|
|
İlişki |
Bu bölüm, Aile ve İlişki Terapisti
Uz.Dr.Murat Dokur & Uz.Psk.Rosita Kastro'nun
hazırladığı Aile ve Çift Terapileri çalışma
notlarından yararlanılarak hazırlanmıştır.
İLİŞKİ , kişiler arasında, duygu ve düşüncelerle
oluşan davranışlarda şekillenen bir mesaj iletimidir.
Arzu, İstek ve ihtiyaçların karşılanmasına yönelik
bir alışveriş sürecidir.
Bir ilişkinin üç bileşeni vardır :
1- İLETİŞİM
2- GÜÇ
3- DUYGULAR
1- İLETİŞİM (KOMÜNİKASYON) Katılanların sözlü
yada sözsüz mesajlarla, beden diliyle birbirlerine
bilgi ilettikleri ve bu iletileri anlamaya , yorumlamaya
çalıştıkları bir süreçtir. İlişkide bulunan
kişiler her zaman, ilişkide hangi mesajların ve ne
tür davranışların olacağını anlamaya
çalışırlar.
İnsanların karşısındakini anlaması kadar kendini
ifade edebilmesi de iletişimde önemli bir öğedir.
Bireyin kendini ifade edebilmesi için önce kendini
anlayabilmesi ve anladıktan sonra tanımlayabilmesi,
sonrada bunu davranışa veya söze dökerek ifade
edebilmesi gerekir.
Anlama sürecinde bireyin geçmişinden getirdikleri
(toplum-kültür-aile-okul yaşamından gelen
öğretiler-inanç sistemleri-temalar ve kalıplar)
bugünkü durumu, sezgilerini kullanma, duyguları ve
mantığının işleyiş biçimi, gücü, yapabilirim
ölçeği, içindeki enerji hepsi harekete geçer.
Bireyin kendini anlayabilme ve ne istediğini bilebilmesi
ve harekete geçirebilmesi kişiler arası ilişkilerinde
etkin olmasını sağlayacaktır. Bireyin karşı tarafı
anlayabilmesi için ne söylendiğini dinlemesini
öğrenmesi gerekir. Söylenenlerin, davranışlarla
paralel olup olmadığını, beden dilini,
karşısındakinin duygularını yargılayıcı olmadan ,
olabildiğince tarafsız duyabilmeli, sezebilmeli ve
hissedebilmelidir.
Elbette bu son derece karmaşık bir süreçtir. İki
kişi karşılaştığında çeşitli davranışlar
ortaya çıkabilir. Sevgi, şakalaşmama, umursamama,
erotik davranışlar gibi. Bu iki kişi karşılıklı
ilişkilerini tanımlayacaklardır. İlişkilerinde neyin
olup, neyin olmayacağına karar verip, belirlendiği
sürece "İlişkinin tanımlanması" adı
verilir. Zaman içinde bu tanımlama ikisinin isteği
üzerine değişkenlik gösterebilir. Bir kadınla bir
erkek birlikte içki içerlerken biri öpmek istediğinde
diğeri geri çekilmişse bu aşk ilişkisi değil
dostluk ilişkisi olarak kalmalı mesajı gitmektedir.
Kişiler bu durumu kabul ediyorsa veya etmiyorsa ona
göre mesaj iletecek ve ilişki bu alanda
tanımlanacaktır.
İnsanların davranışları ile, kurdukları cümleleri
ile paralel olup olmadığı da ilişkiyi tanımlar.
Örneğin bir kız "hayır" deyip erkekten
uzaklaşmışsa ne istediğine dair net bir durum
vardır. Ama kız erkeğe doğru eğilerek belirsiz ve
tutarsız bir "hayır" demişse, cümlesi
hayır derken bakışı ve beden diliyle "
evet" mesajı yolluyorsa, burada hem kendi için hem
erkek için karmaşık bir durum oluşur. Cümlesi "
hayır " , davranışı " evet " olduğu
için paradoks yaratmıştır.
İki arkadaş karşılaştığında " Seni
gördüğüme sevindim " cümleleri ile
tokalaşırken beden dilleri, bakış, gülümseme, duygu
akışı varsa sorun yoktur ilişki tanımlanmıştır.
Ama biri diğerine " Sevindim" derken buz gibi
bakıp geri çekiliyorsa diğeri burada eşit bir ilişki
hissetmeyecek ve karmaşık duygular yaşayacaktır.
Kişiler arası ilişkilerde cümleler ve sözcükler bu
sözcüklerin yüksek sesle, alçak sesle, hafif,
yumuşak sert söylenmesiyle de anlam kazanır. Sözcük
artı sözcüğe verilen anlam artı bedenin duruşu ve
ifadesi hepsi bir cümlenin anlamını değiştirebilir.
"Bu gün okula gitmedin mi ?" cümlesi yumuşak
söylendiğinde anlayış, sert söylendiğinde
kızgınlık ve suçlama, eleştiri içerebilir.
İki kişi veya kişiler arası ilişkilerde söylenen
sözcükler, beden dili kadar sessizlikler ve satır
araları da önem kazanır. Bir kişiyi dinlerken
duraksamaları, nerede susup sessiz kaldığı
söylemediklerini de anlamaya çalışmak önemlidir.
Örneğin telefonda birini arayıp uygun olup
olmadığını sormadan konuşmaya başlanıldığında,
karşı tarafın tek kelimelik cevapları ve
sessizlikleri, söylemediği halde rahatsız olduğunu,
işi olduğunu anlatmaktadır. "Şu anda uygun
değilim." demiş olsaydı o andaki ilişkiyi
tanımlayacaktı.
Bazen çiftler negatif ilişkilerle varolmayı
öğrenmişlerdir. Kadın sinemaya gitmek istemiyorum
derken partnerinin bunun sinemaya gitmek konusunda ısrar
etmesi anlamına geldiğini anlaması konusunda
anlaşmışlarsa sorun çıkmaz. Partner peki deyip
susarsa tartışma başlayacaktır.
Anlatıldığı gibi iki insan arasındaki iletişim son
derece karmaşık süreçtir. Bu süreçlerde bireylerin
kendileriyle iç ilişkileri, kendilerine ne ölçüde
tanımış oldukları, duygularından haberdar olup
olmadıkları, hangi düşüncelerinin, hangi duyguya yol
açtığı, duygularının ayaklarına bağ olup
olmadığı inandıkları değerler, etikleri yargı
sistemleri ve kalıplaşmış düşünceleri
içgüdüleri ve bunların farkında olup
yönlendirebilmeleri, yaşama pozitif veya olumsuz
bakış biçimleri, ilk ailelerinden öğrendikleri de
davranışlara yansıyacak ve ilişkilerde güçlükler
yaşanabilecektir. Örneğin eşinden sürekli kötü
davranış gören, içki içen sorumsuz bir erkeği, eşi
şikayet ettiği halde bir türlü bu erkeği
bırakamayabilir. Bu kadının inanç sistemleri
incelendiğinde " kurtarıcı" rolünde olan
bir kadın " bir erkeği yeteri kadar çok severse
onu iyileştirebileceği" inancı taşıyan bir
kadın modeli çıkabilir. Buna da günümüzde
"kuşak geçişleri" dediğimiz, bu kadının
bu inancı annesinden, annenin de annesinden almış
olabileceği incelenir. Bu ailedeki kadınlar büyük bir
olasılıkla sorumsuz erkekleri kurtarmaktadırlar.
Böyle bir ilişkide çiftler arasında çatışmalar
yoğundur.
İLİŞKİDE GÜÇ (KONTROL)
İlişki içindeki kişiler:
1- İlişkilerinde hangi mesajlar ve davranışlar
olmalı ?
2- Buna kim karar verip ,ilişkiyi kim kontrol etmelidir
? Sorularına cevap ararlar.
İnsan ilişkilerinin doğası gereği bu durum oluşur.
Her birey bir başkası ile ilişkisini tanımlama ve
karşısındakinin kendisiyle ilgili ilişki
tanımlamasını ya kabul etme ya da karşı çıkmayla
ilgilidir.
Bir kişi diğerine bir şey söylediğinde karşı taraf
sessiz de kalsa, sessiz kalan taraf karşısındakine
sessizlikle ne tür bir ilişki istediğini tanımlamış
olur.
Bir ilişkide hangi davranışların bulunması
gerektiğine tümüyle öteki kişinin eline vermek
insanın yapısında olmayan bir şeydir. Örneğin bir
erkek eşine " Bana ne yapmam gerektiğini sen
söyle " derse ilişkisinin eşi tarafından kontrol
edilen bir ilişki olmasını sağlar ve bir paradoks
ortaya çıkar.
1- Ne yapmam gerekiyor bana söyle
2- Sana verdiğim bu emri yerine getir.
Sonuçta bir kişi bir gün diğeriyle ilişkisini
tanımlamaktan kaçındığında çok daha geniş bir
düzeyde ilişkiyi kontrol eder. Bu bir robotun kontrol
edildiği gibi bir durum değildir. Bir kişi ben
merkezci bir tutum ve agresif bir davranışla diğer
kişinin özgürlüğünü kısıtlayabilir, ama bir
diğeri " çaresiz " davranarakla diğerinin
özgürlüğünü kısıtlayabilir. Çaresiz davranarak
bir başka kişinin kendine "bakmasını"
sağlayan kişi sanki bakanın kontrolü altında gibi
gözükürken "kendine baktırdığı" bir
ilişki şeklinde kontrol etmeyi başarmıştır. Üç
aylık bir bebek çok küçük ve çaresizdir, bakıma
muhtaçtır, ama ebeveynlerin bütün yaşamı ona göre
planlanmıştır. Tüm evi bebek kontrol etmektedir.
İlişki kurma biçimi kabaca dört gurupta toplanabilir
:
1.Simetrik ilişkiler
2.Tamamlayıcı ilişkiler
3.Paralel ilişkiler
4.Meta-complamenter ilişki
5.Simetrik ilişkide bir davranış diğer kişiden aynı
şekilde cevap görür ve güç tırmanmasına yol açar
politikacılar arasında sık görülür. Ben
güçlüyüm- Ben daha güçlüyüm yada ben güçsüzüm
- ben daha güçsüzüm ilişki biçimidir bu.
6.Tamamlayıcı ilişki birbirine ters tutum ve
davranışlarla birbirini tamamlayan ilişki biçimidir.
Biri neşeli - Diğeri karamsar, biri öğretmen diğeri
öğrenci, biri hasta diğeri kendine baktıran gibi.
7.Paralel ilişki- (Eşit)
Burada kişiler her iki türlü ilişkiye zaman içinde
uyumla sürdürebilirler, yardım eden yardım da
alabilir.
8.Meta - Complomanter ilişki
Aynı anda hem simetrik hem tamamlayıcı ilişki
tanımı vardır. Örnek : Bana hükmetmeni istiyorum.
Bir ilişkinin kimin tarafından kontrol edileceği
sorunu ile herkes karşılaşır ve herkesin bu sorunla
uğraşmak için belirli teknikleri vardır.
Bir ilişkinin kontrolünü kazanmaya çalışmak
patolojik değildir. Fakat kişi bir ilişkiyi kontrol
etmeye çalıştığı halde kontrol etmediğini
söylerse o zaman bu kişi belirtisel bir şekilde
davranmak zorunda kalır. Birbiriyle iyi anlaşan eşler
ilişkilerinde kimin nereyi kontrol edeceğini iyi
bilirler. Örneğin erkek parayı kadın sosyal yaşam
programları gibi sorunlu ilişkiler, kişilerin
ilişkilerinin hangi alanının kimin tarafından kontrol
edileceğini saptayamadıkları ve bu konuda bir
anlaşmaya varamadıkları ilişkilerdir. Sorunlu
ilişkilerde biri ilişkinin belirli bir alanını
kontrol etmek istediği zaman diğeri de aynı alanı
kontrol etmeye çalışır ve savaş çıkar. Bu savaş
bazen ince, açık ve zenginlik içeriyor olabildiği
gibi, kaba, pasif direnç ve fiziksel kavga ile de
bitebilir.
Sorunlu ilişkiler her zaman Psikiyatrik belirtiler
doğurmaz. Bir ilişkide kişilerden biri diğerinin
davranışını kısıtlayıp bunu yapmadığını
söylerse ilişki patalojik nitelik kazanır. Kadın
kocasını evde olmaya zorlar ama kendini yadsır. Yani
eşini sürekli zorladığının bilincinde değildir.
Örneğin bir erkek arkadaşıyla yemeğe gitmek veya
maça gitmek istediğinde, karısının başı ağrır,
başı döner ve düşüp bayılabilir. Psikolojide
kadının sürekli hastalık çıkararak kocasını evde
tutabilmesine kadının İKİNCİL KAZANÇLAR adı
verilir.
DUYGULAR
Bir ilişki üçüncü bileşeni olarak, "duygulara
göre" de tanımlanmaktadır. Kişi kendinin ne
hissettiğini ne kadar iyi farkedebiliyor ve
tanımlayabiliyorsa, bir olay olduğunda ne kadarı
kendinden, ne kadarı karşı taraftan bunun ayırımına
ulaşabilecektir.
Bazen ilk tanışılan bir kimse ile, ilk saniyeler
içinde, o kişiyi sevip sevmemekle ilgili bir karar
verilebilir. Geçmişteki sevimli, sevilen bir
öğretmen, paylaşımcı sevgi dolu bir abla, sıcak bir
anneanne v.s. gibi bilinç altından olumlu
yaşantılarımızı çağrıştıran ve çağıran
olumlu duygularla tanıştığımız bu kişiyi hemen
sevebiliriz ( Aktarım ). Bazen kötü anılarımızın
olduğu bir öğretmen, dayak yenilen bir ağabey,
mızmız ve sinsi bir kızkardeş, olumsuz
çağrışımların oluşturduğu olumsuz duygularla
karşımızdaki kişiyi sevmeyebiliriz. Burada duyguları
tanımlama büyük önem kazanır. 3 - 5 saniyede
karşımızdaki kişiyi hangi duyguyla sevmedik, o mu
birşey yaptı ? Bizde mi bir duygu oluştu ? Hangi duygu
oluştu ? Korku, kaygı, endişe, gerginlik, üzüntü,
sevinç, neşe, merak, boşluk, kaos, yabancılık,
yetersizlik, ümitsizlik, kızgınlık, öfke,
yalnızlık v.s. gibi.
Kişi ne hissettiğini tanımlayabilirse, neden böyle
hissettiğini, hangi noktada bu duygusunun oluşmaya
başladığını saptayarak, sanki karışmış bir
yumağın ucunu bulmuştur ve artık çöze çöze sonuna
gidebilecektir.
KİŞİLERDE ÇİFTE AÇMAZ
Çifte açmaz kişi ne yaparsa yapsın kazanamayacağı
bir durumdur. Kişi yoğun bir ilişki içindedir ve
partneri birbiriyle çelişen mesajlar kendisine
iletmektedir. Ve kişi hangi mesaja karşılık vermesi
gerektiğini bilemez ve kafası karışır.
Bir erkek eşine " Pazar günü için programı sen
yap, ben her şeye uyarım " der. Kadın yürüyüş
teklif ettiğinde " Peki ama, şimdi trafik vardır
" der. Kadın " Öyleyse sinemaya gidelim
" derse " Peki ama bu havada mı ?"
dediğinde kadın bir çifte açmazdadır.
Erkek."Peki ama" pozisyonu almıştır. Hem
kadına program yapma sorumluluğunu bırakmış hem de
durumu kontrol etmektedir.
Çok görülen bir örnek kadın eşine ona hiç çiçek
getirmediğini söyler. Adam ertesi akşam elinde
çiçekler ile gelir, kadın çiçeklere bakıp "Ben
söyleyip de sen bana çiçek getirdikten sonra ne
değeri var ki ?!" deyip gider. Burada erkek çifte
açmaza düşmüştür. Kadın ilişkiyi kontrol
etmektedir.
İLİŞKİLERDE "KENDİNİ DOĞRULAYAN KEHANET"
YA DA "YAZGI ÇAĞIRMA"
Kişi başkalarının kendine nasıl davranacağına dair
kafasında bir varsayım oluşturmuştur. Buna uygun bir
davranışta bulunur. Bu davranış diğerinde kişinin
varsayımını doğrulayacak bir davranışa neden olur.
Bu kişinin kişiler arası ilişkilerde diğerlerini bu
şekilde bazı davranışlara ittiği gözlemlenir.
Kişinin kendisini bu davranışlara uyup duran biri
olarak değil de, başkalarına tepki veren biri olarak
görünür.
Örneğin bir adam sürekli eşinden gizli kapaklı
davranışlar içinde hareket ederek karısının
dikkatini çeker ve kadın her şeyini karıştırır.
Adam bireyselliğini bir tehdit olarak bu davranışı
tanımlayarak eşinden ayrılır. İkinci evliliğinde
gene gizli kapaklı davranışları eşini uyarır ve
kadın her şeyini karıştırmaya başladığında
kendini doğrulayan kehaneti oluşmuş ya da yazgısını
çağırmıştır.
|
| Ruhsal Sağlıklı İnsan |
1995 yılın da Amerikalı kuramcı Ellis
(Ret kuramcısı) Ruhsal olarak sağlıklı insanı
şöyle tanımlamıştır.
1. BİREYİN KENDİNE YÖNELİK İLGİSİ
Bireyin duygularının, düşüncelerinin
farkındalığı, sınırları, idealleri, hayalleri,
hedefleri, etikleri, yaratıcılığı ve kendini
tanıması.
2. SOSYAL İLGİ
Moral değerlere dikkat etmek, bireyin kazancı çok
iyiyse bir kısmını yoksullarla paylaşabilmek, yardım
kurumlarında görev alma, üretmek, insani ilgi.
3. KENDİ YAŞAMININ SORUMLULUĞUNU ALMA
Kendi hayatını finanse edebilmek başka insanlara hasta
ve sakat olmadıkça yıkılmamak ayak bağı olmamak (
Ruhsal sorunlarının ortaya çıkışında kendi
sorumluluklarını kabul edebilme)
4. ÖFKE VE KIZGINLIĞI KONTROLLÜ KULLANMAK
İçgüdüleri yönlendirebilmek, esnek olabilmek, kendi
gibi olmayan insanları olduğu gibi kabul edebilme
becerisi.
5. BELİRSİZLİKLERİ KABULLENME GÜCÜ
Ölüm, yaralanma gibi yaşam olaylarında
belirsizlikleri kabullenme gücü.
6. YARATICILIK
7. BİLİMSEL DÜŞÜNCE
8. BEN KABULÜ (Olumlu ve olumsuz)
9. RİSK ALABİLME
10. UZUN VADELİ HEDOİZM
Daha büyük bir keyif için zevki erteleyebilme
örneğin üniversite sınavlarını kazanabilme için
günlük eğlencelerden fedakarlık etmek gibi.
11. ÜTOPYACI OLMAK
|
| Sağlıklı Aile |
Sağlıklı aile, bazen bir kadın ve bir
erkeğin evlenerek çocuk sahibi olmaları ile oluşan,
bazen de aile büyükleri veya akrabalardan bir veya
birkaç kişiyle birlikte yaşamalarından oluşan
küçük bir gruptur.
Aile problemlerine geçmeden önce sağlıklı bir aileyi
tanımlayalım.
Sağlıklı aile, önüne bir sorun çıktığında bu
sorunu çözerek gelişmeye devam eder.
Aile üyeleri birbirlerin uyardıklarında bu uyarılar
yapıcı olarak değerlendirilir ve eleştiriler
rahatlıkla karşılanır.
Aile üyeleri arasında güç dağılımı esnektir.
(Annenin yada babanın yada çocuğun Aile üyelerine her
istediğini yaptırdığı bir ailede, güç dağılımı
tek bir kişide toplanmıştır ve esnek değildir).
Her bireyin kendini ortaya koyması, kendisi olması
hakkında bir seçme özgürlüğü vardır.
Aile üyeleri yaşam güçlüklerinden kaynaklanan
üzüntü ve gerginlikleri tanır ve bunu bir kişiye
yüklemez.
Aile bir grup olarak yaşamlarını daha iyiye
taşıyarak güçlenir.
Aile üyeleri birbirine karşı esnek ve tamamlayıcı
bir rol üstlenmiştir.
Aile üyeleri yeniliklere ve yeni durumlara kolaylıkla
uyum sağlarlar.
Aile üyeleri arasında yakınlaşma ve ayrılık
seviyeleri bulunur. Bu seviyeler bireylerde panik
uyandırmadan değişebilirler.
Çekirdek aile, yani anne- baba ve çocukların diğer
aile üyeleri ile ilişkileri sağlıklıdır. Ama önem
sırasında birincil durumdadır.
|
| Aile Problemleri |
Aile çatışmalarından bir tanesi, aile
üyelerinin bireysellik ihtiyacı ile birliktelik
ihtiyaçları arasındaki dengeyi kuramamalarından
oluşmaya başlar. Eşlerden ya da çocuklardan birinin
büyüyerek değişmeye başlaması, daha fazla
bireysellik ihtiyacı duyması ailenin diğer üyelerinde
endişe, kaygı, stres oluşturmaya başlar ve
tartışmalara neden olur. Örneğin bir koca yeni bir
iş kuruyor olabilir, yeni bir hobi edinme ihtiyacı
doğabilir ve eşine eskisinden daha az zaman
ayırabilir. Kadın bu zamanı kendisi için olumlu
olabilecek, zevk aldığı bir etkinlikle geçirmeyip,
kocasının yolunu beklemeye başlarsa, gittikçe
kızgınlık ve öfkesi artar. Sonunda tartışma
çıkarır. Bu durum karşısında koca üzülerek
karısına yaklaşır, bu sefer kadın uzağa gitmiştir.
Koca bir süre dener ve eşi yaklaşmayınca bu sefer o
tartışma çıkarır ve uzağa çekilir. Bu sefer de
pişman olan kadın yaklaşır. Böylece duygusal baskı
sebebiyle yaşanan bu iki durum arasında kişiler
yakınlaşma - uzaklaşma ikilemi ve gidiş-geliş
yaşarlar.
Başka bir örnekte büyümekte olan bir genç kız anne
ve babası ile daha az zaman geçirmeye başlayabilir ve
arkadaşları ile birlikte olmayı daha çok tercih
edebilir. Bu anne ve babada kaygı, stres ve endişe
yaratırsa ailede gerilimler, tartışmalar başlar.
Çocuklar büyüdükçe bireysellik itiyaçları artarken
ev kadını bir annede : "Artık bana ihtiyaçları
yok" kaygı ve endişesi başlar. Bir kadının
kendine ve ihtiyaçlarına daha fazla zaman ayırmaya
karar verip, yabancı dil öğrenimine, spor yapmaya
başlaması gibi etkinlikleri kocasını
kaygılandırmaya başlar. Bütün bu örnekler
çoğaltılabilir. Aile üyelerinin ilerleyen zaman
içinde kendilerini geliştirmeye, farklılaşmaya
duydukları temel bir ihtiyaç vardır. Farklılaşma ve
kendini geliştirme ihtiyacını, toplumun gelişmesi,
kültür, yaşanılan ortam, kitap okuma, televizyon,
basın ve arkadaş grupları etkileyebilir. Sonuç olarak
farklılaşma bireyin yoğun ilişkiler içinde kendini
tanımlayabilme ve varlığını sürdürebilme
sürecidir.
Evlilik veya aile içinde çeşitli nedenlerle bir
problem, bir güçlükle karşılaşıldığında,
(Doğum, ölüm, deprem, hastalık, para kaybı)
problemden oluşan gerginlikle başa çıkabilmek için
aile şu mekanizmalardan bir veya birkaçını kullanır.
1- Birbirinden uzaklaşma
2- Birbiriyle çatışmaya girme
3- İlişkinin uyumu için eşlerden veya aile
üyelerinden birinin kendini ifade etmesi
4- Çiftin ve ailenin ortak bir ilgi alanına
yönlenmesi.
1- Birbirinden uzaklaşma
Sistem teorisine göre, dürtüsel olarak kişileri
yönlendiren, birliktelik ihtiyacı ve bireyselleşme
ihtiyacı arasındaki dengenin kurulabilmesidir. Bireyin
bireysellik ihtiyacı, farklılaşma düzeyi düşükse,
birliktelik ihtiyacı duygusal sistemin kişiye hakim
oluşuyla artar. Yani özetle duygusal insanların
bireyselleşme ihtiyaçları az, birliktelik
ihtiyaçları yüksektir. Birey farklılaşmaya
başladığında ilişkilerindeki kaygı da
artacağından, kaygı ve endişe duygusal sistemi
harekete geçirerek bireyin farklılaşmasını azaltır.
Bireysellik ihtiyacı, farklılaşma düzeyleri çok
düşük olan kişilerde diğerleri ile olan ilişkide
aşırı yakınlık ve kaynaşma meydana gelir. Artık
kişiler ilişki içinde bireyselliklerini koruyamazlar.
Bağımlılık arttıkça ilişki sıkıntı ve gerginlik
üretmeye başlar.
İlişki içinde iki türlü anksiyete (gerginlik,
kaygı, tasa, endişe) yaşanır:
A- Duygusal olarak izole olup birliktelik ihtiyacına yol
açan anksiyete.
B- İlişkide yoğun duygusallık nedeniyle partnerle
aşırı kaynaşma ve bireysellik ihtiyacının artması.
Bu iki durum arasında kişiler yakınlaşma - uzaklaşma
ikilemini ve geliş gidişleri yaşamaya başlarlar.
Ailenin karşılaştığı bir problemde, oluşan iç
gerginlik veya birbirlerinin duygusal tepkilerinden
kaçınmak için aile üyeleri veya çiftler
birbirlerinden uzaklaşırlar. Kişi araya mesafe koyarak
karşılaşmaları az ve yüzeysel tutar, böylece
kendini bağımlılık ilişkisinden korumaya
çalışır. Ama bu duygusal mesafe, kişinin
bağımlılık ihtiyaçları da olduğu için, başka
yerlere akar. Bu mesleki başarılar, evlilik dışı
ilişkiler veya terapötik ilişkiler olabilir.
2- Birbiriyle çatışmaya girme
Yakınlaşma -Uzaklaşma ikilemine çözüm olabilir.
Çocukları ebeveynin aşırı ilgisinden korur.
Çatışmalı evlilik ilişkisi, eşlerin duygusal
tepkiselliğinin çoğunun diğer eşte yoğunlaştığı
çok sıkı ilişkilerdir. Gerilim dayanılmaz bir
ölçüye geldiğinde, çift çatışmanın kalkmasını
değil, gerilimin başa çıkabilecekleri düzeye
inmesini isterler.
3- Bir kişinin kendini feda etmesi
Evlilik veya aile içinde gerilim, uyumun sürmesi
adına, diğer eşin kendi isteklerinden vazgeçerek yada
indirim yaparak çözülmeye çalışılır. Süreç
içinde en çok özveride bulunmuş olan kişide,
Fizyolojik yada Psikolojik bir belirti oluşmaya başlar.
Sürekli kendi isteklerinden vazgeçen kişi de oluşan
öfke boşalamadığı için bedenine zarar verebilir. (
Allerji, ülser belirtileri, çarpıntı vs.). Bu tür
ilişkilerde kişi boşanır veya eşini kaybederse
yıllarca süren hastalıkları birden ortadan
kalkabilir.
4- Ortak ilgi alanına yönelme
Her iki eş veya aile üyeleri ilişkilerindeki
bağımlılığın yarattığı anksiyete den (endişe,
kaygı) Kaçınmak için ilgilerini bir çocuk veya
çocuklardan birine yöneltebilirler. İlerleyen
süreçte bu çocukta ailenin gerginlik ortamlarında bir
hastalık (Semptom) belirtisi geliştirme, aşırı
duygusal tepkiler verme, bireysellik kazanamama ve aileye
bağımlı kalma, sorumluluktan kaçınma davranışları
gelişmeye başlar. Çıkardığı problemlerle aileyi
bir arada tutmaya çalışan çocuk, günah keçisi ilan
edilir. Özetle ailenin patolojisi günah keçisi olan
çocukta somutlaşmıştır.
Kişiler duygusal tepkiler verme derecesini genetik ve
öğrenme yoluyla devralır. İlk ailesindeki
ilişkilerde bağımlılık (Füzyon) yaşayan kişi,
kendini ebeveyninin aşırı ilgisinden koruyabilmek
için fiziksel mesafeler, kısa süreli ve seyrek
görüşmeler yaparak duyguyu kesme yoluna gider. Ama
burada bağımlılık ilişkisi çözümlenmemiştir ve
diğer ilişkilerinde kişi aynı bağımlılık
ilişkisini yaşamaya devam eder. Tekrar sıkılır,
tekrar ilişkiyi keserek başka bir ilişkiye girer.
Eş ya da partner seçimi, kişilerin kendileriyle benzer
bireysellik düzeyi, ve benzer birliktelik ihtiyacı
duyması ile belirlenir. Yani duygusal tamamlayıcılık
vardır, ancak ilişki içinde kişiler bunun tam tersi
rolleri gerçekleştirerek sürdürürler.
Aile eş terapileri günümüzde yaygındır. Aile
üyeleri çatışmaları çözemedikleri durumlarda
mutlaka aile ve eş terapistlerine baş vurmalıdırlar.
|
| Evlilik ve Evlilik İlişkileri |
Bu bölüm, Aile ve İlişki Terapisti
Uz.Dr.Murat Dokur & Uz.Psk.Rosita Kastro'nun
hazırladığı Aile ve Çift Terapileri çalışma
notlarından yararlanılarak hazırlanmıştır.
Bir evlilik karmaşık ve sürekli olarak değişen bir
ilişkidir.
İki insan birbirlerine olan bağlılıklarını bir
törenle kutlayıp yasal hale getirdikten sonra, tüm
evlilikleri boyunca sürecek olan bir sonuçla
karşılaşmış olurlar. İşte şimdi amaçlarına
ulaşmış ve evlenmişlerdir ama birlikte yaşamak
istediklerinden mi, yoksa birlikte yaşamak ZORUNDA
olduklarından mı birlikte yaşamaktadırlar ? Bir
evliliğin zorunlu ve gönüllü nitelikleri bir dengeye
ulaştığı zaman, bu evlilik iyi gitmeye ve eşler
ilişkilerinden doyum sağlamaya başlarlar. Mutlu eşler
ne denli birbirilerinden keyif de alsalar her evlilikte
gelenekler, görenekler farklılıklardan ve yasal
gerekçelerden kaynaklanan zorunlu özellikler bulunur.
Evlenmeden önce iki kişi arasında belirli bir ilişki
türü kurulur ve bu ilişkiyi eşler birbirlerini
yeterince tanımadan kurmuş olabilirler. Evlendikten
sonra, evlilik eylemi eşler arasındaki daha önceden
kurulmuş bu ilişkide, radikal bir değişikliği
gerektirebilir. Örneğin evlenmeden önce partnerinin
ufak tefek kusurlarını görmezden gelen bir kız,
evlenince hemen bunları düzeltmek isteyebilir. Aynı
şekilde evlilik öncesi eşinin aşırı duygusal
olmasını hoşgörü ile kabul eden erkek, evlilikte
eşi duygusal davrandığında çileden çıkabilir.
Çoğu zaman eşler arasında evlilikte çıkabilecek
sorunlar evlilik öncesi de vardır ve görmezden
gelinir. Eşler hiç beklemedikleri durumlarla
karşılaştıklarını söylerler ama kendi
ihtiyaçlarına cevap verebilecek kişileri seçerler.
Örneğin kendisini değersiz bulan bir adam, onun bu
sorununa işbirliği yapacak bir kadını bulur.
Aynen saygıya yaşamında yer vermeyen bir kadın ve ona
saygısız bir şekilde davranacak eş seçerler. Bir
özdeyişle tencere kapağını bulur.
Birlikte yaşarken eşlerin üzerinde anlaşmak zorunda
oldukları alanlar vardır; örneğin kim hangi işi ne
ölçüde yapacak? Bütçeyi kim düzenleyecek ?
Birbirlerine ne ölçüde karışacaklar? Koca sinirli
olduğunda karısı onu bebek gibi avutmalı mı? Aynı
şekilde kadın sinirli ise ne olacak ? Erkek eşine
bebek gibi mi davranmalı ? Kimin yakın akraba ve dost
olduğuna, eve kimlerin girip giremeyeceğine kim karar
verecek ya da nasıl karar verilecek ? Evin yükünü
kadın mı, erkek mi omuzlayacak ? Çocuklarla ilgili
kararları kim nasıl alacak, sorumluluklar nasıl
paylaşılacak ? Mutlu bir evlilik bu ve bunun gibi daha
bir çok konuda eşlerin bir anlaşmaya varabildikleri
bir ilişkidir.
Yeni evlilikte eşler aralarında bir sorun
çıktığında sorunu farklılıklar olarak kabul edip
ortak bir noktada anlaşarak ortak bir çözüm
üretebilmeli, iletişim ve etkileşim kanallarını
açık tutabilmelidirler. Tüm evliliklerde uyulması
gereken belirli kurallar vardır.
Eşler birlikte yaşarken, yalnız hangi kurallara
uyacaklarını değil, kuralların kimin tarafından
konulması gerektiğini de konuşmalı ve bu konuda
anlaşmalıdırlar. Bu anlaşma tüm diğer kuralların
temelini oluşturur. Evliliğin ilk günleri hoşgörü
içinde geçerken, zamanla kimin neyi ne ölçüde
kontrol etmesi gerektiği konusunda bir güç savaşına
girerler.
Bu savaşta anlaşmazlıkları çözerken hangi kurallara
uymaları gerektiğini belirten kuralları da
koyabilirler. Başka bir deyişle, eşler kural koymanın
kurallarını koyabilirler. Örneğin eşler her konuda
anlaşmak zorunda olmadıkları konusunda anlaşmaya
varabilirler. Ama bu tür bir anlaşmaya varmaları da
bir tür kural koyma eylemidir.
Kurallar konusundaki tüm bu açıklamalar bir evlilik
ilişkisinin tümüyle rasyonel bir ilişki olduğu
anlamında anlaşılmamalıdır. Eşler sessiz
konuşmalarla, satır araları ve alt yazılarla
birbirlerini anlayabilirler ve birbirlerine
ihtiyaçlarını kurallar tanımlamadan verebilirler.
Birbirlerini dinleyebilen ve eşinin duygularını
anlayabilen çiftler anlaşmak istiyorlarsa, zaten bunu
yaparlar. Örneğin erkek üzgünse kadın, kadın
üzgünse erkeğin onu dinleyip anlayıp avutabilmesi
gibi. Çiftlerin ilişkisinde ailelerinden öğrendikleri
ilişki kalıpları da rol oynar. Örneğin duyguların
sürekli bastırıldığı bir ailede yetişmiş kadın
kocasının duygusal davranmasından aşırı rahatsız
olabilir. Aynı şekilde titiz bir ailede yetişmiş bir
erkek, eşinin saçaklı bir görüntüsünü tolere
edemez. Ailesinden belirli bir konuşma mesafesini
öğrenen kişi eşi bu mesafeye uymuyorsa rahatsız
olabilir. Her ailede aile bireyleri birbirlerinden
öylesine incelikli davranışlar öğrenirler ki, burada
bunları incelemeye olanak yoktur. Özetle eşlerin
aralarında farklı ilişki kurabilme yeteneğinden
yoksun olmaları, ya da bunu öğrenememe, evlilikte
önemli ölçüde mutsuzlukların doğmasına yol
açabilir.
Zorunlu ilişki, örneğin çalışan bir kadın, zengin
bir erkekle evlenir. Erkek eşinin çalışmasını
istemez, kadın " peki " der ve zamanla
ekonomik bağımsızlığını kaybederek gelecek
kaygısı ile eşinin her türlü olumsuz tavrını
tolere ederse, kadın için evlilik zorunlu hale
dönüşür. Erkek içinden, karısı çalışmadığı
için tüm maddi yükün kendi omuzlarında olduğunu
düşünerek, içten içe eşine kızarak, onu
küçümsemeye başlayabilir. Küçümsenen kadın
kendini geriye çeker, erkek bu sefer öfke duyar ve
böylece kısır bir döngü oluşur. Ya da erkek,
evlenmek istemediği sevgilisi bundan dolayı intihar
girişiminde bulunduğu için veya hamile kalan bir
kadınla evlilik gerçekleştirebilir. Bu zorunlu bir
evlilik olmuştur. Adam bir felaketi önlemek için mi
evlendiği, kızla vicdan azabı çekmemek için mi
evlendiği konusunda kuşkulara kapılırlar ve bu
çiftin sorunları bitmez.
Evlilikte eşlerden biri diğerinin tolere edilemeyecek
davranışlarına sürekli göz yumarsa bu evlilik
zorunlu bir ilişkiye dönüşür. Özellikle her türlü
davranışları hoş görü ile karşılanan eş, zamanla
eşinin kendisi olmadan olamayacağını düşünür. Bu
tür eşler arasında kolaylıkla çatışma
döngüsellikleri gelişir. Örneğin bir kadın
kocasının başka seçeneği olmadığı için
kendisiyle yaşadığını düşünmeye başladıysa,
artık bu kadına kocasının sevecen davranışları
bile batmaya başlar. Kayıtsız kalır, ya da ters
davranır. Adam bu davranışlara karşın karısına
daha çok ilgi gösterirse kadının kocası hakkında
düşüncesi pekişir. Ama adam karısının bu
davranışlarına karşı çıkarsa ve karısının çok
geçimsiz olduğunu söyleyip boşanmak istese, bu kez
kadın adama yapışır ve kocasını çok sevdiğini
söyler. Bunun üzerine adam karısına karşı eskisi
gibi hoşgörülü bir şekilde davranırsa yine eski
kısır döngünün çarkları dönmeye başlar ve kadın
kocasının kendisinden ayrılamayacağını düşünmeye
başlar. Eşler arasındaki çatışmaların bir kısmı
seksüel ilişkiler üzerinden yaşanır. Eşlerin
seksüel ilişkilerinden zevk alabilmeleri için,
karşılıklı olarak birbirlerini uyarabilmeleri ,
erotize edebilmeleri gerekir. Bazen utangaç davranmalar
kadar, seksüel ilişkide de gücün eşit paylaşımı
ve bakışık ilişki gereklidir. (Bakınız ilişki ve
ilişki problemleri, Aile ilişkileri)
Eşler arasında seksüel çatışmalar çeşitli
şekillerde gelişir. Örneğin erkek yalnız kendi canı
istediği zaman, karısına yakınlaşarak sevişmek
isteyebilir. Kadın buna itiraz edebilir ve kendisinin
ikincil bir konuma itilidiğini belirtebilir. Karı koca
isteklerini açıkça ifade ediyorlarsa çatışmaların
çözümü kolaylaşır. Ama eşler birbirlerine ne
istediklerini açıkça ifade etmiyorlarsa, o zaman
çatışmaların çözümü güçleşir. Örneğin bir
kadın sevişmek ister ama bunu söylemek yerine ,
kocasının anlamasını ve teklifin ondan gelmesini
bekleyerek kocasına arkasını dönüp yatar. Erkek ise
tam tersi, eşi kendiyle sevişmek istemiyor sanıp oda
sırtını dönüp yatar. Bu tür bir iletişim
örüntüsü içinde zamanla ikiside sevilmediklerini
düşünmeye başlarlar. Bu eşler, ilişkilerinin
tanımlanması sorununu çözüp , isteklerini
birbirlerine açıkça söyleyebilme yürekliliği
kazanmış olsalar, üzülmek yerine sevişmenin tadını
çıkarabilirler.
İlişkide gücün kimde olacağı ve ilişkiyi kimin
kontrol edeceği konusunda bir savaş varsa, eşler
çatışmaları çözümleyebilmek için seksüel
ilişkilerinden de yararlanmaya çalışırlar. Kadın
kocası tarafından küçümsendiği düşüncesine
kapılmışsa, kolay yutulur bir lokma olmadığını
kocasına kanıtlamak için, kocasının sevecen
davranışlarına kayıtsız kalabilir. Adam bir kaç kez
deneyip sonuç alamazsa o da kendi kabuğuna
çekilebilir. Bir süre sonra kadın geri döner ve
kocasıyla sevişir ama sanki hep o istiyormuş
düşüncesine kapılarak kocası tarafından
küçümsendiği kanısı pekişir. Seksüel
anlaşmazlıklar ilişkinin tanımlanması sorunlarından
bağımsız değildir. Eşlerin birbirlerine
davranışları yaşamlarındaki diğer kişilere
davranışları ve seksüel ilişkideki
davranışlarında da gözlenir. İlişkinin diğer
alanlarında eşine hayır diyemeyen bir kadın,
sevişirken de kocasına hayır diyemez. Eşine buyurgan
bir şekilde davranan kadın, kocası akşam gelirken
birşey satın alıp gelse bile gene kocasına buyurgan
davranır. Özetle eşlerin ilişkileri nasılsa,
seksüel ilişkileri de öyledir. İlişkilerinin
tanımlanması sorununu çözebildiklerinde, seksüel
sorunlarını da çözerler.
Eşler arasındaki paradoksal iletişim fizyolojik
rahatsızlıklara da dönüşebilir. Örneğin kocasını
seksüel olarak uyaran bir kadın , bir neden bulup
kocasıyla cinsellik yaşamazsa, kocasıda kadının bu
davranışıyla işbirliği yapabilir; iktidarsızlık ya
da erken boşalma problemlerine yakalanabilir.
Eşler kavga ettikleri zamanlarda birbirlerine
düşündükleri herşeyi ifade edebiliyorken, normal
zamanda " onu kırar, incitirim " korkusu ile
söyleyemediklerini söylerler. Bu kavga eşlerin
kendilerini anlamalarını sağlar. Eşler kavga anında
bir biçimde birbirlerini korumayı bırakmışlardır.
Çiftlerin birbirlerini koruması son derece normaldir.
Ama aşırı korumacılık da çiftlerin ilişkisine
zarar verebilir. Örneğin bir kadın kocasını
incitirim düşüncesiyle, onun hoş olmayan bir
davranışını söylemezse, kocasına iyilik değil
kötülük yapmıştır. Aynı şekilde kadın
kocasından yüksek statüye geçmemek için, kişisel
başarısını engellerse, bunu ilerde kocasına karşı
koz olarak kullanabilir. Bazen eşlerden kimin kimi
koruduğu da belli olmayabilir. Erkek " Eşim çok
mahçuptur. Böyle seksüel konulardan utanır "
derken aslında kendi utanıyor olabilir.
Bazen eşlerin belirtisel davranışları birbirleriyle
örtüşür. Erkek sürekli kalp krizi geçireceğinden
yakınır. Fobik gibi görünen bu belirti, eşiyle
ilişki açısından incelenirse, erkeğin kalbinden
yakınmadığı durumlarda kadının kendi dünyasına ve
depresyona çekildiği görülür. Erkeğin kalbinin
sıkışması durumu kadını kendi depresif
dünyasından çıkarır. Kadın eşiyle ilgilenir ve
depresyonundan çıkar. Erkek iyileşirken kadın tekrar
depresyona girer ve bu döngü tekrarlayarak bir sistem
oluşur.
Tüm bu örneklerde çiftlerin arasındaki ilişki
biçimlerini görüyoruz. Kabaca çiftlerin ilişki kurma
sistemleri dört ana grupta toplanır :
1-Simetrik ilişkiler
2-Tamamlayıcı ilişkiler
3-Paralel ilişkiler
4-Meta-complamenter ilişki
1. Simetrik ilişkide bir davranış diğer kişiden
aynı şekilde cevap görür ve güç tırmanmasına yol
açar politikacılar arasında sık görülür. Ben
güçlüyüm- Ben daha güçlüyüm yada ben güçsüzüm
- ben daha güçsüzüm ilişki biçimidir bu.
2. Tamamlayıcı ilişki birbirine ters tutum ve
davranışlarla birbirini tamamlayan ilişki biçimidir.
Biri neşeli - Diğeri karamsar, biri öğretmen diğeri
öğrenci, biri hasta diğeri kendine baktıran gibi.
3. Paralel ilişki- (Eşit)
Burada kişiler her iki türlü ilişkiye zaman içinde
uyumla sürdürebilirler, yardım eden yardım da
alabilir.
4. Meta - Complomanter ilişki
Aynı anda hem simetrik hem tamamlayıcı ilişki
tanımı vardır. Örnek : Bana hükmetmeni istiyorum.
Bir ilişkinin kimin tarafından kontrol edileceği
sorunu ile herkes karşılaşır ve herkesin bu sorunla
uğraşmak için belirli teknikleri vardır.
Bir ilişkinin kontrolünü kazanmaya çalışmak
patolojik değildir. Fakat kişi bir ilişkiyi kontrol
etmeye çalıştığı halde kontrol etmediğini
söylerse o zaman bu kişi belirtisel bir şekilde
davranmak zorunda kalır. Birbiriyle iyi anlaşan eşler
ilişkilerinde kimin nereyi kontrol edeceğini iyi
bilirler. Örneğin erkek parayı kadın sosyal yaşam
programları gibi sorunlu ilişkiler, kişilerin
ilişkilerinin hangi alanının kimin tarafından kontrol
edileceğini saptayamadıkları ve bu konuda bir
anlaşmaya varamadıkları ilişkilerdir. Sorunlu
ilişkilerde biri ilişkinin belirli bir alanını
kontrol etmek istediği zaman diğeri de aynı alanı
kontrol etmeye çalışır ve savaş çıkar. Bu savaş
bazen ince, açık ve zenginlik içeriyor olabildiği
gibi, kaba, pasif direnç ve fiziksel kavga ile de
bitebilir.
Sorunlu ilişkiler her zaman Psikiyatrik belirtiler
doğurmaz. Bir ilişkide kişilerden biri diğerinin
davranışını kısıtlayıp bunu yapmadığını
söylerse ilişki patalojik nitelik kazanır. Kadın
kocasını evde olmaya zorlar ama kendini yadsır. Yani
eşini sürekli zorladığının bilincinde değildir.
Örneğin bir erkek arkadaşıyla yemeğe gitmek veya
maça gitmek istediğinde, karısının başı ağrır,
başı döner ve düşüp bayılabilir. Psikolojide
kadının sürekli hastalık çıkararak kocasını evde
tutabilmesine kadının İKİNCİL KAZANÇLAR adı
verilir.
(Bakınız ilişki ve ilişki problemleri)
|
| Boşanma ve Boşanma Terapileri |
Bu bölüm, Aile ve İlişki Terapisti
Uz.Dr.Murat Dokur & Uz.Psk.Rosita Kastro'nun
hazırladığı Aile ve Çift Terapileri çalışma
notlarından yararlanılarak hazırlanmıştır.
Boşanma iki insan arasındaki duygusal ve kişisel
beraberliğin sona ermesidir. Bazen bir çift evli olarak
kalabilir ama aralarında duygusal olarak bir boşanma
olmuştur. Ama ailelerin kendilerine yaklaşımı, sosyal
baskı, kültürünün etkisi, dini inançlar evlilik
süresinde edinilmiş mülk ve paylaşımı varsa
çocuklarının durumu nedeniyle çiftler bir arada
yaşamaya devam edebilirler.
Bazen de çiftler şekilsel olarak evlerini
birbirlerinden ayırabilirler veya yasal olarak
boşanabilirler ama eğer duygusal olarak birbirlerinden
boşanmamışlarsa birbirlerini ilişkiye çekme ve itme
arasında gidip gelebilirler. Bir tanesi yeni bir partner
ile yeni bir yaşama geçene kadar bu itme- çekme devam
edebilir.
Evli bir çiftin beraberliğinde sıkıntı hissi,
keyifli hissetmekten daha fazla yoğunlaştığı noktada
çiftin problemleri de başlar. Evlilikte neden
sıkıntı duygusunun arttığı sorunu ise çiftlerin
dinamiklerine göre değişir. En görülen etkenler
şunlardır :
1 - Çiftin birbirini aşırı ölçüde kontrol etme
ihtiyacı
2 - İlişkiyi kimin kontrol edeceği sorusu güç
savaşı
3 - Çiftlerden birisi yada her ikisinin duygularında
değişme , eşlerin birbirini artık çekici ve erotik
bulmaması. Birinin diğerini erotize edememesi.
4 - Çiftin birbiriyle konuşmaması iletişimlerinin
çeşitli nedenlerle kesilmesi ( Çocuklar; birbirlerine
kızgınlık,toplumsal roller, para gibi)
Her bireyin ve çiftin problemleri olması normaldir.
Önemli olan bu problemleri çözebilme ve ileriye doğru
hareket edebilmektir. Çiftin problemlerini
çözebilmeleri içinde önce birbirleriyle
konuşabilmeleri gerekir. (Bakınız ilişki ve ilişki
problemleri)
Boşanmanın 3 dönemi :
1- BOŞANMA ÖNCESİ DÜŞÜNME DÖNEMİ
Duygular : Çiftlerde birbirlerine yabancılaşma
başlar. İlişkide tatminsizlik ve bu gerçeğin
farkedilmesiyle korku, üzüntü, kaygı, kaos,
yetersizlik duyguları, boşluk hissi ve suçluluk
duyguları oluşur. Eşler birbirleriyle sürekli
tartışırlar, yüzleşmeye çalışırlar, terapi
arayışına girebilirler. Birbirlerine karşı fiziksel
ve duygusal olarak içe kapanma, çelişkili duygular
yaşamak, zaman zaman eski sevecenliklerini kazanma
çabaları görülür. Bir süre de negatif iletişimler
ve negatif duygularla yaşarlar.
2- BOŞANMA SÜRESİ - MAHKEME DÖNEMİ DUYGULAR VE
DAVRANIŞ
Çiftlerden birinde veya her ikisinde depresyon
görülebilir. Kızgınlık, ümitsizlik, çaresizlik
duygularına bağlı olarak karşı tarafla pazarlık
yapma, kavga, tehdit, inkar, intihara baş vurma, yas
tutmak görülmeye başlar. Ardından gelen yoğun öfke
sonrası fiziksel olarak ayrılarak kanuni işlemler
başlatılır. Ekonomik düzenlemeler ve varsa
çocuklarla ilgili pazarlıklar başlar.
Kızgınlık , öfke, üzüntü, çaresizlik, yalnızlık
duygularıyla yas süreci yaşandıktan sonra akraba
ailelere ve arkadaşlara söyleme süreci başlar.
3- BOŞANMA SONRASI- DENGELERİN TEKRAR KURULMASI
DUYGULAR VE DAVRANIŞLAR
Bu dönemde coşku ve iyimserlikle boşanma eylemi
sonuçlandırılır. Kararlı davranışlarla yeni
arkadaşlıklar ve merak duygularıyla yeni aktivitelerde
roller alınır. Varsa çocuklar için yaşam günlük
bir rutine oturtulur. Yavaş yavaş durumu olduğu gibi
kabul etme, yeni bir kimlik oluşması, kendine güvenme
ve duygusal boşanmayı tamamlama, kendinden emin olma,
enerji ve coşku, bağımsızlık ve bireysellik
duygularının yükselmesi ile birlikte yeni partner veya
sevgi nesnesi arama dönemi başlar. Çocukların
durumlarına alışmaları ve kabullenmeleriyle birlikte
yeni yaşam biçimi oluşur.
|