemlerini terk ederek, öğrencinin merkez olduğu eğitim
sistemlerinin uygulanması gerektiğini önerenler bu sorulara
şu yanıtları veriyorlar:
Kısacası, düşünen, sorunlara çözüm getirebilen ve
yaratıcı olan bireyler yetiştirmek tercih edilmektedir artık.
Eğitimde hedefler belirlenirken, öğrenmenin bireysel bir
süreç olduğu, öğrenme hızının bireylere göre
değiştiği, bireylerin ilgi alanlarının ve gereksinimlerinin
birbirinden farklı olduğu unutulmamalıdır. Geleneksel
yaklaşımda olduğu gibi, öğrencinin bilmesi gereken
bilgilerin reçeteler halinde sunulması yerine, her öğrencinin
farklı gereksinim ve isteklerini hesaba katan bir eğitim
düzeni tercih edilmelidir. Öğrenmeyi daha etkin hale getirmeyi
hedefleyen eğitimin, bireyselleştirilmiş ders programlarını
temel alması ve öğrencinin kendisinin de içinde bulunmayı
tercih edeceği durumlar ve bunlarla ilgili becerileri
kazandırmaya dönük olması gerekir. Bilinmesi gereken
bilgilerin listesini yapmak çok kolaydır. Bunları,
öğretmenin sınıfta ardı ardına sıralaması da pek zor
değildir. Peki, bu sırada doğrudan öğrenciyle ilgili olan
"öğrenme" işinde öğrenci ne yapar? Bu sorunun
yanıtını vermek oldukça zor. Etkin (aktif) öğrenme denilen,
öğrencinin öğrenme işinin tam merkezinde olduğu yönteme
bakarsak, gerçekten öğrenme şansına sahip olan öğrenciyle
bu şansa sahip olmayan öğrenciyi birbirinden ayırt
edebiliriz. Burada sözü geçen "etkin" olma durumu,
kimin en çok konuştuğuyla ilgili olmayıp, öğrenilmesi
istenen hedeflerin farkına varılarak, öğrenmeyi
gerçekleştirmek için sarf edilmesi gereken çabadır.
Öğrenciyi merkez alan eğitim sistemlerinin çok çeşitli
uygulamaları vardır. Bu uygulamalarda katı sınırlarla
belirlenmiş ve belirli bir süre içinde gerçekleştirilmesi
gereken bir ders programı yoktur. Öğrenci, kendi eğitsel
gereksinimlerinin ve becerilerinin farkına vardırılır.
Öğretmen, öğrencinin kendi gereksinimlerini kendisinin fark
etmesine yardımcı olur. Öğretmen "öğretici"
konumundan çıkar; öğrenmenin gerçekleşmesi sırasında
yönlendirme, destekleme ve paylaşma gibi yaklaşımlarla
öğrenciye yardımda bulunur ve öğrenme işini öğrenci kendi
isteğiyle gerçekleştirir. "Öğretme"den
"öğrenme"ye geçişteki bu farkı şu örnekte
görebiliriz: Sahilde yürüyen çocuk, kıyıda ölü bir
köpekbalığı bulur ve bıçağının da yardımıyla onu
incelemeye koyulur. Bu, doğal bir öğrenme ortamıdır.
Bir başka çocuk ise laboratuvarda masaya konulmuş olan
köpekbalığı ile karşılaşır. Masaya, köpekbalığını
incelemesine yardım edecek aletler de konularak gerekli her şey
sağlanmıştır, ama bir şey hariç: Öğrencinin
köpekbalığına olan "merak"ı. Merak ve ilgi olmadan
bu laboratuvar çalışması gereksiz bir iş olarak kalabilir.
Öğrencinin bu edilgin deneyimi onun biyolojiye olan ilgisini
ancak azaltmaya yarar. Örneğin, etkin öğrenmeyi temel alan
eğitim sistemlerinde coğrafya dersinin gezilerek ya da tv,
video, fotoğraf gibi görsel malzemeden yararlanarak
öğrenilebileceği, fiziğin en iyi buzda araba sürerken,
trigonometrinin en iyi model ev ya da köprü yapmaya
çalışırken anlaşılabileceği düşünülür. Burada da
görüldüğü gibi, öğrencinin alması gereken bilgilerin ve
bu bilgilerin düzeninin yaşamın doğal akışında
rastlanabilir nitelikte olması tercih ediliyor. Gerçek yaşamda
da insanların hedefleri oluyor; bu hedefler için plan
yapıyorlar; bu planları gerçekleştirmek için gereken
becerileri ve diğer kaynakları belirliyorlar ve eğer bunlara
sahip değillerse bu beceri ve kaynakları kazanmaya
çalışıyorlar. Okuldaki eğitimin de doğal yaşamdaki bu
yaklaşımda olduğu gibi planlanması gerekiyor.
Bonwell ve Eison etkin öğrenmeyi şöyle tanımlıyor: Etkin öğrenme, yapılan şeylere öğrencinin katılımını ve yaptığı şeyler hakkında düşünmesini sağlayan bir şeydir. Birçok etkinliği içeren etkin öğrenmenin çok çeşitli uygulama biçimleri var. Bunlar, tartışma yöntemleri, düşün-eşleş-paylaş yöntemi, kısa yazılar yazdırma, kısa sınavlar yapma, beyin fırtınası (Bilim ve Teknik Sayı 347) vb. şeklinde sıralanabilir. Örneğin, düşün-eşleş-paylaş yönteminde öğretmen öğrencilere bir soru verir. Öğrenciler önce kendi kendilerine sorunun yanıtını düşünürler, daha sonra ikişer ikişer eşleşerek konuyla ilgili konuşup tartışırlar ve paylaşırlar. Hedefe dayalı senaryo oluşturma adı verilen bir başka yöntemde ise öğretmen hedefleri gerçekleştirmeye yönelik olarak, öğrencinin etkin katılımının sağlanabileceği senaryolar hazırlar ve bu senaryoların sınıfta uygulanmasıyla öğrenme gerçekleşir. Bir diğer yöntem ise soru sormaya dayalı öğrenmedir. Bu yöntemde, öğretmen sorusunu öğrencilere sunar, öğrenciler gruplar halinde sorunu çözümlemeye çalışırlar, araştırırlar ve tartışırlar. Sonuç olarak da açıklama, çözüm ve yorum getirirler. Bu yöntem, bir sorunu anlamak ve çözümlemek için mantıksal bir akıl yürütme sürecinin uygulanması ile öğrenmenin gerçekleştirilmesi ilkesine dayalıdır. Etkin öğrenme sağlamak amacıyla sınıfta uygulanabilecek diğer yöntemlerden bazıları kısaca şöyle sıralanabilir:
· İyi tasarlanmış sorularla yapılandırılmış grup tartışmalarının yapılması
· Yapılandırılmamış grup tartışmalarının yapılması
· Öğrencilerin sorularıyla dersin akışını belirlediği yapılandırılmış tartışma (guided lecture) yönteminin uygulanması
· Öğrencilerin bireysel olarak ya da grup olarak sunumlar yapması, yani sınıfta konu uzmanlarının oluşması, bu sayede tartışmaların da renklenmesi
· Öğrenilenlerin bir projeye ya da soruna uygulanması, böylece öğrencilerin daha geniş kapsamda düşünmeyi öğrenmesi
· Şiir ya da fotoğrafların incelenmesi ve bir sorun üzerinde düşünülmesi
· Dersin konusuyla ilgili rol oynama (role playing).
Bu
uygulamalardan hangisinin tercih edileceği dersin ve konunun
niteliğine göre belirlenebilir. Etkin öğrenmeyle ilgili
sözü geçen bu uygulamalar değişik adlarla adlandırılsalar
da, değişik düzenlemelerde olsalar da, temel olarak
öğrencilerin
zihinsel süreçlerini harekete geçiren bir yapılanma
gösterirler. Bu yapılanma içinde de öğrencinin öğrenmesi
etkin bir biçimde gerçekleşir. Geleneksel olmayan bu
yöntemlere yönelmek öğretmenler için korkutucu, riskli ve
belirsizmiş gibi görünebilir. Öğrencinin de öğretmenin de
bu yeni yöntemlere alışması biraz zaman alabilir. Ancak,
geçiş döneminin zor olmasıyla birlikte, etkin öğrenmenin
gerekliliğine ilişkin duyarlık kazanıldığında, etrafta
çok malzeme olduğu ve gerçekleştirilebilme derecesinin çok
yüksek olduğu görülebiliyor.
Brooks ve Brooks, öğretmenin öğrencinin bakış açısının farkına varmış olmasının, öğrenciyi durgun ve yararsız deneyimlere girmekten koruyarak başarının kapısını açtığını ileri sürüyor. Stepien ve Gallagher ise, "Öğretmen soru sorma tekniklerine hakim olmalı, öğrencilerle birlikte düşünmeli ve öğrencilerin edinmesi gereken davranışları onlara model oluşturmak amacıyla kendisi yapmalıdır." diyor.
Etkin öğrenme tekniklerini uygulamaya yönelik girişimler Türkiye’de de bazı okullar tarafından yapılıyor. Bu girişimlerin sonuçlarını görmek ve sağlıklı bir değerlendirme yapmak için henüz çok erken. Ancak, öğretim tekniklerinde böyle bir yenilenmeye girişmek olumlu bireysel çabaların işaretçisi. Eğitim sistemimizin birçok yönden gözden geçirilmesi gerekiyor. Sürekli sistem değişikliği yapılması öğrencileri ve en önemlisi onların düşünce sistemlerini karmaşaya sürüklüyor. Bu sistem değişiklikleri arasında, bir yandan da düşünen zihinler yetiştirmeye çabalamak büyük bir özveri gerektiriyor. Eğitim politikasına ilişkin kararlarda sık yapılan değişiklikler, temel olarak öğretmenin ve dolayısıyla öğrencinin bocalamasına yol açıyor. Böylece, zihinleri sistem değişikliklerine feda edilmiş nesiller yetiştirme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyoruz. Pek iç açıcı olmayan bu tablo içinde bir yandan da eğitimi çağdaşlaştırmaya çalışmamız gerekiyor. Amaç düşünen, yaratan, üretebilen ve sorun çözebilen bireyler yetiştirmekse, çocukları ve gençleri sistem değişikliklerinin yaratabileceği karmaşadan korumak ve şimdiki sistem içinde onları kazanabilmek için öğretmenlerimize çok iş düşüyor.
Anasayfa-
Kadın sağlığı - Cinsellik
- Üroloji - Estetik ve Güzellik - Cilt
sağlığı- Ruh sağlığı - Kbb
Göz sağlığı -Diet ve Egzersiz - İlkyardım - Kalp sağlığı-Sinir sağlığı-Genel sağlık-Çocuk sağlığı-Bitki sağlığı-Fizik tedavi-Sevgi
Copyright
1998-2001 www.hastarehberi.Com - Tüm hakları saklıdır.
Konu
Danışmanı: A. Ata Tezbaşaran
Doç. Dr., Hacettepe Üniversitesi, Eğitim Fakültesi
Eğitim Bilimleri Bölümü
Kaynaklar:
Bilim ve Teknik, Nisan 1996. Kramer, S.N., Tarih Sümer’de
Başlar, Ekim 1972. Sprinthall, R.C., Sprinthall, N.A.,
Educational Psychology, 1977. Titiz, T., Ezbere Hayır, 1996.