İlişkiler

  1. İlişki
  2. Ruhsal Sağlıklı İnsan
  3. Sağlıklı Aile
  4. Aile Problemleri
  5. Evlilik ve Evlilik İlişkileri
  6. Boşanma ve Boşanma Terapileri






İlişki
Bu bölüm, Aile ve İlişki Terapisti Uz.Dr.Murat Dokur & Uz.Psk.Rosita Kastro'nun hazırladığı Aile ve Çift Terapileri çalışma notlarından yararlanılarak hazırlanmıştır.


İLİŞKİ , kişiler arasında, duygu ve düşüncelerle oluşan davranışlarda şekillenen bir mesaj iletimidir. Arzu, İstek ve ihtiyaçların karşılanmasına yönelik bir alışveriş sürecidir.

Bir ilişkinin üç bileşeni vardır :

1- İLETİŞİM

2- GÜÇ

3- DUYGULAR


1- İLETİŞİM (KOMÜNİKASYON) Katılanların sözlü yada sözsüz mesajlarla, beden diliyle birbirlerine bilgi ilettikleri ve bu iletileri anlamaya , yorumlamaya çalıştıkları bir süreçtir. İlişkide bulunan kişiler her zaman, ilişkide hangi mesajların ve ne tür davranışların olacağını anlamaya çalışırlar.

İnsanların karşısındakini anlaması kadar kendini ifade edebilmesi de iletişimde önemli bir öğedir. Bireyin kendini ifade edebilmesi için önce kendini anlayabilmesi ve anladıktan sonra tanımlayabilmesi, sonrada bunu davranışa veya söze dökerek ifade edebilmesi gerekir.

Anlama sürecinde bireyin geçmişinden getirdikleri (toplum-kültür-aile-okul yaşamından gelen öğretiler-inanç sistemleri-temalar ve kalıplar) bugünkü durumu, sezgilerini kullanma, duyguları ve mantığının işleyiş biçimi, gücü, yapabilirim ölçeği, içindeki enerji hepsi harekete geçer. Bireyin kendini anlayabilme ve ne istediğini bilebilmesi ve harekete geçirebilmesi kişiler arası ilişkilerinde etkin olmasını sağlayacaktır. Bireyin karşı tarafı anlayabilmesi için ne söylendiğini dinlemesini öğrenmesi gerekir. Söylenenlerin, davranışlarla paralel olup olmadığını, beden dilini, karşısındakinin duygularını yargılayıcı olmadan , olabildiğince tarafsız duyabilmeli, sezebilmeli ve hissedebilmelidir.
Elbette bu son derece karmaşık bir süreçtir. İki kişi karşılaştığında çeşitli davranışlar ortaya çıkabilir. Sevgi, şakalaşmama, umursamama, erotik davranışlar gibi. Bu iki kişi karşılıklı ilişkilerini tanımlayacaklardır. İlişkilerinde neyin olup, neyin olmayacağına karar verip, belirlendiği sürece "İlişkinin tanımlanması" adı verilir. Zaman içinde bu tanımlama ikisinin isteği üzerine değişkenlik gösterebilir. Bir kadınla bir erkek birlikte içki içerlerken biri öpmek istediğinde diğeri geri çekilmişse bu aşk ilişkisi değil dostluk ilişkisi olarak kalmalı mesajı gitmektedir. Kişiler bu durumu kabul ediyorsa veya etmiyorsa ona göre mesaj iletecek ve ilişki bu alanda tanımlanacaktır.

İnsanların davranışları ile, kurdukları cümleleri ile paralel olup olmadığı da ilişkiyi tanımlar. Örneğin bir kız "hayır" deyip erkekten uzaklaşmışsa ne istediğine dair net bir durum vardır. Ama kız erkeğe doğru eğilerek belirsiz ve tutarsız bir "hayır" demişse, cümlesi hayır derken bakışı ve beden diliyle " evet" mesajı yolluyorsa, burada hem kendi için hem erkek için karmaşık bir durum oluşur. Cümlesi " hayır " , davranışı " evet " olduğu için paradoks yaratmıştır.

İki arkadaş karşılaştığında " Seni gördüğüme sevindim " cümleleri ile tokalaşırken beden dilleri, bakış, gülümseme, duygu akışı varsa sorun yoktur ilişki tanımlanmıştır. Ama biri diğerine " Sevindim" derken buz gibi bakıp geri çekiliyorsa diğeri burada eşit bir ilişki hissetmeyecek ve karmaşık duygular yaşayacaktır.
Kişiler arası ilişkilerde cümleler ve sözcükler bu sözcüklerin yüksek sesle, alçak sesle, hafif, yumuşak sert söylenmesiyle de anlam kazanır. Sözcük artı sözcüğe verilen anlam artı bedenin duruşu ve ifadesi hepsi bir cümlenin anlamını değiştirebilir. "Bu gün okula gitmedin mi ?" cümlesi yumuşak söylendiğinde anlayış, sert söylendiğinde kızgınlık ve suçlama, eleştiri içerebilir.

İki kişi veya kişiler arası ilişkilerde söylenen sözcükler, beden dili kadar sessizlikler ve satır araları da önem kazanır. Bir kişiyi dinlerken duraksamaları, nerede susup sessiz kaldığı söylemediklerini de anlamaya çalışmak önemlidir. Örneğin telefonda birini arayıp uygun olup olmadığını sormadan konuşmaya başlanıldığında, karşı tarafın tek kelimelik cevapları ve sessizlikleri, söylemediği halde rahatsız olduğunu, işi olduğunu anlatmaktadır. "Şu anda uygun değilim." demiş olsaydı o andaki ilişkiyi tanımlayacaktı.

Bazen çiftler negatif ilişkilerle varolmayı öğrenmişlerdir. Kadın sinemaya gitmek istemiyorum derken partnerinin bunun sinemaya gitmek konusunda ısrar etmesi anlamına geldiğini anlaması konusunda anlaşmışlarsa sorun çıkmaz. Partner peki deyip susarsa tartışma başlayacaktır.

Anlatıldığı gibi iki insan arasındaki iletişim son derece karmaşık süreçtir. Bu süreçlerde bireylerin kendileriyle iç ilişkileri, kendilerine ne ölçüde tanımış oldukları, duygularından haberdar olup olmadıkları, hangi düşüncelerinin, hangi duyguya yol açtığı, duygularının ayaklarına bağ olup olmadığı inandıkları değerler, etikleri yargı sistemleri ve kalıplaşmış düşünceleri içgüdüleri ve bunların farkında olup yönlendirebilmeleri, yaşama pozitif veya olumsuz bakış biçimleri, ilk ailelerinden öğrendikleri de davranışlara yansıyacak ve ilişkilerde güçlükler yaşanabilecektir. Örneğin eşinden sürekli kötü davranış gören, içki içen sorumsuz bir erkeği, eşi şikayet ettiği halde bir türlü bu erkeği bırakamayabilir. Bu kadının inanç sistemleri incelendiğinde " kurtarıcı" rolünde olan bir kadın " bir erkeği yeteri kadar çok severse onu iyileştirebileceği" inancı taşıyan bir kadın modeli çıkabilir. Buna da günümüzde "kuşak geçişleri" dediğimiz, bu kadının bu inancı annesinden, annenin de annesinden almış olabileceği incelenir. Bu ailedeki kadınlar büyük bir olasılıkla sorumsuz erkekleri kurtarmaktadırlar. Böyle bir ilişkide çiftler arasında çatışmalar yoğundur.


İLİŞKİDE GÜÇ (KONTROL)


İlişki içindeki kişiler:

1- İlişkilerinde hangi mesajlar ve davranışlar olmalı ?

2- Buna kim karar verip ,ilişkiyi kim kontrol etmelidir ? Sorularına cevap ararlar.


İnsan ilişkilerinin doğası gereği bu durum oluşur. Her birey bir başkası ile ilişkisini tanımlama ve karşısındakinin kendisiyle ilgili ilişki tanımlamasını ya kabul etme ya da karşı çıkmayla ilgilidir.

Bir kişi diğerine bir şey söylediğinde karşı taraf sessiz de kalsa, sessiz kalan taraf karşısındakine sessizlikle ne tür bir ilişki istediğini tanımlamış olur.

Bir ilişkide hangi davranışların bulunması gerektiğine tümüyle öteki kişinin eline vermek insanın yapısında olmayan bir şeydir. Örneğin bir erkek eşine " Bana ne yapmam gerektiğini sen söyle " derse ilişkisinin eşi tarafından kontrol edilen bir ilişki olmasını sağlar ve bir paradoks ortaya çıkar.

1- Ne yapmam gerekiyor bana söyle

2- Sana verdiğim bu emri yerine getir.

Sonuçta bir kişi bir gün diğeriyle ilişkisini tanımlamaktan kaçındığında çok daha geniş bir düzeyde ilişkiyi kontrol eder. Bu bir robotun kontrol edildiği gibi bir durum değildir. Bir kişi ben merkezci bir tutum ve agresif bir davranışla diğer kişinin özgürlüğünü kısıtlayabilir, ama bir diğeri " çaresiz " davranarakla diğerinin özgürlüğünü kısıtlayabilir. Çaresiz davranarak bir başka kişinin kendine "bakmasını" sağlayan kişi sanki bakanın kontrolü altında gibi gözükürken "kendine baktırdığı" bir ilişki şeklinde kontrol etmeyi başarmıştır. Üç aylık bir bebek çok küçük ve çaresizdir, bakıma muhtaçtır, ama ebeveynlerin bütün yaşamı ona göre planlanmıştır. Tüm evi bebek kontrol etmektedir.
İlişki kurma biçimi kabaca dört gurupta toplanabilir :

1.Simetrik ilişkiler

2.Tamamlayıcı ilişkiler

3.Paralel ilişkiler

4.Meta-complamenter ilişki

5.Simetrik ilişkide bir davranış diğer kişiden aynı şekilde cevap görür ve güç tırmanmasına yol açar politikacılar arasında sık görülür. Ben güçlüyüm- Ben daha güçlüyüm yada ben güçsüzüm - ben daha güçsüzüm ilişki biçimidir bu.

6.Tamamlayıcı ilişki birbirine ters tutum ve davranışlarla birbirini tamamlayan ilişki biçimidir. Biri neşeli - Diğeri karamsar, biri öğretmen diğeri öğrenci, biri hasta diğeri kendine baktıran gibi.

7.Paralel ilişki- (Eşit)

Burada kişiler her iki türlü ilişkiye zaman içinde uyumla sürdürebilirler, yardım eden yardım da alabilir.
8.Meta - Complomanter ilişki

Aynı anda hem simetrik hem tamamlayıcı ilişki tanımı vardır. Örnek : Bana hükmetmeni istiyorum.

Bir ilişkinin kimin tarafından kontrol edileceği sorunu ile herkes karşılaşır ve herkesin bu sorunla uğraşmak için belirli teknikleri vardır.

Bir ilişkinin kontrolünü kazanmaya çalışmak patolojik değildir. Fakat kişi bir ilişkiyi kontrol etmeye çalıştığı halde kontrol etmediğini söylerse o zaman bu kişi belirtisel bir şekilde davranmak zorunda kalır. Birbiriyle iyi anlaşan eşler ilişkilerinde kimin nereyi kontrol edeceğini iyi bilirler. Örneğin erkek parayı kadın sosyal yaşam programları gibi sorunlu ilişkiler, kişilerin ilişkilerinin hangi alanının kimin tarafından kontrol edileceğini saptayamadıkları ve bu konuda bir anlaşmaya varamadıkları ilişkilerdir. Sorunlu ilişkilerde biri ilişkinin belirli bir alanını kontrol etmek istediği zaman diğeri de aynı alanı kontrol etmeye çalışır ve savaş çıkar. Bu savaş bazen ince, açık ve zenginlik içeriyor olabildiği gibi, kaba, pasif direnç ve fiziksel kavga ile de bitebilir.

Sorunlu ilişkiler her zaman Psikiyatrik belirtiler doğurmaz. Bir ilişkide kişilerden biri diğerinin davranışını kısıtlayıp bunu yapmadığını söylerse ilişki patalojik nitelik kazanır. Kadın kocasını evde olmaya zorlar ama kendini yadsır. Yani eşini sürekli zorladığının bilincinde değildir. Örneğin bir erkek arkadaşıyla yemeğe gitmek veya maça gitmek istediğinde, karısının başı ağrır, başı döner ve düşüp bayılabilir. Psikolojide kadının sürekli hastalık çıkararak kocasını evde tutabilmesine kadının İKİNCİL KAZANÇLAR adı verilir.


DUYGULAR


Bir ilişki üçüncü bileşeni olarak, "duygulara göre" de tanımlanmaktadır. Kişi kendinin ne hissettiğini ne kadar iyi farkedebiliyor ve tanımlayabiliyorsa, bir olay olduğunda ne kadarı kendinden, ne kadarı karşı taraftan bunun ayırımına ulaşabilecektir.

Bazen ilk tanışılan bir kimse ile, ilk saniyeler içinde, o kişiyi sevip sevmemekle ilgili bir karar verilebilir. Geçmişteki sevimli, sevilen bir öğretmen, paylaşımcı sevgi dolu bir abla, sıcak bir anneanne v.s. gibi bilinç altından olumlu yaşantılarımızı çağrıştıran ve çağıran olumlu duygularla tanıştığımız bu kişiyi hemen sevebiliriz ( Aktarım ). Bazen kötü anılarımızın olduğu bir öğretmen, dayak yenilen bir ağabey, mızmız ve sinsi bir kızkardeş, olumsuz çağrışımların oluşturduğu olumsuz duygularla karşımızdaki kişiyi sevmeyebiliriz. Burada duyguları tanımlama büyük önem kazanır. 3 - 5 saniyede karşımızdaki kişiyi hangi duyguyla sevmedik, o mu birşey yaptı ? Bizde mi bir duygu oluştu ? Hangi duygu oluştu ? Korku, kaygı, endişe, gerginlik, üzüntü, sevinç, neşe, merak, boşluk, kaos, yabancılık, yetersizlik, ümitsizlik, kızgınlık, öfke, yalnızlık v.s. gibi.

Kişi ne hissettiğini tanımlayabilirse, neden böyle hissettiğini, hangi noktada bu duygusunun oluşmaya başladığını saptayarak, sanki karışmış bir yumağın ucunu bulmuştur ve artık çöze çöze sonuna gidebilecektir.


KİŞİLERDE ÇİFTE AÇMAZ


Çifte açmaz kişi ne yaparsa yapsın kazanamayacağı bir durumdur. Kişi yoğun bir ilişki içindedir ve partneri birbiriyle çelişen mesajlar kendisine iletmektedir. Ve kişi hangi mesaja karşılık vermesi gerektiğini bilemez ve kafası karışır.
Bir erkek eşine " Pazar günü için programı sen yap, ben her şeye uyarım " der. Kadın yürüyüş teklif ettiğinde " Peki ama, şimdi trafik vardır " der. Kadın " Öyleyse sinemaya gidelim " derse " Peki ama bu havada mı ?" dediğinde kadın bir çifte açmazdadır. Erkek."Peki ama" pozisyonu almıştır. Hem kadına program yapma sorumluluğunu bırakmış hem de durumu kontrol etmektedir.

Çok görülen bir örnek kadın eşine ona hiç çiçek getirmediğini söyler. Adam ertesi akşam elinde çiçekler ile gelir, kadın çiçeklere bakıp "Ben söyleyip de sen bana çiçek getirdikten sonra ne değeri var ki ?!" deyip gider. Burada erkek çifte açmaza düşmüştür. Kadın ilişkiyi kontrol etmektedir.



İLİŞKİLERDE "KENDİNİ DOĞRULAYAN KEHANET" YA DA "YAZGI ÇAĞIRMA"


Kişi başkalarının kendine nasıl davranacağına dair kafasında bir varsayım oluşturmuştur. Buna uygun bir davranışta bulunur. Bu davranış diğerinde kişinin varsayımını doğrulayacak bir davranışa neden olur. Bu kişinin kişiler arası ilişkilerde diğerlerini bu şekilde bazı davranışlara ittiği gözlemlenir. Kişinin kendisini bu davranışlara uyup duran biri olarak değil de, başkalarına tepki veren biri olarak görünür.

Örneğin bir adam sürekli eşinden gizli kapaklı davranışlar içinde hareket ederek karısının dikkatini çeker ve kadın her şeyini karıştırır. Adam bireyselliğini bir tehdit olarak bu davranışı tanımlayarak eşinden ayrılır. İkinci evliliğinde gene gizli kapaklı davranışları eşini uyarır ve kadın her şeyini karıştırmaya başladığında kendini doğrulayan kehaneti oluşmuş ya da yazgısını çağırmıştır.


Ruhsal Sağlıklı İnsan
1995 yılın da Amerikalı kuramcı Ellis (Ret kuramcısı) Ruhsal olarak sağlıklı insanı şöyle tanımlamıştır.


1. BİREYİN KENDİNE YÖNELİK İLGİSİ

Bireyin duygularının, düşüncelerinin farkındalığı, sınırları, idealleri, hayalleri, hedefleri, etikleri, yaratıcılığı ve kendini tanıması.


2. SOSYAL İLGİ

Moral değerlere dikkat etmek, bireyin kazancı çok iyiyse bir kısmını yoksullarla paylaşabilmek, yardım kurumlarında görev alma, üretmek, insani ilgi.


3. KENDİ YAŞAMININ SORUMLULUĞUNU ALMA

Kendi hayatını finanse edebilmek başka insanlara hasta ve sakat olmadıkça yıkılmamak ayak bağı olmamak ( Ruhsal sorunlarının ortaya çıkışında kendi sorumluluklarını kabul edebilme)


4. ÖFKE VE KIZGINLIĞI KONTROLLÜ KULLANMAK

İçgüdüleri yönlendirebilmek, esnek olabilmek, kendi gibi olmayan insanları olduğu gibi kabul edebilme becerisi.


5. BELİRSİZLİKLERİ KABULLENME GÜCÜ

Ölüm, yaralanma gibi yaşam olaylarında belirsizlikleri kabullenme gücü.


6. YARATICILIK


7. BİLİMSEL DÜŞÜNCE


8. BEN KABULÜ (Olumlu ve olumsuz)


9. RİSK ALABİLME


10. UZUN VADELİ HEDOİZM

Daha büyük bir keyif için zevki erteleyebilme örneğin üniversite sınavlarını kazanabilme için günlük eğlencelerden fedakarlık etmek gibi.


11. ÜTOPYACI OLMAK
Sağlıklı Aile
Sağlıklı aile, bazen bir kadın ve bir erkeğin evlenerek çocuk sahibi olmaları ile oluşan, bazen de aile büyükleri veya akrabalardan bir veya birkaç kişiyle birlikte yaşamalarından oluşan küçük bir gruptur.

Aile problemlerine geçmeden önce sağlıklı bir aileyi tanımlayalım.

Sağlıklı aile, önüne bir sorun çıktığında bu sorunu çözerek gelişmeye devam eder.

Aile üyeleri birbirlerin uyardıklarında bu uyarılar yapıcı olarak değerlendirilir ve eleştiriler rahatlıkla karşılanır.

Aile üyeleri arasında güç dağılımı esnektir. (Annenin yada babanın yada çocuğun Aile üyelerine her istediğini yaptırdığı bir ailede, güç dağılımı tek bir kişide toplanmıştır ve esnek değildir).

Her bireyin kendini ortaya koyması, kendisi olması hakkında bir seçme özgürlüğü vardır.

Aile üyeleri yaşam güçlüklerinden kaynaklanan üzüntü ve gerginlikleri tanır ve bunu bir kişiye yüklemez.

Aile bir grup olarak yaşamlarını daha iyiye taşıyarak güçlenir.

Aile üyeleri birbirine karşı esnek ve tamamlayıcı bir rol üstlenmiştir.

Aile üyeleri yeniliklere ve yeni durumlara kolaylıkla uyum sağlarlar.

Aile üyeleri arasında yakınlaşma ve ayrılık seviyeleri bulunur. Bu seviyeler bireylerde panik uyandırmadan değişebilirler.

Çekirdek aile, yani anne- baba ve çocukların diğer aile üyeleri ile ilişkileri sağlıklıdır. Ama önem sırasında birincil durumdadır.
Aile Problemleri
Aile çatışmalarından bir tanesi, aile üyelerinin bireysellik ihtiyacı ile birliktelik ihtiyaçları arasındaki dengeyi kuramamalarından oluşmaya başlar. Eşlerden ya da çocuklardan birinin büyüyerek değişmeye başlaması, daha fazla bireysellik ihtiyacı duyması ailenin diğer üyelerinde endişe, kaygı, stres oluşturmaya başlar ve tartışmalara neden olur. Örneğin bir koca yeni bir iş kuruyor olabilir, yeni bir hobi edinme ihtiyacı doğabilir ve eşine eskisinden daha az zaman ayırabilir. Kadın bu zamanı kendisi için olumlu olabilecek, zevk aldığı bir etkinlikle geçirmeyip, kocasının yolunu beklemeye başlarsa, gittikçe kızgınlık ve öfkesi artar. Sonunda tartışma çıkarır. Bu durum karşısında koca üzülerek karısına yaklaşır, bu sefer kadın uzağa gitmiştir. Koca bir süre dener ve eşi yaklaşmayınca bu sefer o tartışma çıkarır ve uzağa çekilir. Bu sefer de pişman olan kadın yaklaşır. Böylece duygusal baskı sebebiyle yaşanan bu iki durum arasında kişiler yakınlaşma - uzaklaşma ikilemi ve gidiş-geliş yaşarlar.

Başka bir örnekte büyümekte olan bir genç kız anne ve babası ile daha az zaman geçirmeye başlayabilir ve arkadaşları ile birlikte olmayı daha çok tercih edebilir. Bu anne ve babada kaygı, stres ve endişe yaratırsa ailede gerilimler, tartışmalar başlar.

Çocuklar büyüdükçe bireysellik itiyaçları artarken ev kadını bir annede : "Artık bana ihtiyaçları yok" kaygı ve endişesi başlar. Bir kadının kendine ve ihtiyaçlarına daha fazla zaman ayırmaya karar verip, yabancı dil öğrenimine, spor yapmaya başlaması gibi etkinlikleri kocasını kaygılandırmaya başlar. Bütün bu örnekler çoğaltılabilir. Aile üyelerinin ilerleyen zaman içinde kendilerini geliştirmeye, farklılaşmaya duydukları temel bir ihtiyaç vardır. Farklılaşma ve kendini geliştirme ihtiyacını, toplumun gelişmesi, kültür, yaşanılan ortam, kitap okuma, televizyon, basın ve arkadaş grupları etkileyebilir. Sonuç olarak farklılaşma bireyin yoğun ilişkiler içinde kendini tanımlayabilme ve varlığını sürdürebilme sürecidir.

Evlilik veya aile içinde çeşitli nedenlerle bir problem, bir güçlükle karşılaşıldığında, (Doğum, ölüm, deprem, hastalık, para kaybı) problemden oluşan gerginlikle başa çıkabilmek için aile şu mekanizmalardan bir veya birkaçını kullanır.

1- Birbirinden uzaklaşma

2- Birbiriyle çatışmaya girme

3- İlişkinin uyumu için eşlerden veya aile üyelerinden birinin kendini ifade etmesi

4- Çiftin ve ailenin ortak bir ilgi alanına yönlenmesi.




1- Birbirinden uzaklaşma


Sistem teorisine göre, dürtüsel olarak kişileri yönlendiren, birliktelik ihtiyacı ve bireyselleşme ihtiyacı arasındaki dengenin kurulabilmesidir. Bireyin bireysellik ihtiyacı, farklılaşma düzeyi düşükse, birliktelik ihtiyacı duygusal sistemin kişiye hakim oluşuyla artar. Yani özetle duygusal insanların bireyselleşme ihtiyaçları az, birliktelik ihtiyaçları yüksektir. Birey farklılaşmaya başladığında ilişkilerindeki kaygı da artacağından, kaygı ve endişe duygusal sistemi harekete geçirerek bireyin farklılaşmasını azaltır.

Bireysellik ihtiyacı, farklılaşma düzeyleri çok düşük olan kişilerde diğerleri ile olan ilişkide aşırı yakınlık ve kaynaşma meydana gelir. Artık kişiler ilişki içinde bireyselliklerini koruyamazlar. Bağımlılık arttıkça ilişki sıkıntı ve gerginlik üretmeye başlar.

İlişki içinde iki türlü anksiyete (gerginlik, kaygı, tasa, endişe) yaşanır:


A- Duygusal olarak izole olup birliktelik ihtiyacına yol açan anksiyete.

B- İlişkide yoğun duygusallık nedeniyle partnerle aşırı kaynaşma ve bireysellik ihtiyacının artması.

Bu iki durum arasında kişiler yakınlaşma - uzaklaşma ikilemini ve geliş gidişleri yaşamaya başlarlar.

Ailenin karşılaştığı bir problemde, oluşan iç gerginlik veya birbirlerinin duygusal tepkilerinden kaçınmak için aile üyeleri veya çiftler birbirlerinden uzaklaşırlar. Kişi araya mesafe koyarak karşılaşmaları az ve yüzeysel tutar, böylece kendini bağımlılık ilişkisinden korumaya çalışır. Ama bu duygusal mesafe, kişinin bağımlılık ihtiyaçları da olduğu için, başka yerlere akar. Bu mesleki başarılar, evlilik dışı ilişkiler veya terapötik ilişkiler olabilir.


2- Birbiriyle çatışmaya girme


Yakınlaşma -Uzaklaşma ikilemine çözüm olabilir. Çocukları ebeveynin aşırı ilgisinden korur.
Çatışmalı evlilik ilişkisi, eşlerin duygusal tepkiselliğinin çoğunun diğer eşte yoğunlaştığı çok sıkı ilişkilerdir. Gerilim dayanılmaz bir ölçüye geldiğinde, çift çatışmanın kalkmasını değil, gerilimin başa çıkabilecekleri düzeye inmesini isterler.


3- Bir kişinin kendini feda etmesi


Evlilik veya aile içinde gerilim, uyumun sürmesi adına, diğer eşin kendi isteklerinden vazgeçerek yada indirim yaparak çözülmeye çalışılır. Süreç içinde en çok özveride bulunmuş olan kişide, Fizyolojik yada Psikolojik bir belirti oluşmaya başlar. Sürekli kendi isteklerinden vazgeçen kişi de oluşan öfke boşalamadığı için bedenine zarar verebilir. ( Allerji, ülser belirtileri, çarpıntı vs.). Bu tür ilişkilerde kişi boşanır veya eşini kaybederse yıllarca süren hastalıkları birden ortadan kalkabilir.


4- Ortak ilgi alanına yönelme


Her iki eş veya aile üyeleri ilişkilerindeki bağımlılığın yarattığı anksiyete den (endişe, kaygı) Kaçınmak için ilgilerini bir çocuk veya çocuklardan birine yöneltebilirler. İlerleyen süreçte bu çocukta ailenin gerginlik ortamlarında bir hastalık (Semptom) belirtisi geliştirme, aşırı duygusal tepkiler verme, bireysellik kazanamama ve aileye bağımlı kalma, sorumluluktan kaçınma davranışları gelişmeye başlar. Çıkardığı problemlerle aileyi bir arada tutmaya çalışan çocuk, günah keçisi ilan edilir. Özetle ailenin patolojisi günah keçisi olan çocukta somutlaşmıştır.
Kişiler duygusal tepkiler verme derecesini genetik ve öğrenme yoluyla devralır. İlk ailesindeki ilişkilerde bağımlılık (Füzyon) yaşayan kişi, kendini ebeveyninin aşırı ilgisinden koruyabilmek için fiziksel mesafeler, kısa süreli ve seyrek görüşmeler yaparak duyguyu kesme yoluna gider. Ama burada bağımlılık ilişkisi çözümlenmemiştir ve diğer ilişkilerinde kişi aynı bağımlılık ilişkisini yaşamaya devam eder. Tekrar sıkılır, tekrar ilişkiyi keserek başka bir ilişkiye girer.
Eş ya da partner seçimi, kişilerin kendileriyle benzer bireysellik düzeyi, ve benzer birliktelik ihtiyacı duyması ile belirlenir. Yani duygusal tamamlayıcılık vardır, ancak ilişki içinde kişiler bunun tam tersi rolleri gerçekleştirerek sürdürürler.

Aile eş terapileri günümüzde yaygındır. Aile üyeleri çatışmaları çözemedikleri durumlarda mutlaka aile ve eş terapistlerine baş vurmalıdırlar.
Evlilik ve Evlilik İlişkileri
Bu bölüm, Aile ve İlişki Terapisti Uz.Dr.Murat Dokur & Uz.Psk.Rosita Kastro'nun hazırladığı Aile ve Çift Terapileri çalışma notlarından yararlanılarak hazırlanmıştır.


Bir evlilik karmaşık ve sürekli olarak değişen bir ilişkidir.

İki insan birbirlerine olan bağlılıklarını bir törenle kutlayıp yasal hale getirdikten sonra, tüm evlilikleri boyunca sürecek olan bir sonuçla karşılaşmış olurlar. İşte şimdi amaçlarına ulaşmış ve evlenmişlerdir ama birlikte yaşamak istediklerinden mi, yoksa birlikte yaşamak ZORUNDA olduklarından mı birlikte yaşamaktadırlar ? Bir evliliğin zorunlu ve gönüllü nitelikleri bir dengeye ulaştığı zaman, bu evlilik iyi gitmeye ve eşler ilişkilerinden doyum sağlamaya başlarlar. Mutlu eşler ne denli birbirilerinden keyif de alsalar her evlilikte gelenekler, görenekler farklılıklardan ve yasal gerekçelerden kaynaklanan zorunlu özellikler bulunur.

Evlenmeden önce iki kişi arasında belirli bir ilişki türü kurulur ve bu ilişkiyi eşler birbirlerini yeterince tanımadan kurmuş olabilirler. Evlendikten sonra, evlilik eylemi eşler arasındaki daha önceden kurulmuş bu ilişkide, radikal bir değişikliği gerektirebilir. Örneğin evlenmeden önce partnerinin ufak tefek kusurlarını görmezden gelen bir kız, evlenince hemen bunları düzeltmek isteyebilir. Aynı şekilde evlilik öncesi eşinin aşırı duygusal olmasını hoşgörü ile kabul eden erkek, evlilikte eşi duygusal davrandığında çileden çıkabilir. Çoğu zaman eşler arasında evlilikte çıkabilecek sorunlar evlilik öncesi de vardır ve görmezden gelinir. Eşler hiç beklemedikleri durumlarla karşılaştıklarını söylerler ama kendi ihtiyaçlarına cevap verebilecek kişileri seçerler. Örneğin kendisini değersiz bulan bir adam, onun bu sorununa işbirliği yapacak bir kadını bulur.

Aynen saygıya yaşamında yer vermeyen bir kadın ve ona saygısız bir şekilde davranacak eş seçerler. Bir özdeyişle tencere kapağını bulur.

Birlikte yaşarken eşlerin üzerinde anlaşmak zorunda oldukları alanlar vardır; örneğin kim hangi işi ne ölçüde yapacak? Bütçeyi kim düzenleyecek ? Birbirlerine ne ölçüde karışacaklar? Koca sinirli olduğunda karısı onu bebek gibi avutmalı mı? Aynı şekilde kadın sinirli ise ne olacak ? Erkek eşine bebek gibi mi davranmalı ? Kimin yakın akraba ve dost olduğuna, eve kimlerin girip giremeyeceğine kim karar verecek ya da nasıl karar verilecek ? Evin yükünü kadın mı, erkek mi omuzlayacak ? Çocuklarla ilgili kararları kim nasıl alacak, sorumluluklar nasıl paylaşılacak ? Mutlu bir evlilik bu ve bunun gibi daha bir çok konuda eşlerin bir anlaşmaya varabildikleri bir ilişkidir.

Yeni evlilikte eşler aralarında bir sorun çıktığında sorunu farklılıklar olarak kabul edip ortak bir noktada anlaşarak ortak bir çözüm üretebilmeli, iletişim ve etkileşim kanallarını açık tutabilmelidirler. Tüm evliliklerde uyulması gereken belirli kurallar vardır.

Eşler birlikte yaşarken, yalnız hangi kurallara uyacaklarını değil, kuralların kimin tarafından konulması gerektiğini de konuşmalı ve bu konuda anlaşmalıdırlar. Bu anlaşma tüm diğer kuralların temelini oluşturur. Evliliğin ilk günleri hoşgörü içinde geçerken, zamanla kimin neyi ne ölçüde kontrol etmesi gerektiği konusunda bir güç savaşına girerler.
Bu savaşta anlaşmazlıkları çözerken hangi kurallara uymaları gerektiğini belirten kuralları da koyabilirler. Başka bir deyişle, eşler kural koymanın kurallarını koyabilirler. Örneğin eşler her konuda anlaşmak zorunda olmadıkları konusunda anlaşmaya varabilirler. Ama bu tür bir anlaşmaya varmaları da bir tür kural koyma eylemidir.

Kurallar konusundaki tüm bu açıklamalar bir evlilik ilişkisinin tümüyle rasyonel bir ilişki olduğu anlamında anlaşılmamalıdır. Eşler sessiz konuşmalarla, satır araları ve alt yazılarla birbirlerini anlayabilirler ve birbirlerine ihtiyaçlarını kurallar tanımlamadan verebilirler. Birbirlerini dinleyebilen ve eşinin duygularını anlayabilen çiftler anlaşmak istiyorlarsa, zaten bunu yaparlar. Örneğin erkek üzgünse kadın, kadın üzgünse erkeğin onu dinleyip anlayıp avutabilmesi gibi. Çiftlerin ilişkisinde ailelerinden öğrendikleri ilişki kalıpları da rol oynar. Örneğin duyguların sürekli bastırıldığı bir ailede yetişmiş kadın kocasının duygusal davranmasından aşırı rahatsız olabilir. Aynı şekilde titiz bir ailede yetişmiş bir erkek, eşinin saçaklı bir görüntüsünü tolere edemez. Ailesinden belirli bir konuşma mesafesini öğrenen kişi eşi bu mesafeye uymuyorsa rahatsız olabilir. Her ailede aile bireyleri birbirlerinden öylesine incelikli davranışlar öğrenirler ki, burada bunları incelemeye olanak yoktur. Özetle eşlerin aralarında farklı ilişki kurabilme yeteneğinden yoksun olmaları, ya da bunu öğrenememe, evlilikte önemli ölçüde mutsuzlukların doğmasına yol açabilir.

Zorunlu ilişki, örneğin çalışan bir kadın, zengin bir erkekle evlenir. Erkek eşinin çalışmasını istemez, kadın " peki " der ve zamanla ekonomik bağımsızlığını kaybederek gelecek kaygısı ile eşinin her türlü olumsuz tavrını tolere ederse, kadın için evlilik zorunlu hale dönüşür. Erkek içinden, karısı çalışmadığı için tüm maddi yükün kendi omuzlarında olduğunu düşünerek, içten içe eşine kızarak, onu küçümsemeye başlayabilir. Küçümsenen kadın kendini geriye çeker, erkek bu sefer öfke duyar ve böylece kısır bir döngü oluşur. Ya da erkek, evlenmek istemediği sevgilisi bundan dolayı intihar girişiminde bulunduğu için veya hamile kalan bir kadınla evlilik gerçekleştirebilir. Bu zorunlu bir evlilik olmuştur. Adam bir felaketi önlemek için mi evlendiği, kızla vicdan azabı çekmemek için mi evlendiği konusunda kuşkulara kapılırlar ve bu çiftin sorunları bitmez.

Evlilikte eşlerden biri diğerinin tolere edilemeyecek davranışlarına sürekli göz yumarsa bu evlilik zorunlu bir ilişkiye dönüşür. Özellikle her türlü davranışları hoş görü ile karşılanan eş, zamanla eşinin kendisi olmadan olamayacağını düşünür. Bu tür eşler arasında kolaylıkla çatışma döngüsellikleri gelişir. Örneğin bir kadın kocasının başka seçeneği olmadığı için kendisiyle yaşadığını düşünmeye başladıysa, artık bu kadına kocasının sevecen davranışları bile batmaya başlar. Kayıtsız kalır, ya da ters davranır. Adam bu davranışlara karşın karısına daha çok ilgi gösterirse kadının kocası hakkında düşüncesi pekişir. Ama adam karısının bu davranışlarına karşı çıkarsa ve karısının çok geçimsiz olduğunu söyleyip boşanmak istese, bu kez kadın adama yapışır ve kocasını çok sevdiğini söyler. Bunun üzerine adam karısına karşı eskisi gibi hoşgörülü bir şekilde davranırsa yine eski kısır döngünün çarkları dönmeye başlar ve kadın kocasının kendisinden ayrılamayacağını düşünmeye başlar. Eşler arasındaki çatışmaların bir kısmı seksüel ilişkiler üzerinden yaşanır. Eşlerin seksüel ilişkilerinden zevk alabilmeleri için, karşılıklı olarak birbirlerini uyarabilmeleri , erotize edebilmeleri gerekir. Bazen utangaç davranmalar kadar, seksüel ilişkide de gücün eşit paylaşımı ve bakışık ilişki gereklidir. (Bakınız ilişki ve ilişki problemleri, Aile ilişkileri)

Eşler arasında seksüel çatışmalar çeşitli şekillerde gelişir. Örneğin erkek yalnız kendi canı istediği zaman, karısına yakınlaşarak sevişmek isteyebilir. Kadın buna itiraz edebilir ve kendisinin ikincil bir konuma itilidiğini belirtebilir. Karı koca isteklerini açıkça ifade ediyorlarsa çatışmaların çözümü kolaylaşır. Ama eşler birbirlerine ne istediklerini açıkça ifade etmiyorlarsa, o zaman çatışmaların çözümü güçleşir. Örneğin bir kadın sevişmek ister ama bunu söylemek yerine , kocasının anlamasını ve teklifin ondan gelmesini bekleyerek kocasına arkasını dönüp yatar. Erkek ise tam tersi, eşi kendiyle sevişmek istemiyor sanıp oda sırtını dönüp yatar. Bu tür bir iletişim örüntüsü içinde zamanla ikiside sevilmediklerini düşünmeye başlarlar. Bu eşler, ilişkilerinin tanımlanması sorununu çözüp , isteklerini birbirlerine açıkça söyleyebilme yürekliliği kazanmış olsalar, üzülmek yerine sevişmenin tadını çıkarabilirler.

İlişkide gücün kimde olacağı ve ilişkiyi kimin kontrol edeceği konusunda bir savaş varsa, eşler çatışmaları çözümleyebilmek için seksüel ilişkilerinden de yararlanmaya çalışırlar. Kadın kocası tarafından küçümsendiği düşüncesine kapılmışsa, kolay yutulur bir lokma olmadığını kocasına kanıtlamak için, kocasının sevecen davranışlarına kayıtsız kalabilir. Adam bir kaç kez deneyip sonuç alamazsa o da kendi kabuğuna çekilebilir. Bir süre sonra kadın geri döner ve kocasıyla sevişir ama sanki hep o istiyormuş düşüncesine kapılarak kocası tarafından küçümsendiği kanısı pekişir. Seksüel anlaşmazlıklar ilişkinin tanımlanması sorunlarından bağımsız değildir. Eşlerin birbirlerine davranışları yaşamlarındaki diğer kişilere davranışları ve seksüel ilişkideki davranışlarında da gözlenir. İlişkinin diğer alanlarında eşine hayır diyemeyen bir kadın, sevişirken de kocasına hayır diyemez. Eşine buyurgan bir şekilde davranan kadın, kocası akşam gelirken birşey satın alıp gelse bile gene kocasına buyurgan davranır. Özetle eşlerin ilişkileri nasılsa, seksüel ilişkileri de öyledir. İlişkilerinin tanımlanması sorununu çözebildiklerinde, seksüel sorunlarını da çözerler.

Eşler arasındaki paradoksal iletişim fizyolojik rahatsızlıklara da dönüşebilir. Örneğin kocasını seksüel olarak uyaran bir kadın , bir neden bulup kocasıyla cinsellik yaşamazsa, kocasıda kadının bu davranışıyla işbirliği yapabilir; iktidarsızlık ya da erken boşalma problemlerine yakalanabilir.

Eşler kavga ettikleri zamanlarda birbirlerine düşündükleri herşeyi ifade edebiliyorken, normal zamanda " onu kırar, incitirim " korkusu ile söyleyemediklerini söylerler. Bu kavga eşlerin kendilerini anlamalarını sağlar. Eşler kavga anında bir biçimde birbirlerini korumayı bırakmışlardır. Çiftlerin birbirlerini koruması son derece normaldir. Ama aşırı korumacılık da çiftlerin ilişkisine zarar verebilir. Örneğin bir kadın kocasını incitirim düşüncesiyle, onun hoş olmayan bir davranışını söylemezse, kocasına iyilik değil kötülük yapmıştır. Aynı şekilde kadın kocasından yüksek statüye geçmemek için, kişisel başarısını engellerse, bunu ilerde kocasına karşı koz olarak kullanabilir. Bazen eşlerden kimin kimi koruduğu da belli olmayabilir. Erkek " Eşim çok mahçuptur. Böyle seksüel konulardan utanır " derken aslında kendi utanıyor olabilir.

Bazen eşlerin belirtisel davranışları birbirleriyle örtüşür. Erkek sürekli kalp krizi geçireceğinden yakınır. Fobik gibi görünen bu belirti, eşiyle ilişki açısından incelenirse, erkeğin kalbinden yakınmadığı durumlarda kadının kendi dünyasına ve depresyona çekildiği görülür. Erkeğin kalbinin sıkışması durumu kadını kendi depresif dünyasından çıkarır. Kadın eşiyle ilgilenir ve depresyonundan çıkar. Erkek iyileşirken kadın tekrar depresyona girer ve bu döngü tekrarlayarak bir sistem oluşur.

Tüm bu örneklerde çiftlerin arasındaki ilişki biçimlerini görüyoruz. Kabaca çiftlerin ilişki kurma sistemleri dört ana grupta toplanır :

1-Simetrik ilişkiler

2-Tamamlayıcı ilişkiler

3-Paralel ilişkiler

4-Meta-complamenter ilişki




1. Simetrik ilişkide bir davranış diğer kişiden aynı şekilde cevap görür ve güç tırmanmasına yol açar politikacılar arasında sık görülür. Ben güçlüyüm- Ben daha güçlüyüm yada ben güçsüzüm - ben daha güçsüzüm ilişki biçimidir bu.

2. Tamamlayıcı ilişki birbirine ters tutum ve davranışlarla birbirini tamamlayan ilişki biçimidir. Biri neşeli - Diğeri karamsar, biri öğretmen diğeri öğrenci, biri hasta diğeri kendine baktıran gibi.

3. Paralel ilişki- (Eşit)
Burada kişiler her iki türlü ilişkiye zaman içinde uyumla sürdürebilirler, yardım eden yardım da alabilir.

4. Meta - Complomanter ilişki
Aynı anda hem simetrik hem tamamlayıcı ilişki tanımı vardır. Örnek : Bana hükmetmeni istiyorum.

Bir ilişkinin kimin tarafından kontrol edileceği sorunu ile herkes karşılaşır ve herkesin bu sorunla uğraşmak için belirli teknikleri vardır.

Bir ilişkinin kontrolünü kazanmaya çalışmak patolojik değildir. Fakat kişi bir ilişkiyi kontrol etmeye çalıştığı halde kontrol etmediğini söylerse o zaman bu kişi belirtisel bir şekilde davranmak zorunda kalır. Birbiriyle iyi anlaşan eşler ilişkilerinde kimin nereyi kontrol edeceğini iyi bilirler. Örneğin erkek parayı kadın sosyal yaşam programları gibi sorunlu ilişkiler, kişilerin ilişkilerinin hangi alanının kimin tarafından kontrol edileceğini saptayamadıkları ve bu konuda bir anlaşmaya varamadıkları ilişkilerdir. Sorunlu ilişkilerde biri ilişkinin belirli bir alanını kontrol etmek istediği zaman diğeri de aynı alanı kontrol etmeye çalışır ve savaş çıkar. Bu savaş bazen ince, açık ve zenginlik içeriyor olabildiği gibi, kaba, pasif direnç ve fiziksel kavga ile de bitebilir.

Sorunlu ilişkiler her zaman Psikiyatrik belirtiler doğurmaz. Bir ilişkide kişilerden biri diğerinin davranışını kısıtlayıp bunu yapmadığını söylerse ilişki patalojik nitelik kazanır. Kadın kocasını evde olmaya zorlar ama kendini yadsır. Yani eşini sürekli zorladığının bilincinde değildir. Örneğin bir erkek arkadaşıyla yemeğe gitmek veya maça gitmek istediğinde, karısının başı ağrır, başı döner ve düşüp bayılabilir. Psikolojide kadının sürekli hastalık çıkararak kocasını evde tutabilmesine kadının İKİNCİL KAZANÇLAR adı verilir.


(Bakınız ilişki ve ilişki problemleri)
Boşanma ve Boşanma Terapileri
Bu bölüm, Aile ve İlişki Terapisti Uz.Dr.Murat Dokur & Uz.Psk.Rosita Kastro'nun hazırladığı Aile ve Çift Terapileri çalışma notlarından yararlanılarak hazırlanmıştır.


Boşanma iki insan arasındaki duygusal ve kişisel beraberliğin sona ermesidir. Bazen bir çift evli olarak kalabilir ama aralarında duygusal olarak bir boşanma olmuştur. Ama ailelerin kendilerine yaklaşımı, sosyal baskı, kültürünün etkisi, dini inançlar evlilik süresinde edinilmiş mülk ve paylaşımı varsa çocuklarının durumu nedeniyle çiftler bir arada yaşamaya devam edebilirler.

Bazen de çiftler şekilsel olarak evlerini birbirlerinden ayırabilirler veya yasal olarak boşanabilirler ama eğer duygusal olarak birbirlerinden boşanmamışlarsa birbirlerini ilişkiye çekme ve itme arasında gidip gelebilirler. Bir tanesi yeni bir partner ile yeni bir yaşama geçene kadar bu itme- çekme devam edebilir.
Evli bir çiftin beraberliğinde sıkıntı hissi, keyifli hissetmekten daha fazla yoğunlaştığı noktada çiftin problemleri de başlar. Evlilikte neden sıkıntı duygusunun arttığı sorunu ise çiftlerin dinamiklerine göre değişir. En görülen etkenler şunlardır :

1 - Çiftin birbirini aşırı ölçüde kontrol etme ihtiyacı

2 - İlişkiyi kimin kontrol edeceği sorusu güç savaşı

3 - Çiftlerden birisi yada her ikisinin duygularında değişme , eşlerin birbirini artık çekici ve erotik bulmaması. Birinin diğerini erotize edememesi.

4 - Çiftin birbiriyle konuşmaması iletişimlerinin çeşitli nedenlerle kesilmesi ( Çocuklar; birbirlerine kızgınlık,toplumsal roller, para gibi)

Her bireyin ve çiftin problemleri olması normaldir. Önemli olan bu problemleri çözebilme ve ileriye doğru hareket edebilmektir. Çiftin problemlerini çözebilmeleri içinde önce birbirleriyle konuşabilmeleri gerekir. (Bakınız ilişki ve ilişki problemleri)


Boşanmanın 3 dönemi :


1- BOŞANMA ÖNCESİ DÜŞÜNME DÖNEMİ


Duygular : Çiftlerde birbirlerine yabancılaşma başlar. İlişkide tatminsizlik ve bu gerçeğin farkedilmesiyle korku, üzüntü, kaygı, kaos, yetersizlik duyguları, boşluk hissi ve suçluluk duyguları oluşur. Eşler birbirleriyle sürekli tartışırlar, yüzleşmeye çalışırlar, terapi arayışına girebilirler. Birbirlerine karşı fiziksel ve duygusal olarak içe kapanma, çelişkili duygular yaşamak, zaman zaman eski sevecenliklerini kazanma çabaları görülür. Bir süre de negatif iletişimler ve negatif duygularla yaşarlar.


2- BOŞANMA SÜRESİ - MAHKEME DÖNEMİ DUYGULAR VE DAVRANIŞ

Çiftlerden birinde veya her ikisinde depresyon görülebilir. Kızgınlık, ümitsizlik, çaresizlik duygularına bağlı olarak karşı tarafla pazarlık yapma, kavga, tehdit, inkar, intihara baş vurma, yas tutmak görülmeye başlar. Ardından gelen yoğun öfke sonrası fiziksel olarak ayrılarak kanuni işlemler başlatılır. Ekonomik düzenlemeler ve varsa çocuklarla ilgili pazarlıklar başlar.

Kızgınlık , öfke, üzüntü, çaresizlik, yalnızlık duygularıyla yas süreci yaşandıktan sonra akraba ailelere ve arkadaşlara söyleme süreci başlar.


3- BOŞANMA SONRASI- DENGELERİN TEKRAR KURULMASI DUYGULAR VE DAVRANIŞLAR

Bu dönemde coşku ve iyimserlikle boşanma eylemi sonuçlandırılır. Kararlı davranışlarla yeni arkadaşlıklar ve merak duygularıyla yeni aktivitelerde roller alınır. Varsa çocuklar için yaşam günlük bir rutine oturtulur. Yavaş yavaş durumu olduğu gibi kabul etme, yeni bir kimlik oluşması, kendine güvenme ve duygusal boşanmayı tamamlama, kendinden emin olma, enerji ve coşku, bağımsızlık ve bireysellik duygularının yükselmesi ile birlikte yeni partner veya sevgi nesnesi arama dönemi başlar. Çocukların durumlarına alışmaları ve kabullenmeleriyle birlikte yeni yaşam biçimi oluşur.



Dr.Tülay ARSU


Kaynak : Psikom

Anasayfa- Kadın sağlığı - CinsellikÜroloji Estetik ve Güzellik - Cilt sağlığı- Ruh sağlığı - Kbb
Göz sağlığı -Diet ve Egzersiz - İlkyardım - Kalp sağlığı-Sinir sağlığı-Genel sağlık-Çocuk sağlığı-Bitki sağlığı-Fizik tedavi-Sevgi
Copyright 1998-2001 www.hastarehberi.Com - Tüm hakları saklıdır.